30 Ocak 2023

Etkileyen ve etkilenen bir varlığız. Esasında her an etkileşim halindeyiz. Görüştüğümüz kişiler, konuştuğumuz kelimeler, okuduğumuz kitaplar, izlediğimiz programlar, bulunduğumuz mekân ve hatta yediğimiz yemeklerin pek çok etkileri var üzerimizde. Etkileşimler yaşantımızı ve bizi değiştiriyor. 

Etkileşmek değişimi, değişim de uyum sağlamayı beraberinde getiriyor. Uyum sağlamak ise bize sunulmuş bir nimet. Çünkü çevremize uyum sağladığımız derecede hayat bize kolay ve sevimli gelir. Birlikte yaşadığımız, iletişim halinde olduğumuz insanlarla olan ilişkimizin kalitesini bile aramızdaki uyum belirler. Ortak noktalarımız, benzer yanlarımız ne kadar fazlaysa o denli yakınızdır.

 Bu konuda Amerikalı yazar ve motivasyon konuşmacısı Jim Rohn’un; “İnsan, en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasıdır” görüşü insanlar arasındaki benzeşimin ne denli kuvvetli olduğunun ifadesidir. Bizler bu durumu  “Üzüm üzüme baka baka kararır.  Körle yatan şaşı kalkar. Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş” gibi atasözleriyle dile getiririz.

Etkileşim ve benzeşme zamanla doğru orantılıdır. Birlikte çok vakit geçirenlerin birbirine benzemesi kaçınılmazdır. Nedense bu durum son zamanlarda daha çok dikkatimi çeker oldu. Uzun yıllar mutlu bir evliliği idame ettiren çiftlerin birbirine olan benzerlikleri sizin de gözünüzden kaçmamıştır. Bahsini ettiğim benzerlik sadece huy, davranış ve tepki benzerliği değil dış görünüşlerinin ve yüzlerinin de birbirine benzemesi. Bilim adamlarının çalışmalarına da konu olan bu olayın bilimsel açıklamalarına biraz göz atalım.

Psikolog Robert Zajong ve arkadaşları yaptığı bir araştırmada, 25 yıllık evli çiftlerin yüzlerini birbiriyle karşılaştırmış. Araştırmacılar bu benzerliğin dört sebebi olabileceği ihtimalleri üzerinde çalışmışlar. Bunlar: 

1 ) Fiziksel çevre

2) Yemek alışkanlıkları

3) Eğilim yani aralarındaki çekim

4) Empati

 Araştırma sonunda elde edilen durumlardan, “empati”nin diğer olasılıklardan daha etkili olduğu sonucuna varılmış. 

Aynı şekilde Michigan Üniversitesindeki bilim insanları zaman geçtikçe birbirine daha çok benzeyecek şekilde yaşlanan evli çiftler üzerinde incelemeler yapmışlar. Drigotas ve arkadaşları ise bu olaya “Michelangelo Fenomeni” adını vermişler. Bilindiği üzere Michelangelo gelmiş geçmiş en büyük sanatçılardandır. Peki, bu olayın Michelangelo ile bağlantısı nedir bir bakalım. 

Ünlü sanatçıya nasıl bu kadar güzel heykeller yaptığı sorulur. Michelangelo, güzelliğin aslında taşın içinde olduğunu ve onun tek yaptığı şeyin aradaki fazlalıkları yontarak çıkarmak olduğunu söyler. Sanatçının cevabı bu olguya ‘Michelangelo Fenomeni’ adının verilmesini sağlar çünkübu görüşe göre taşta saklı yatan uykudaki figür, destansı, coşkun ve kutsal bir şeydir; taşın içinde uykudaki figür ‘ideal şekil’dir”.[1]

Teoriye göre çiftler sevgi yoluyla karşı tarafın üzerinde bir etki yaratıyor ve bu etki ile kendinin bir kopyasını oluşturuveriyor. Bu kopyalama süreci sonunda da kendisine ait ifadeler karşı tarafın yüz ifadesiyle birebir örtüşür hale geliyor. Aradaki sevgi bağı güçleniyor ve bu bağın güçlenmesi ile fiziksel olarak yakın olduğunuz kişinin yansıması haline dönüşmeye başlıyorsunuz. Birbirini seven ve birbirine yakın olan iki kişinin zevkleri, yürüyüşleri, el tutuşları, konuşmaları dahi aynı oluyor. Bu ise sevginin bir üst boyutu.[2]

Benzeşmeden ve etkileşimden yola çıkarak okuduğum birkaç makale bana bir hadis-i şerifi hatırlattı:  "Allah’ın veli kulları kimlerdir?" diye sorulduğunda Peygamberimiz (s.a.v.) şu cevabı vermiş: "Onlar öyle kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah (c.c.) hatıra gelir."[3] Teşbihte hata olmasın fakat benzeşmenin en güzel hali bu tarif olsa gerek. Uzun süreler beraber yaşayan insanlar birbirlerine benzeyebildiğine göre uzun süre Allah’ın zikriyle, fikriyle, ilmiyle, esmâsıyla meşgul olan, Allah’la beraber olan velî kulların, görüldükleri vakit Allah’ı hatırlatmaları olağan değil mi?

 Şimdi düşünüyorum. Bizim benzediğimiz kimdir? Kime dönük yüzümüz? Kimi müşâhede ediyor gözümüz? Neyi murâkabe ediyor gönlümüz?

 İçimizde mermerden dağlar var. Yontulmamış kayalar ve taşlar var.

Taşta saklı kalanı yontarak ortaya kim çıkarır? İçimdeki beni kendiyle birleştiren ve bir yapacak olan güç kimdedir? Kiminle bir olmayı ister insan, kime benzeyip bezenmeyi? Benliğini, benliğinde yok etmeyi. Eritmeyi kimliğini… 

“İbrahim / İçimdeki putları devir / elindeki baltayla” diyor ya şâir.

Peki ya içimizdeki put nedir? İbrahim kimdir?

Kime aynayız bu dünyada? Kimin sûretini yansıtmakta sûretimiz? Bize bakan kimi görür sararmış benzimizde? Yansır mı kararmış gönlümüzde bir nur hüzmesi? Sırrı dökük aynadan sızan ne ola ki?

Bize bir İbrahim gerek. Baltasıyla yontup mermerleşmiş kalplerimizi, cevherimizde saklı olanı ortaya çıkarsın. Çıkarıp atsın o köhneleşmiş harabedeki fazla taşları. Muhteşem sanatçının ince işçiliği nakış nakış işlensin sînelerimize. Sîretten sûrete yol bulsun feyzin ışıltısı. Bize bakan O’nu görsün. 

 Dipnot

[1] Bkz. Nur TALUY, Ayla BÜYÜKŞAHİN SUNAL, “Yakın İlişkilerde Michelangelo Olgusu: İdeal Benliğin Heykeltıraşı Olarak Partner Onaylaması”, Türk Psikoloji Yazıları, Haziran 2012, 15 (29), 57-65.

[2] Nevzat TARHAN, Toplum Psikolojisi, Timaş Yayınları, 1999, s. 57.

[3] Taberi, 4/2731.

Yazar Hakkında:

Sevil DAĞCI