7 Aralık 2022

Yahyâ Kemâl, annesini yâd ettiği ve Üsküb’ü anlattığı “Kaybolan Şehir” başlıklı şiirine:

            “Üsküb ki, Yıldırım Bâyezîd Hân diyârıdır,

Evlâd-ı Fâtihân’a onun yâdigârıdır.”

mısrâlarıyla başlar.

            Tamâmı fevkalâde bir edebî söz bahçesi olan bu şiirde sözü edilen “Evlâd-ı Fâtihân”ın içinde, Yahyâ Kemâl’in kendisi de vardır. Türk edebiyâtının en büyük şâirlerinden biri olan Yahyâ Kemâl, bir Evlâd-ı Fâtihân çocuğudur.

            Orhan Gâzî’nin kutlu saltanatında, Şehzâde Gâzî Süleyman Paşa’nın başbûğluğundaki Türk kuvvetleri, Rûmeli Yakası’na geçerler ve Gelibolu yalılarından başlayarak Avrupa kıt’asında fetih yürüyüşü başlatırlar. Tâlihsiz bir at kazâsında hayâtını kaybeden ve Türklüğü mâteme gark eden Gâzî Süleyman Paşa’nın bu Rûmeli fütûhâtı, kardeşi Şehzâde Murâd’a mîrâs kalır. Babası Orhan Gâzî’den sonra Osmanlı Tahtı’na oturan Murâd, şân ve zaferle dolu ömrüne, Kosova Sahrâsı’nda hâin bir Sırp askerinin hançeri ile ve dahî şehâdet şerbetini içerek nokta koyar.

            Yıldırım Bâyezîd, cenk meydânında kurulu Otâğ-ı Hümâyûn içinde yeni pâdişâh olur. Onun, dillere destân kahrâmanlığı ve cesâreti, hem babasından, hem de amcası Süleyman’dan beslenmiş bir şecâat pınarıdır. Yahyâ Kemâl’in Üsküb şehrinde gördüğü Yıldırım Bâyezîd yâdigârı izler, boşuna değildir. Gâzî Süleyman Paşa’nın Rûmeli’ne ayak bastığı ândan başlayarak, bu yeni diyâra, Anadolu’dan akın akın Türk âileleri getirilmiş, yeni vatanlarının her karışına özenle iskân edilmişlerdir. Bizim, bugün “Evlâd-ı Fâtihân” dediğimiz akıncı rûhlu Türkler, hep Gâzî Süleyman Paşa’dan, Murâd-ı Hudâvendigâr’dan ve Yıldırım Bâyezîd’den ruhsatlı, azîz cedlerimizdir.

            “Evlâd-ı Fâtihân”ın Anadolu’dan hicret edip Rûmeli ve Balkan Türkiyesi’ne ayak basması, hem Türk târîhinin, hem de Dünyâ târîhinin pek mühim gelişmelerimnden biridir. Zîrâ, “Evlâd-ı Fâtihân” tâbirinin içini dolduran Türk zümreleri, hem çiftine ve çubuğuna sâhip çıkmış, hem de o muazzez vatan toprağını, bizzat koruyup muhâfaza etmiştir. Yâni, bu Türkler, dâimî askerlik yapmışlardır. Onlar, bir tarafdan bulundukları beldeleri Türkleştirmiş, bir yandan da yeni fetihlere koşarak, akıncı türküleri söylemişlerdir. Bütün bu fedâkârlıkları dikkate alan Türk Cihân Devleti, “Evlâd-ı Fâtihân”a birtakım imtiyâzlar bahşetmiştir. Vergi muâfiyeti başta olmak üzere, bu Türklere sağlanan imkânlar, onların yapıp ettikleri yanında, bir hiç mesâbesinde kalmıştır.

            “Evlâd-ı Fâtihân”, Osmanlı askerî yapısının temel taşlarından birisidir. O, aynı zamânda Rûmeli ve Balkanlar’da görülen Türk sivil yaşayışının da çekirdeği olma şerefini taşır. Bunca zulüm, göç ve tâlihsizliğe rağmen, dışımızda kalan Rûmeli ve Balkan arâzisinde, bugün hâlâ Türk nüfûsdan bahsedilebiliyorsa, bunun sırrı, “Evlâd-ı Fâtihân”dadır.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: