30 Ocak 2023

        Motosiklete binmiş iki aded iki ayaklı mahluk, (Allah “insan” şeklinde yaratmış da, siz “insan” diyebilir misiniz, bilmem) 23 Kasım 2022 Çarşamba günü, Mersin’de, yolda yürümekte olan üniversite öğrencisi kızlara, -görüntülü medyanın körüklediği, kimbilir hangi bastırılmış duygunun etkisiyle- su dolu balon fırlatıp kaçarak gidiyor, arada durup, motosikletteki yerlerini değiştiriyorlar. Kızlardan biri, yüzüne çarpan, tanımadığı cismin etkisiyle, acıyla irkiliyor, yere çöküyor; anlaşılıyor ki, gözündeki retina tabakası zedelenmiş. Polisin kısa zamanda yakaladığı iki ayaklı mahluklar, “eğlence için” bu münasebetsiz, tehlikeli, insanlığa yakışmayan “etkinliği” işlediklerini söylüyorlar. Ne medeni, ne çağdaş, ne değişik, ne orijinal bir “eğlence”(!)  değil mi?

         Avrupa’dan aldığımız ceza yasasına göre, bu çirkin, iğrenç eyleme ne ceza verilir, bilmem. Bir müddet önce, sırıtık bir dişi çağdaş, yolda, tanımadığı bir başı kapalı öğretmen hanıma, -her halde çağdaşlık namına- tokat atmak hayvanlığını yapmıştı da, mahkemede, 2000 yazıyla İKİ BİN lira ödeme cezası (ödülü mü demeli?) almıştı! Demek ki, “çağdaş yasalara göre” böyle oluyor.

Ona 2 000 tl ödeme cezası verileceği yerde, o insanlık fukarası sırtığa, aynı mekanda, o başı kapalı öğretmen hanım veya Devlet’in görevlendireceği bir memur tarafından tokat vurulması cezası verilseydi, nasıl olurdu? Hangi ceza caydırıcı olurdu? Ne dersiniz?

        Birkaç gün önce de, yaşlı, engelli kocasını tekerlekli sandalye ile götürmekte olan kadıncağıza bir araç çarpıp öldürdü; adamcağıza bakacak kimse de kalmadı. Ceza, caydırıcı olmadıkça, bu tür çok üzücü, kahredici olayların daha ne kadar devam edeceği bilinmez.

        Bu, üniversite öğrencisi genç kızın retina tabakasını zedeleyen iki ayaklıya, aynı ceza, gözünün retina tabakasının aynı derecede zedelenmesi cezası verilse, nasıl olurdu, dersiniz? Hapis veya para cezası mı, yoksa, Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de emrettiği kısas mı hakka, adalete, vicdana, sağduyuya uygundur? ne dersiniz?

       Kısas denilince, hırsızın elini kesmek anlayanlara şunu sormak gerek: bu yurttaşın, son model, pahalı arabası, kapalı garajında dururken, cüretkar bir hırsız tarafından çalınsa, o anda yakalanan hırsızın “neresi kesilsin?” “eli mi, yoksa başı mı?” denilse ne yanıt verir acaba?

      Müslümanların “gökten indiğine”, “Allah’ın kutlu buyruklarını bildirdiğine” inandıkları Kur’an-ı Kerim’de: “Ey öz/cevher/akıl sahipleri! Sizin için, kısasta hayat vardır” mealinde hüküm vardır.

       Sekiz kuşaktır, yani “kültür istilası”nı gönüllü olarak kabul ettiğimiz, üstelik, adını da asrilik/çağdaşlık koyduğumuz gidişle zihinlerde örülen görünmez ağlar yüzünden, insanlarımızın bazısı, İslam Hukuku’nu, yani, Şeriatı “gericilik”, “çağdışı bir hukuk” olarak görme durumuna getirilmişlerdir. Yıllardan beri HİÇ ÖĞRETİLMEDİĞİ için de, Şeriat hakkında hiçbir şey bilmedikleri halde, ona körü körüne düşmandırlar. Birkaç yıl önce, İzmir’de, lise öğrencileri “kahrolsun Şeriat” diye yürüyüş yapmışlardı. BÖYLE yetiştiriliyorlar demek ki! (Yetişkinler(!)den ne haber? Farkları var mı?

      Sözü edilip de kendisi gereği gibi bilinmeyen kısas konusuyla yazıyı bitirelim:

“Ey inananlar! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı: (Öldüren) hüre hür, köleye köle, kadına kadın olmak üzere kısas olunur. … (Fakat) öldürülenin kardeşi (velisi veya mirasçısı) tarafından o (katil) şahıs lehine bir şey affedilir (bağışlanır)sa (kısas düşer), o zaman (dine ve akla uygun diyet borcunu) ona (öldürülenin velisine) güzellikle ödemek gerekir.  Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve merhamettir. Kim bundan sonra (kısas ister yine de katile veya akrabasına) saldırıda bulunursa, onun için pek acıklı bir azap vardır”. Bakara Suresi, 178.     Ayet-i Kerime.

“Ey öz/cevher/akıl/sağduyu/aklı selim sahipleri!

Kısasta sizin için hayat vardır.”  Bakara Suresi, 179. Ayet-i kerime.

(Devlet’in şahsa yapılmış haksızlığı affetme yetkisi yok!  Affederse, yine, ancak, haksızlığa uğrayan kişi veya velisi affedebiliyor.) 

Diğer bir ayet-i kerime:

“Biz onda kendilerine yazdık ki ; cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve (bütün) yaralamalar için karşılıklı (misliyle) kısas vardır. Kim buı kısas hakkını hayır olarak bağışlarsa, o da kendi (günahları) için kefarettir. Kim (inkar etmese bile) Allah’ın indirdiği (hükümleri) ile hükmetmezse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.” Alu İmran Suresi, 45. Ayet-i kerime.

***

“Günümüzde, hala 1400 yıl önceki …” diye hikmet yumurtladığını zannedenlere 

bir hatırlatma:

“Dünya kendi ekseni çevresine dönüyor” cümlesi YANLIŞTIR.  Doğrusu:

“Dünyayı kendi ekseni çevresinde BİR DÖNDÜREN VAR” cümlesidir. 

       Taş, toprak yığını dağlar, vb KENDİLERİ DÜŞÜNÜP dönmeğe karar vermiş olamayacaklarına göre… Dünyayı BİR DÖNDÜREN VAR. Üzerinde yaşadığımız bu Yerküre, Güneşe biraz daha yakın bir yörüngede dönseydi, sıcaktan kavrulurduk, birazcık uzak bir yörüngede dönse idi, soğuktan donardık. Üzerinde yaşadığımız bu Yerküre, kendi çevresinde dönmese idi, sadece güneşe bakan tarafında hayat olacaktı, hep gündüz ve daima yaz olacaktı, arka tarafında ise, sadece karanlık ve soğuk olacak, hayat olmayacaktı, bitki yetişmeyecek, hayvan ve insan yaşamayacaktı. Yerkürenin ekseni 23 derece eğik olmasa idi, değişik mevsimler olmayacaktı; orta kısım hep yaz, kuzey ve güney bölümleri hep kış olacaktı. Üzerinde yaşadığımız toprağa, bitki yetiştirme özelliği verilmeseydi, hayvanlar da, insanlar da açlıktan öleceklerdi. 

        Demek ki; insanın yaşayacağı Yerküre, buna uygun olarak yapılmış/yaratılmış ve bu uygun zemini HAZIRLAYAN da, insanın NASIL yaşaması gerektiğini bildiren mesajları, Elçileri (Peygamberleri) vasıtasıyla göndermiş.

         Aldığınız çamaşır makinesini, prospektüsüne uygun olarak kullanırsanız, iyi yıkar, yoksa, kötü yıkar, yahut yıkamaz, veya bozulur. Gönderilen ilahi mesajı dikkate almazsanız, … keyfiniz bilir.

          Güldürerek öğreten büyük üstad Nasreddin Hocamız, eline sazı almış, tıkırdatıyormuş. Demişler ki:

-Başkalarını da saz çalarken görüyoruz; parmakları, teller üzerinde gidip geliyor.

Hoca demiş ki:

-Onlar, benim parmaklarımın durduğu yeri arıyor da ondan.

Nasreddin Hoca’nın parmakları sazın telleri üzerinde dururken, sözgelişi 16. Yüzyılda, EN ÜSTÜN idik, Avrupa, saz telleri üzerinde yönetim şekli arıyordu.

***

Yazar Hakkında:

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet Maksudoğlu, Eskişehir’de Kırım kökenli bir âile içinde doğdu. İnkılâp İlkokulunu, Eskişehir  Lisesini ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. İzmir İmam-Hatîp Lisesi’nde Meslek Dersleri Öğretmeni olarak Arapça, Farsça, İngilizce ve Hadîs öğretti. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde İslâm Târihi Asistanı oldu. Tunus’ta doktora tezi ile ilgili malzeme topladı, dilbilgisini bildiği Arapça'nın pratiğini yapmak imkânını buldu. Dördüncü sınıfına kabûl edildiği Burgiba Yaşayan Diller Enstitüsü Arapça Bölümü’nü bitirdi. Türkiye’ye dönüp İstanbul, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde belge inceledi. "Tunus’ta Osmanlı Hâkimiyeti" konulu doktorasını verdi. İngiltere’de, University of Cambridge’de Faculty of Oriental Studies’de Türkçe öğretti, orientalistlerin nasıl yetiştirildiklerini gördü. Türkiye’ye dönüp Diyânet İşleri Başkanlığına bağlı olarak İzmit, Ankara ve İstanbul’da vâizlik yaptı. Marmara Üniversitesi'nde 1983 yılında Yardımcı Doçent, 1986 da Doçent ve 1995 yılında Profesör oldu. İzinli olarak gittiği Malezyadaki International Islamic Universty’de 4 yıl (1991-95) Târih ve Medeniyet Bölümü başkanlığı yaptı, Osmanlı Târihi öğretti. Orada iken yazdığı Osmanlı History adı geçen üniversite tarafından bastırılıp (1999) textbook olarak kullanıldı. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde bir yıl daha öğretim üyeliği yaptıktan sonra Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi kurucu dekanı olarak Eskişehire gitti. 2004-2005 öğretim yılında izinli olarak gittiği Kazakistan’ın Türkistan Beldesindeki Hoca Ahmed Yesevî Milletlerarası Türk-Kazak Üniversitesinde, Hollanda Rotterdam Milletlerarası İslâm Üniversitesinde bir dönem öğretim üyeliği yaptı.

Yazarın diğer makalelerinden: