3 Temmuz 2022

Milli ve manevi değerlere önem veren insanlar,  başta Millet olmak üzere milli-millete ait olan her şeyi, milleti millet yapan tüm değerleri sevmeli, değer vermeli ve el üstünde tutmalıdır. Bunun başka bir izahı yoktur.             

Milletine ve milletinin değerlerine kıymet vermeyen, onun dinini, dilini, kültürünü, gelenek ve göreneklerini, şiirini, edebiyatını, şarkısını, türküsünü, tarihini sevmeyen bir milli hareket ve bir milliyetçi düşünülemez. Esasında Milli hareketler de millete ve milletin değerlerine dayanırlar. Bu gibi hareketlerin ve insanların birinci önceliği milleti ve onun değerleridir.             

Bazı insanlar, kitaplarda okudukları ve geçmişlerinin faziletlerini ihtiva eden görüş ve düşüncelere olduğundan daha çok manalar yüklerler “tarihte şöyleydik, böyleydik” diyerek dolayısı ile dünde kalırlar. Geçmişin, iyi taraflarını almanın bir mahsuru yoktur elbette ama o ahlak ve fazilet mücadelesinden dersler çıkararak günümüz meselelerini incelemekte hem gereklidir hem de mümkündür. Önemli olan geçmişin hayalleri ile yaşamak değil, geçmişi basamak yaparak gelecek üzerine hayaller kurmaktır. Geçmişte başarılanların sebepleri üzerinde durmak gerekir. Şurası bir gerçektir ki; Devlet olarak, millet olarak bu gün bazı konularda başarılı olamıyor ve hatta birliği dahi sağlayamıyor, her konuya mutlaka bir eleştiri getiriyoruz. Karşımızda bulunan herkesi mutlaka aşağılıyor, hatta halkı bile “koyun, sürü” diye alay mevzuu yapıyoruz.  

Aslında böyle yapmak, her konuya bir eleştiri getirmek yerine dün başarılan durumları en ince teferruatına kadar incelemeli. Oradan dersler çıkartılmalı. Fakat orada/geçmişte kalınmamalıdır. 

Bu yüzden Milli ve manevi değerlere önem veren insanlar, bazen var olan, içinde yaşadığı bir millet yerine var olmayan, geçmişte ve hayallerde yaşayan bir milleti severler ve o hayali millet adına hareket ederler, bu yanlış bir düşüncedir. Tarihte yaşanmış bir olayı olduğu gibi bu güne taşıma imkânı yoktur. Önemli olan bu günü yaşamak dünden ders çıkartmak ve dünü basamak yapmaktır. Var olan ve yaşayan milletin dertleriyle ilgilenmek, onun problemlerine çare bulmak için geçmişi ile övünebilir onu sevebilir, değer verebilirsiniz.             

Kafasında idealize ettiği hayali bir millet-halk için mücadele eden, onun yücelmesi için çalışan bir insan içinde yaşadığı toplumu tanıyamaz ve anlayamaz. Anlamaya da çalışmaz. Çünkü onun kafasında idealize ettiği millet gerçek hayatta yoktur. Bazen de içinde yaşadığı toplumdan memnuniyetsizlikle söz ederi, hatta toplumun önemli bir kesimini gerilikle, cahillikle, suçlayarak onlara “koyun, sürü” diyerek aşağılarlar. Bu yanlış bir tutumdur. Toplumun geldiği bu günkü durumu tarihi seyri içinde değerlendirmeye tabi tutmak gerekir. Netice itibariyle aradığımız şeyleri bulamadığımız halkımıza kızmak yerine onu anlamaya çalışmak ve hangi sebep ve saikle bu durumdadır diye incelemek gerekir.             

İçinde yaşanılan toplum zamanla değişmiş, eskisi gibi davranışlar sergilememiş olabilir bu yüzden ise o idealize edilen millete uymadığı için hayal kırıklığına uğramak mukadderdir.             

Öyle ya da böyle, Milleti olduğu gibi sevmek gerekiyor, çünkü zamanla iç ve dış düşmanların, misyonerlerin, Avrupa’ya gönderilen öğrencilerin olumsuz tesirleriyle eski gücünü koruyamasa da, eski alışkanlıklarını devam ettirmese de bu millet o millettir. Onun değerleri de yüzyıllar içerisinde oluşmuş ve fakat bazen bozulmuş, bazen de tamamıyla olmamakla beraber değişmiş de olabilir. Türk milletinin cevheri aslisi ise yaşamaktadır.             

Tek parti döneminde ise devlet eliyle çağdaşlaşma adı altında girilen batılılaşma yolunda netice itibariyle gelinen noktada ne batılı gibi olunabilmiş ne de eskisi gibi kalınabilmişiz. Batılılaşacağız çağdaşlaşacağız diye milletin hem enerjisi hem de zamanı boşu boşuna harcanmıştır.             

İçinde yaşanılan milleti bir kenara bırakarak hayaldeki millete uymayan,  gerçek hayattaki millete kızılır, azarlanır, satılmış, geri, cahil derler. Bu yanlıştır. Eğrisiyle doğrusuyla bu millet bizim milletimizdir. Milletimize kızmak yerine onu anlamak gerekiyor.             

“….. Milliyetçiliğin ana hedefi Türkiye’de milli kültür bütünlüğünü ve onunla birlikte siyasi bütünlüğü kurmaktır. Hakikatte münevver kültürü ile halk kültürü arasındaki köklü farklar siyasi bütünlüğü de sarsacak mahiyettedir. Münevver’e göre halk Türkiye’nin siyasi kaderini tayin edecek olgunluğa erişmemiştir; o’na münevverin kıymet sistemini –hangi yoldan olursa olsun– aşılamadıkça demokrasiden sadece zarar gelebilir. İşte politikacıların kendi aralarında konuştukları ile halk arasında söylediklerinin birbirini tutmayışı, her iktidar denemesinin halk için yeni bir hayal kırıklığı yaratması bilhassa bu yüzdendir.” (Türk Kültürü ve Milliyetçilik, Erol Güngör, Ötüken Neşriyat,  İstanbul 1978, S: 32 

Yazar Hakkında:

Kenan EROĞLU

Yazarın diğer makalelerinden: