4 Ekim 2022

1406 yılında vefât eden İbn Haldûn, hayat defterine pek çok iyi, güzel ve doğruyu sığdırmış tâlihli insanlardandır. Onun yaşadığı dönem, Osmanlı Devleti’nin XIV. asırdaki târîhiyle çağdaştır. Ölümünde, Ankara Muhârebesi yapılalı iki yıl olmuştu. Sultan Yıldırım Bâyezîd hayatta değildi. Yıldırımoğulları, birbirleriyle kıyasıya ve öldüresiye bir saltanat mücâdelesine girişmişlerdi. Süleyman, Îsâ, Mûsâ ve Mehmed Çelebîler, Timur’un müsaadesi dâhilinde, onun ekmeğine yağ sürercesine iktidâr ipini çekiştiriyorlardı.

İbn Haldûn, Memlûk Sultanlığı’nda Mâlikî Başkadılığı’na kadar yükselmişti. Bir Türk devleti olan Mısır merkezli bu büyük siyâsî teşkilât, Asya ve Afrika’da çok geniş topraklara sâhipti. Güney ve Güneydoğu Anadolu’da, küçümsenmeyecek bir arâzi, Memlûk hâkimiyetinde idi. Dulgadıroğulları ve Ramazanoğulları başta olmnak üzere, bâzı Anadolu Türk Beylikleri de, Memlûk nüfûzunda bulunuyorlardı Memlûk Sultanlığı’nın devlet yapısında, Osmanlı’daki Şeyhülislâm’ın karşılığı olmak üzere dört Sünnî mezhebin yüksek dereceli temsîlcilerinden oluşan dört kişilik bir Başkadı Hey’eti vardı. Hanefî, Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikî mezhebleri, bu hey’ette, aynı derecede ve seviyede temsîl ediliyordu. İşte İbn Haldûn, bu komisyonda Mâlikî Başkadısı idi.

Bu dinî vasfına bakarak, İbn Haldûn’u, dar bir çerçeveye sıkıştırmamak lâzımdır. 5 Eylûl 1857 günü Paris’de ölen Auguste Comte, pek çok mahfîlde sosyoloji ilminin kurucusu olarak bilinir. Hâlbuki, ondan 451 yıl önce rahmetli olan İbn Haldûn, sosyoloji sâhasında daha kuşatıcı ve îcâd kaabiliyeti bulunan sözlerin sâhibidr. Yavaş yavaş, Comte’un bu unvânı, İbn Haldûn’a devredilmektedir. Hem İslâm Âlemi’nde, hem de Batı Dünyâsı’nda, sosyolojiyi, İbn Haldûn’un kurduğu, ileri seviyede kabûl görmeye başlamıştır.

“Mukaddime” isimli hacimli eserinde, târîhî gelişmelerle birlikte insan topluluklarının yaşadığı muhtelif safhaları da dile getiren İbn Haldûn, bu arada devletlere ömür biçen bir nazariyeyi Dünyâ’nın dikkatine sunmuştur. Buna göre, insanlar gibi, devletlerin de belli hayat devreleri vardır. Doğan, büyüyen, gençlik dönemine ulaşan, yaşlanan ve ölen insanların kurduğu devletler de, aynı safhalardan geçerler ve sonunda ömürleri biter.

İbn Haldûn’un ölümünden 111 yıl sonra, 1517’de, Yavuz Sultan Selîm Hân’ın kazandığı Rîdâniyye Zaferi, Mukaddime müellifinin Mâlikî Başkadılığı yaptığı devleti, yâni Memlûk Sultanlığı’nı târîhin arşivine kaldırıyordu. Elbette, İbn Haldûn, bahsi geçen nazariyesini ortaya atarken, kendinden önceki asırlara bakarak delîl topluyordu. Ancak, oldukça üst seviyede bir makâmda bulunarak temsîl ettiği kendi devletinin de bu nazariyeyi doğrulaması, ondaki zihin isâbetini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Rahmetli Cemil Meriç’in, keskin ifâdelerle okuyucu önüne çıkan dimâğ örücü söz keşifleri arasında, hayli zengin bir İbn Haldûn paragraf yekûnu vardır. İbn Haldûn, aslâ ihmâl edilmeyecek bir mevkide, okuma ve düşünme konusu yapılmalıdır. Fânî ömrünü tamamlayalı altı asırdan fazla olmasına rağmen, fikir ve eserleri ter ü tâze duruyor..

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: