30 Kasım 2022

Askerlik mesleğinin ayrılmaz bir parçasıdır, askerî tatbikatlar. Yaşanılan zorunlu askerlik sürelerinde daha sonraları anımsanılan ve en çok anlatılan konulardan biridir, askerî tatbikatlar. Askerî tatbikatlar, genellikle savaş sırasında gerçekleşebilecek olası durumları ve savaşın etkilerini ortaya çıkarmak üzere icra edilen etkinliklerdir. Arapçadan dilimize geçen bu terim, “askerî birlikleri savaşa hazırlamak üzere gerçekleştirilen denemeler” anlamına gelmektedir. Askerî tatbikatlar “gerçek tehdidi” karşılayacak şekilde planlanır, bir olay akış senaryosu içerisinde gerçeğe yakın bir biçimde uygulanır. Askerî tatbikatlar esnasında öğretilerin, doktrinlerin uygulanması sınanır, kontrol edilir; komuta, manevra, silah sistemleri gibi yeteneklerin gerçek savaşın koşullarını karşılama durumları irdelenerek gerekli düzenlemeler yapılır. 

Hiç kuşkusuz ‘Modern Savaş’ın teknik ve taktik özelliklerinden birisi de askeri tatbikattan ya da tatbikat görüntüsünden doğrudan savaşa girilmesidir. Askerî tatbikat içerisinde olaylar öylesine enjekte edilir ve gelişir ki, tatbikata katılacak askerî personelin haberi bile olmadan bir anda kendilerini savaşın ortasında bulabilirler. Bunun için belirlenen hedef ülke çevresinde birçok yerde askerî tatbikatlar gerçekleştirilebilir. ABD temsilciler Meclisi Başkan Nancy Pelosi'nin uçağının Tayvan'a inmesinin hemen ardından ada çevresinde altı yerde birden "bir dizi askeri tatbikat" düzenlenmiştir. 

Aslında birçok mesajların verildiği askerî tatbikat bir vesiledir. Tatbikat vesilesiyle müttefiklik ilişkilerine dair de mesajlar verilebilir. Zaman zaman yapılan müşterek harekatlarda müttefiklerin yalnız olmadığının gözler önüne serilmesi de özellikle amaçlanır. Bu nedenle tatbikata katılacak aktörler birlikte ya da bütünleşik olarak verecekleri mesajlar son derece önemlidir. İkinci Dünya Savaşında yaşanan kutuplaşma askerî alana da yansımış ve oluşan denge içerisinde gerginlik, hiçbir zaman taraflar arasında sıcak bir çatışmaya dönüşmemesine karşın, her anlamda tarafların birbirini yıpratmaya, yormaya çalıştığı da görülmüştür. Tatbikatlar aynı zamanda verilen bir caydırıcılık mesajıdır. Örneğin, soğuk savaş döneminde askerî tatbikatlar ve güç gösterileri bir caydırıcılık unsuru olarak öne çıkmıştır. Askerî tatbikatlar ve güç gösterileri ise bu dönemin caydırıcı unsuru olarak kendisini göstermiştir. Soğuk Savaş Döneminde NATO tatbikatlarının niteliği NATO’nun kararlı duruşunu da yansıtmıştır. NATO içerisinde askerî tatbikatlar bir anlamda “gerçek tehdidi” karşılayacak şekilde planlanır ve uygulanır. Soğuk Savaşın ilk dönemlerinde FALLEX (Fall Exercise) denilen “Sonbahar Tatbikatları” NATO’nun en yüksek düzeyli tatbikatlarını oluşturuyordu. Daha sonra tekli yıllarda Kış Tatbikatı ve Sivil Askerî Tatbikat (WINTEX-CIMEX (Winter Exercise-Civilian and Military Exercise): Nükleer boyutu da olan Kara, Deniz ve Hava unsurlarını kapsayan ve stratejik, operatif ve taktik alanları kapsayan takviye tatbikatı) ve çift sayılı yıllarda Yüksek Düzeyli Tatbikat (HILEX (High Level Exercise): Toplu savunmada güvenlik ortamı anlayışını içeren NATO Genel Karargahına yönelik personel eğitim tatbikatı) yapılmaya başlanmıştır. Gerçekten son derece etkili olan bu tatbikatlar ve Varşova Paktının dağılmasında önemli bir role sahip olmuştur. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra ise toplu savunma konusu NATO tatbikatlarının tek odağı olmaktan çıkmaya başlamıştır. (1) 

Bir caydırma önlemi olarak da icra edilen askerî tatbikatlar, zaman zaman çap olarak öylesine büyük olarak planlanır ki, bir anda gövde gösterisine bile dönüşebilir. Örneğin, Vostok (Doğu) tatbikatlarının dördüncüsü Şanghay İşbirliği Örgütünün “Semerkant Zirvesi” öncesi “Vostok-2022” adıyla 30 Ağustos-5 Eylül 2022 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir. Tatbikata Çin, Belarus, Hindistan, Tacikistan ve Moğolistan’ın da katılmıştır. Hemen şu olgu sorgulanır, tatbikatın zamanlaması uygun mudur, tatbikat senaryosu  nedir ve ne mesaj verilmek istenmiştir? Hiç şüphe yok ki bu konu inceden inceye planlanır ve işleme konulur. Nedeni de açıktır. Öncelikle Rusya, Ukrayna’yla “Batı Cephesi”nde savaşmaktadır. Vostok tatbikatları ise “Doğu Cephesi” için yapılan bir hazırlık mahiyetindedir. Bu anlamda Rusya, halihazırda yürüttüğü savaşa karşın bir güç gösterisi yapmak ve doğusundaki ülkelere karşı elinin hiç de zayıf olmadığını göstermek istemiştir. Ancak daha da önemlisi Kremlin yönetimi, rutin askerî faaliyetlerini ifa etmek suretiyle Ukrayna’da işlerin planlandığı gibi gittiği yönünde bir izlenim oluşturmayı birincil hedef olarak belirlemiştir. Bundan başka Rusya, tatbikat vesilesiyle müttefiklik ilişkilerine dair de birtakım mesajlar verme ihtiyacı hissetmiş olduğu da açıkça görülmektedir. Bunların başında ise Rusya’nın yalnız olmadığının gözler önüne serilmesi amacı gelmektedir. Bunlara ilaveten Moskova yönetimi, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başta olmak üzere “Özgür ve Açık Hint-Pasifik Stratejisi”nin mimarlarına, anılan politikayı akamete uğratabilecek güce sahip bir aktör olduğu mesajını da vermektedir. Bu konuda Kremlin’in Yeni Delhi’nin dış politikadaki stratejik özerklik elde etme çabalarını kullanmak istediği bile öne sürülebilir. Dört yıllık periyotlar halinde düzenlenen Vostok tatbikatları, daha önce 2010, 2014 ve 2018 senelerinde yapılmıştır. (1) 2018 yılındaki tatbikata Çin Halk Kurtuluş Ordusu da katılmış ve 300.000 personel, 1000’den fazla uçak ve helikopter, 36 bin tank ve zırhlı aracın görev yapması nedeniyle Vostok-2018, Soğuk Savaş sonrasındaki en büyük askeri tatbikat olarak literatürdeki yerini almıştır. Tatbikat icra edilmesi hiç kuşku yok ki, caydırıcılığın parametrelerini de oluşturmaktadır. İşte “Vostok Tatbikatları”na bu noktadan bakıldığında “Doğu Cephesi”nde yaşanabilecek muhtemel çatışmalara hazırlıksız yakalanmamak, Çin’le ittifaka dair kararlılığını ortaya koymak, Belarus’la olan entegrasyon sürecinin sürdüğü mesajını vermek, ABD’ye Hint-Pasifik bölgesinde Hindistan üzerinden darbe vurmak ve hatta Yeni Delhi’nin bir “Truva Atı” olduğu izlenimini oluşturmak ve Tacikistan üzerindeki etkisini koruduğunu göstermek amaçlanmıştır. Tatbikatın ortaya koyduğu en önemli jeopolitik gerçeklik ise Moskova-Pekin hattındaki ittifaka Yeni Delhi’nin dahil olması halinde Orta Asya’daki Türk cumhuriyetlerinin derin bir kuşatmayla karşı karşıya kalabileceği gerçeğidir. 

Soğuk savaş sırasında iki blok arasında son zamanlarda da bloklaşmanın bir göstergesi olarak özellikle askerî tatbikatların konsepti bariz bir biçimde caydırıcılık ve gözdağı olarak anlaşılmaktadır. Ancak, bununla beraber, son yıllarda Yunanistan ve GKRY de benzer şekilde Türkiye’ye karşı askerî tatbikat seçeneğini tacizkâr, tahrikvari ve tehditkâr bir tutum olarak çok açık bir şekilde kullandığı görülmektedir. Yunanistan ve uluslararası hukuka aykırı şekilde 2004 yılında AB üyesi yapılan GKRY, Türkiye’ye karşı ittifak kurduğu ülkeler ve bu ülkelerle birlikte icra ettiği askerî tatbikatlar seçeneğini kullanmayı hedeflemiştir. Şimdi gelin, Yunanistan ve GKRY’ın son zamanlarda yoğunlaşan askerî tatbikat seçeneğini hep birlikte inceleyelim. 

Yunanistan’ın ve GKRY’nin ABD, İsrail, Mısır Arap Cumhuriyeti (MAC), İngiltere ve Fransa ile yaptığı ortak askerî tatbikatların yapılmasında 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı itici bir güç oluştursa da esas milat 2004 yılıdır.  2004 yılı o kadar ki gerek Yunanistan’ın densizliği ve GKRY’nin de fütursuzluğunu arttırmaya başladığı bir dönüm noktası olduğu görülmektedir. Çünkü 2004 yılının ayırt edici özelliği GKRY’nin uluslararası antlaşmalara aykırı şekilde 2004 yılında AB üyesi yapılması ve AB’nin siyasi desteğini de arkasına almasıdır. Bu şekilde Yunan ve Rum yanlısı bir tutum izleyen Avrupa Birliği (AB) ise KKTC’nin varlığını ve ayrı bir devlet olarak kendi topraklarında yaşama isteğini görmezden gelerek 2004 yılında uluslararası hukuka, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu Anayasasına ve bizzat AB’nin kendi iç hukukuna aykırı şekilde GKRY’ni adanın tek yetkili “devleti” sıfatıyla AB’ye üye yapmıştır. Kıbrıs’ta her iki toplum önüne konulan Annan Planını yok hükmünde sayan GKRY öylesine fütursuz bir evreye girmiştir ki, haksız ve hukuksuz bir şekilde Kıbrıs’ın tamamının temsilcisi sıfatını kullandığı gibi KKTC’nin ada üzerindeki haklarını yok sayarak Kıbrıs’ın bir ada devleti olduğunu unutarak, bir kıta devleti statüsü ile etrafındaki ülkelerle Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) belirleme anlaşmaları yapmaktadır. Yunanistan, Atina’ya 580 km. uzaklıkta Türkiye’ye uzaklığı sadece 2 km. olan Meis adası gibi adalara da MEB tanıyarak, Türkiye’nin açık denizlere erişimini kesmeye ve Türkiye’nin MEB’ini İskenderun Körfezi ile sınırlandırmaya, bir başka ifadeyle Türkiye’yi Anadolu kara sahasına hapsetmeye çalışmaktadır. Yunanistan sırf Meis için 40 bin kilometrekare yetki alanı istemektedir. Söz konusu MEB alanları içinde petrol ve doğal gaz çıkarma çalışmaları da yürüten GKRY açtığı ihalelere katılan şirketlerin mensubu olduğu ülkelerin silahlı kuvvetleri ile de ortak askerî tatbikatlar yaparak hukuk dışı uygulamalarına karşı Türkiye’nin ve KKTC’nin müdahalesini önlemeye çalışmaktadır. GKRY’nin ihale açtığı parsellerin Türkiye’nin ve KKTC’nin deniz yetki alanlarıyla çakışması üzerine Türk Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yaparak “Türkiye’nin bu alanlarda yabancı şirketlerin izinsiz petrol/doğalgaz arama/sondaj faaliyetlerinde bulunmalarına, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da hiçbir şekilde müsaade etmeyeceğini ve kıta sahanlığındaki hak ve menfaatlerini korumak için gerekli her türlü tedbiri alacağını”bildirmiş ve ihale alan ülke ve şirketleri Ada’daki diğer kurucu halk olan Kıbrıs Türklerinin iradesini dikkate almaları ve Kıbrıs meselesinin çözüm sürecine olumsuz etkide bulunacak adımlar atmamaları konusunda uyarmıştır. (4) Bütün bunlardan sonra sorulması gereken soru, bu durumun günümüze özgü olup olmadığı sorusudur. Bu soruya verilecek yanıt, “kuşkusuz, hayır”dır.  Bugüne özgü değildir, ancak fütursuzluk ve densizliklerini son zamanlarda büyük bir artış gösterdiği Türkiye ile ilişkilerini tahkir durumuna kadar getirdiği de açıkça görülmektedir. Diğer bir deyişle bütün bunların çıkış noktasını ABD ile Yunanistan arasında 1990 yılında imzalanmış olan ‘Karşılıklı Savunma ve İşbirliği Antlaşması’na 5 Ekim 2019 tarihinde teati edilen ek protokol” ile 14 Ekim 2021 tarihinde beş yıllığına yenilenen ve genişletilen ve de 2026’dan sonra herhangi bir itiraz gelmediği takdirde sanki bir sonsuzluk bağıtlanması olan antlaşmanın bizatihi kendisidir. Bu şekilde vekalet savaşından mülhem ABD, Yunanistan’ın “Vekil Devlet”i haline gelmiştir.  Yunanistan arkasına aldığı Amerikan rüzgârıyla pupa yelken duruma gelmesi, hele bir de ikinci vekil devleti Fransa ile 28 Eylül 2021 tarihinde Paris'te imzaladığı benzer antlaşmayla iyiden iyiye bir başka boyuta geçmiş gibidir. Öyle ya Avrupa kıtasının tek nükleer gücünü de arkasına almıştır, böbürlene böbürlene bunu da Türkiye tehdidinde kullanmıştır. Miçotakis'in Yunan parlamentosunda "Kimin kimi 'casus belli' ile tehdit ettiğini biliyoruz." ifadesini kullanarak Türkiye’nin "casus belli" kararına gönderme yapması, ardından da Fransa ile varılan anlaşmayı "Bir saldırı halinde Avrupa'nın tek nükleer gücü ve BM Güvenlik Konseyi'nin daimî üyesi olan tek AB ülkesi, ülkemizin yanında olacak” sözleriyle yorumlaması, Türkiye karşısında Atina'nın yapmış olduğu antlaşmayı Türkiye’ye karşı açık bir tehdit olarak kullanmasının belgesi niteliğindedir. (5)

Türkiye tarafından yapılan bu uyarı üzerine Yunanistan ve GKRY Türkiye’ye karşı yeni müttefikler bulma arayışı içine girmiş ve diğer ülkelerle enerji ve askeri alanlarda işbirliği antlaşmaları imzalayan GKRY ve Yunanistan Doğu Akdeniz’de ortak düşman olarak gördükleri Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı ABD, İsrail, İngiltere, Fransa ve Mısır ile ortak askeri tatbikatlar da yapmaya başlamıştır. 2010 yılından beri İsrail ve ABD tarafından icra edilen Noble Dina adlı tatbikata 2011 yılında Yunanistan’ın da katılmasıyla takip eden yıllarda tatbikata üçlü olarak devam edilmiş, 2017 yılından itibaren NATO üyesi olmayan GKRY de tatbikata katılmaya başlamıştır. “Noble Dina” (Asil Dina) adı Tevrat’ta geçen bir hikâyeden alınmıştır. Şekem, Yakup peygamberin kızı Dina’ya tecavüz edince Dina’nın kardeşleri birleşerek Şekem’in yaşadığı şehre giderler ve Şekem’le birlikte şehrin bütün erkeklerini kılıçtan geçirerek Dina’nın öcünü alırlar. Tatbikat senaryosunda Kıbrıs’ın Dina’yı temsil ettiği, Türkiye’nin Kıbrıs’a askeri müdahalesinin Şekem’in Dina’ya tecavüzünün yerine konulduğu ve Türkiye’den öç almak için ABD-İsrail-Yunanistan ve GKRY’nin birleştiği belirtilmektedir. 26 Mart-5 Nisan 2012 tarihleri arasında İsrail, Yunanistan ve ABD deniz ve hava kuvvetlerinin katılımıyla icra edilen Noble Dina tatbikatında düşmanın (Türkiye) Doğu Akdeniz’deki doğalgaz üretim kuyularına yapacağı bir denizaltı ve hava taarruzuna karşı önlemlerin denendiği Yunanistan basınında yer almıştır. Son derece ilginç bir biçimde Türkiye’nin düşman olarak kabul edildiği ve Türkiye’ye karşı yapılacak bir askerî harekâtın provasının yapıldığı bir tatbikatta Türkiye’nin kendi topraklarında NATO’nun kullanımına tahsis ettiği Kürecik radarından alınan bilgilerin kullanılmıştır. ABD ile Fransa’nın Yunanistan desteğinde bir iş bölümü yaptığı açık seçik ortaya çıkmıştır. Fransa’nın bu tatbikatlardaki rolü Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki açacağı mutasavver doğalgaz üretim kuyularına yapacağı denizaltı ve hava taarruzunu üzerine aldığı görülmektedir. ABD ise açıkça ABD Dışişleri Bakanı Blinken’ın “Rus S-400 hava savunma sistemleri ABD'nin güvenliğini tehdit ediyor.” Hemen arkasından da Türkiye’nin sadece kullanım hakkı verilen askersizleştirilmiş adalar ile Türkiye’nin karasularının 3 mil içerisindeki Türkiye’nin uhdesinde bulunan ada, adacık ve kayalara yapmış olduğu Yunanistan’ın işgalini görmezden gelerek “Adaların egemenliği Yunanistan’a aittir” salvosu ABD’nin duruşunu da açıkça göstermektedir. ABD Türkiye’nin askersizleştirme ve hukuksuz işgalin kaldırılması girişimlerinde ABD de, Yunanistan’ın arkasında olduğunu açıkça göstermiştir.  

Yapılan bu işbirliğini gösterebilmek amacıyla Fransa Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki açacağı mutasavver doğalgaz üretim kuyularına yapacağı denizaltı ve hava taarruzunu provası yönünde tatbikatlar yapmak için Adalar Denizine gelmiştir. Bu cümleden olmak üzere, Fransa ve Yunanistan Hava Kuvvetleri ile Deniz Kuvvetleri, 24 Eylül’den 1 Ekim 2022 ‘ye kadar Charles De Gaulle uçak gemisi ve bir de nükleer denizaltının katılacağı “Sirene 22” tatbikatı Adalar Denizinin doğusunda İskiri Adası'ndan Bozbaba Adası'na kadar geniş bir alanda planlamıştır. Fransa açık bir şekilde Miçotakis'in Yunan parlamentosunda yapmış olduğu konuşmanın arkasında durmayı gösterebilmek ve Türkiye’yi tehdit edebilmek için bölgeye gelmiştir. Tatbikatın ardından Fransa Savunma Bakanı Sebastien Lecornu'nun Atina'yı ziyaret etmesi beklenmektedir. (6) 

Noble Dina 2013 Tatbikatı 7-21 Mart 2013 tarihleri arasında15, Noble Dina 2014 Tatbikatı 28 Mart-10 Nisan 2014 tarihleri arasında16, Noble Dina 2015 Tatbikatı 29 Nisan-14 Mayıs 2015 tarihleri arasında, Noble Dina 2016 Tatbikatı 31 Mart-14 Nisan 2016 tarihleri arasında, Noble Dina 2017 Tatbikatı 22 Şubat-6 Nisan 2017 tarihleri arasında, Noble Dina 2018 Tatbikatı 19-29 Mart 2018 tarihleri arasında ABD’nin Napoli’de konuşlu 6. Filosu ile İsrail’in, Yunanistan’ın ve GKRY’nin deniz ve hava kuvvetleri unsurlarının katılımıyla Yunanistan’ın Suda körfezinden başlayarak Girit adası ve Doğu Akdeniz’de icra edilmiştir.(7) İlginçtir, NATO üyesi olmayan GKRY 2017 yılından itibaren Noble Dina tatbikatlarına fiilen katılamaya başlamıştır. 2018’de icra edilen tatbikata ise İsrail bir denizaltı, üç harp gemisi ve iki savaş uçağı ile katılmıştır. Bütün bu askerî tatbikatlar doğrudan Türkiye’yi hedef almış durumdadır. ABD Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs'ta Rum yönetimine yönelik silah ambargosunu 2023 mali yılı için 1 Ekim 2022'den itibaren geçerli olacak şekilde kaldırması bu savın en açık belirtisidir. Türk Dışişleri Bakanlığı, bunun üzerine Kıbrıs’ta bir silahlanma yarışının başlayacağını ve de Doğu Akdeniz’deki barış ve istikrarın zarara uğrayacağını açıklamak zorunda kalmıştır.  Tam da Yunanistan-Türkiye krizinin yaşandığı, çatışma savaşa dönüşür mü sorularının sorulduğu bu dönemde böyle bir kararın alınmasını ABD’nin ikircikli yaklaşımını da göstermektedir. 

Peki şimdi ne olacak? Çok değil üç ay sonra 2023 yılında NATO Deniz Ani Müdahale (NRF M) görevini Türk Deniz Görev Grubu (TURMARFOR) devralacaktır. Halen bu görev Birleşik Krallık Deniz Kuvvetleri Deniz Görev Grubu (UKMARFOR) tarafından yürütülmektedir. 18-22 Eylül 2022 tarihleri arasında Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz'de eş zamanlı olarak 12 kadarı yabancı ve 40 kadar Türk harp gemisi olmak üzere 52 suüstü gemisi ve 4 denizaltının katıldığı Dynamic Mariner 22/ Mavi Balina-2022Tatbikatı, gelecek yıl NATO Mukabele Kuvveti (NRF) Deniz Unsur Komutanlığı (MCC) görevini İngiltere'den devralacak Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilmiştir. 

Bu tatbikat Türkiye'nin önceki milli davet tatbikatları olan Mavi Balina ve Nusrat ile irtibatlı yapılmış daha sonra yavaş yavaş birleştirilmiştir. Halen bu tatbikat NATO’da sertifiye edilmiş İngiliz, İtalyan, İspanyol, Fransız Görev Grupları ile birlikte yapılmaktadır Ukrayna Savaşının durumu da katılımı fazlalaştırmıştır. Ayrıca NATO'nun Akdeniz Mayın Harbi Görev Grubu ve NATO Akdeniz Daimî Deniz Görev Grubu da bu tatbikata katılmaktadırlar ki ikincisinde yer alan bir Yunan Fırkateyni de iştirak etmiştir. Açıkça ifade etmek gerekirse Yunanistan’ın tatbikata katılması Türk-Yunan sorunlarını, Yunan taciz ve tecavüzlerinin durumunu olumlu olarak etkilememektedir. Bilindiği gibi, Yunanistan fütursuz bir biçimde Girit’te konuşlu S 300 Bataryaları tarafından Eylül başında NATO görevi kapsamında ABD nükleer kabiliyetli B-52 Ağır Bombardıman Uçaklarına refakat görevi icra ederken Türk F-16 uçaklarına “radar” daha doğrusu “füze kilitlemesi” yapmıştı. Kuşkusuz bir Türk Yunan Savaşı arzu edilmez ama böyle bir savaş ortaya çıkarsa NATO'nun varlığı ortadan kalktığı gibi Birinci Dünya Savaşına benzer bir biçimde dünya barışı için oldukça tehlikeler yaratabilecektir.  Yunanistan'ın Adalar Denizindeki ve Doğu Akdeniz’deki saldırgan ve tacizkar konumu bu eylemlerinin sonuçları kendisine zarar verecek şekilde Türkiye tarafından mukabelede bulunulmadığı sürece önlenemeyeceği değerlendirilmektedir. Sonrasında ise tekrar devletler gruplaşmalara, gruplar rekabet içinde mücadeleye ve sonuçta Üçüncü Dünya Savaşına girilebilecek bir çatışmalar serisine doğru sürüklenebilecektir. 

Bütün bunlardan sonra demem odur ki Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) NATO'nun alternatifi değildir, düşünülmemelidir. Semerkant zirvesi sırasında Tacikistan ve Kırgızıstan arasında yaşanan kanlı çatışmalar doğrudan bu savımızı güçlendirmektedir. Kırgızistan ve Tacikistan liderleri Şanghay İş Birliği Örgütü zirvesinde bir araya gelirken, askeri birlikler sınırda çatışmış 100’ün üzerinde insan hayatını kaybetmiş, yüzlerce insan yaralanmıştır. ŞİÖ, NATO'nun sağladığı güvenlik şemsiyesini, toprak bütünlüğü garantisini ve nükleer olmayan NATO üyelerine nükleer koruma garantilerini sağlayamaz, bunun doğru anlaşılması gereklidir. Yunanistan’ın densizliklerine ve GKRY’nin fütursuzluklarına yapması gereken mütekabiliyettir, misliyle müdahale edilmelidir. ABD ve Fransa desteğinde Yunanistan sahada güç kullanmayı yeğlediği takdirde Türkiye de yapabileceği her eylem türünün bir kademe üstü olmak zorundadır. Yoksa yaşanabilecek bu tür olumsuzlukların NATO'ya bildirilmesi ya da NATO’nun gündemine taşınmasına teşebbüs edilmesi olumlu değil, Türkiye’nin itibarını olumsuz yönde etkileyebileceği düşünülmektedir.

Dipnotlar

(1) Güray Alpar, Tatbikatlar Yalan Söylemez: Askeri Tatbikatların Verdiği Mesajlar, Stratejik Düşünce Enstitüsü, 09 Eylül 2020; https://www.sde.org.tr/guray-alpar/genel/tatbikatlar-yalan-soylemez-askeri-tatbikatlarin-verdigi-mesajlar-kose-yazisi-18264/Erişim Tarihi 24.09.2022/

(2) Doğacan Başaran, Ukrayna Savaşı’nın Gölgesinde Rusya’nın Askerî Güç Gösterisi: Vostok-2022 Tatbikatı, Ankasam,01 Eylül, 2022; https://www.ankasam.org/ukrayna-savasinin-golgesinde-rusyanin-askeri-guc-gosterisi-vostok-2022-tatbikati/ Erişim Tarihi 24.09.2022/

(3) Ömer Lütfü Taşçıoğlu, Yunanistan’ın ve GKRY’nin ABD, İsrail, Mısır Arap Cumhuriyeti (MAC), İngiltere ve Fransa ile Yaptığı Ortak Askerî Tatbikatlar, 28.12.2018; , International Social Sciences Studies Journal, 4(28): 6432-644

(4) Necdet Pamir, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs Ekseninde Enerji ve Jeopolitik, Petrol Mühendisleri Odası, Haziran 2018, s.13

(5) Gülsüm İncekaya, “Yunanistan, Türkiye'ye karşı sırtını 'nükleer güç' sahibi Fransa'ya dayıyor”, 14.10.2021; https://www.aa.com.tr/tr/analiz/yunanistan-turkiyeye-karsi-sirtini-nukleer-guc-sahibi-fransaya-dayiyor/2391681/Erişim Tarihi 11.09.2022/

(6) Derya Gülnaz Özcan Fransa ve Yunanistan'dan Ege'de ortak tatbikat, Anadolu Ajansı, 21.09.2022; Https://Www.Aa.Com.Tr/Tr/Dunya/Fransa-Ve-Yunanistandan-Egede-Ortak-Tatbikat/2691139/Erişim Tarihi 24.09.2022/

(7) Ömer Lütfü Taşçıoğlu, Yunanistan’ın ve GKRY’nin ABD, İsrail, Mısır Arap Cumhuriyeti (MAC), İngiltere ve Fransa ile Yaptığı Ortak Askerî Tatbikatlar, 28.12.2018; , International Social Sciences Studies Journal, 4(28), s,6435

Yazar Hakkında:

Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi dalında doktorasını ise Ankara Üniversitesinde yaptı. Şam Büyükelçiliği nezdinde askerî ataşelik görevinde de bulunan Esat Arslan, Türkiye’ye döndükten sonra doçent oldu.

1997-2005 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde, Türkiye Cumhuriyet Tarihi Koordinatörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Esat Arslan; 29 Mart 2000 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Övünç Madalyası” ile ödüllendirildi. Ayrıca kendisine, Türkiye–Ermenistan ilişkilerine yapmış olduğu katkılardan dolayı, Avrasya Araştırmalar Merkezi (ASAM) nin bünyesindeki Ermeni Araştırmalar Enstitüsü tarafından «2002 Yılı Özel Ödülü» verildi. 2005 yılında Çağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde göreve başlayan Esat Arslan, 2012 yılına kadar Bölüm Başkanlığı yaptı. 2010-2015 yılları arasında BM nezdinde Uluslararası Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu üyeliği de yapan Esat Arslan, halen Türk Askeri Tarih Komisyonu Genel Kurulu Üyeliğini yapmaktadır. Bu komisyonun üyesi olarak ülkemizi, Güney Afrika, Brezilya, İspanya, İtalya, Portekiz, Bulgaristan ve Çin’de temsil etmiştir. Sekiz kitabı bulunan Esat Arslan 2002-2012 yılları arasında, TBMM Tarih Araştırma Grubu üyeliği sırasında yazmış olduğu 1852 sayfalık üç cilt halindeki «XVI. Dönem Parlamento Tarihi» adlı eseri 2013 Aralık ayında TBMM Meclis Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır.

Suriye Devlet Arşivleri, İran Dışişleri Bakanlığı Belgeler Arşivi, Washington Ulusal Arşiv Dairesi ve Amerikan Kongre Kütüphanesinde araştırmalar yapan, Prof. Dr. Esat Arslan, SKYTURK televizyonunda dış politika yorumculuğu ATA Tv. de, ART televizyonlarında her hafta yayınlanan “Bakış Açısı” ve “Vizyoner” programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenmiştir.

Prof. Dr. Esat Arslan iyi derecede İngilizce, Arapça, orta derecede Farsça, İspanyolca, Makedonca ve uzmanlık seviyesinde Osmanlıca bilmektedir.”

 

Yazarın diğer makalelerinden: