30 Ocak 2023

“Çalışuñ anlaruñ-ıla 'aźāb eyleye anlara Tañrı ellerūñüz ile daħı ħor eyleye anları daħı arķa vire size anlaruñ üzere daħı śovuda gogüzlerin ya'nį gögüzlerin śovıda bir ķavmuñ ikim mü’minlerdür”. 

Onlarla mücadele edin ki Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın, onları rezil rüsvâ etsin, onlara karşı size yardım ve zafer ihsân buyursun, baskı ve zulüm altında inleyen mü’min toplulukların gönüllerini ferahlatsın!”

Tevbe suresi/14. Ayet

Atatürk Osmanlı coğrafyasında değil Türkistan coğrafyasında doğsaydı bir hürriyet savaşçısı olarak Osman Batur, İsa Yusuf Alptekin gibi mutlaka Çin’e karşı mücadele eder gerekirse şehit olurdu.

Hilmi ÖZDEN[i]

Çin işgali altındaki Doğu Türkistan Türklerine yapılan katliamlar son bulmamaktadır. 26 Kasım 2022’de Urumçi’deki yangında Uygur Türkleri hayatlarını kaybettiler. Kovid 19 nedeniyle karantinada tutulan Uygur Türkleri yanarak ve dumandan boğularak can vermişlerdir. Karantinaya insanlık dışı yöntemlerle alınan Uygur Türkleri dışardan kilitlenmiş kapı ve pencereleri açamamışlardır. Çin Hükümetlerinin insan haklarına aykırı tutumu yıllardır devam etmektedir 

“Türkiye Cumhuriyet Dış İşleri Bakanlığı” sayfasından bu olayla ilgili şunları duyurmuştur:

 “26 Kasım 2022, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ndeki Yangın Hk.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin başkenti Urumçi'de çıkan yangın sonucunda hayatlarını kaybedenler ve yaralananlar olduğu derin üzüntüyle öğrenilmiştir. Bu elim hadise nedeniyle taziyelerimizi iletiyor, yaralılara acil şifalar diliyoruz. 

Yangının çıkış nedenine ilişkin kamuoyunun aydınlatılmasını bekliyoruz”.

Gazeteler şu bilgileri verdiler: “Apartman yangınında ölen Uygur Türkleri için protestolar sadece Doğu Türkistan’da değil, Çin geneline yayılırken, Türkiye'de yaşayan Uygur Türkleri de 30 Kasım sabah saatlerinde İstanbul'daki Çin Konsolosluğu önünde nöbet başlatmak istemiştir. Sabah saat 05.00'te Konsolosluk önüne gelen Uygurlar, polis müdahalesiyle karşılaştı. Türkiye’de yaşamakta olan Uygur Türklerinin bu olayı protesto etmeleri ve kınamaları ise engellendi hatta bir memur tarafından Uygur Türkleri sınır dışı edilmekle korkutulmak yahut tehdit edilmek istendi” 

Uygur Türklerinin Çin konsolosluğu önündeki protestosunda polis memurunun “Birazdan zorla süpüreceğiz hepinizi aşağıya... Gözaltına alacağız, sınır dışı ederiz sizi” sözleri tepkilere neden oldu. İçişleri Bakanı Soylu, “Güvenliği sağlarken kullanılan bazı ifadeler, kastı aşmıştır” dedi, konuyla ilgili tahkikat başlatıldığı duyuruldu. Bakan Soylu, ilave olarak şunları söyledi: ………. Bu vesileyle üzüntümüzü ve özrümüzü tekrar belirtiyor, konuyla ilgili tahkikatın başladığını ifade etmek istiyoruz” (Gazeteler)

Bilinmelidir ki Türkiye her Türk’ün ana vatanıdır. Hiçbir kimse herhangi bir Türk’ü yahut Türk Kültür dairesindeki kardeşlerimize polisin söylediği veya benzeri sözlere asla müsaade edilmemelidir. Hiçbir Türk Türkiye’de boynu bükük gezmemelidir. Bütün Türklerin tarih boyunca başı dik alnı açıktır.

“Türkiye Cumhuriyet Çin büyükelçisini Dış İşleri Bakanlığına çağırarak uyarmalıdır. Çin işgalindeki Doğu Türkistan topraklarındaki Türklerin insan hakları her zaman korunmalıdır. Türkiye “Tek Çin” politikasını yeniden gözden geçirmelidir. Aksi halde bu tutum tarih önünde kadim Türk yurdu Doğu Türkistan’ın varlığını inkâr anlamına gelecektedir. Türkiye, devleti ve milletiyle diğer Türk Devletlerine örnek olmalıdır. Emperyalist devletlerin dünyada nerede olursa olsun yaptıkları insan hakları ihlalleri ve zulümler mutlaka karşılık bulmalı tepki gösterilmelidir. 

Türkiye’de yaşayan Uygur Türkleri veya diğer akraba topluluklarımız en ufak bir saygısızlığa maruz kalmamalıdır. Anadolu’da bir söz vardır: “Sen çocuğunu elinle döversen yabancı ayağıyla döver”. Tüm bürokratik kademedeki memurlara Türk millî şuurunu kazandıracak öğretici ve eğitici tarih ve kültür seminerleri verilmelidir.

 Her zaman Çin Hükümetine insan hakları ihlallerinde anlayacağı üslup Türkiye Cumhuriyetine yakışır bir üslupta olmalıdır. Mustafa Kemal Atatürk hem SSCB ile diplomatik ilişkilerini yürütmüş hem de Josef Stalin Kars, Ardahan ve Boğazları istediğinde anlayacağı dilden çok sert bir cevap vermiştir.

Bu hadise özetle şöyle gelişmiştir:

“Stalin’in Sovyetler Birliği’nin başında olduğu döneminde Sovyetlerin Ankara Büyükelçisi ünlü bir diplomat Karahan’dı. Sovyet Devrimi’nin yıl dönümlerinden birinin sabahında Stalin, son derece sivri, anlamsız ve onur kırıcı bir demeç veriyor. Bu demecinde aynen şunları söylüyordu: “- Herkes bilsin ki, Rus milleti; Boğazlarla, Ardahan’ı ele geçirmekten asla vazgeçmeyecektir. Çok yakın bir zamanda bu davalarımızı halletmiş olacağımızı şimdiden müjdeliyorum...” Aynı gece Ankara’da Sovyet Büyükelçiliği’nde de ihtilalin yıl dönümü kutlamaları yapılıyor. Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal, gece yarısına doğru Stalin’in bu densiz demecinden haberdar oluyor ve emrediyor: “- Arabaları hazırlayın gidiyorum”. “- Paşamız bu saatte nereye gidecekler?” “ Sovyet Elçiliği’ne”. “Ekibin etekleri tutuşur. Çünkü olayı kavrarlar, içlerinden birisi Gazi’ye: “- Paşa Hazretleri nasıl olur? Protokolsüz mü? Siz devlet başkanısınız, protokolsüz nasıl gidersiniz?” “- Ben protokol falan dinlemiyorum çocuk. Stalin vatanımın topraklarına göz dikmiş, sen bana protokolden söz ediyorsun. Hazırlayın arabaları, diye cevap verir”. Büyük önderimiz ve arabalar hazırlanır. Gazi ve ekibi, Sovyet Elçiliğinin kapısına dayanır. Ulu önderimiz yüzü asık bir şekilde yukarı çıkar ve o sırada elçilikte büyük bir balo vardır. Gazi kendisini karşılayan Büyükelçi Karahan’ı görünce: “- Merhaba Karahan, der ve aynı sert ifadeyle devam eder: - Rahatsız ettik ama sen benim şahsi dostumsun, kusurumuza bakmazsın. Bir hususu esasından anlamaya geldim”. “-Emredin Sayın Başkan”. “- Ajanstan öğrendiğime göre, Stalin, Ardahan ile Boğazlar’ı istemiş, kararı katiymiş... Pek yakın bir gelecekte bu kararını uygulayacakmış. Tam böyle söyleyip söylemediğini bilemem ama buna benzer şeyler söylemiş. Tabii ki bu konuşmanın bir kopyası sende vardır. Getir bakalım şunu da işin aslını faslını iyi anlayalım”. Stalin’in konuşması getirilir. Gazi metnin o kısmını yanındakilere kelime kelime tercüme ettirir. Konuşma ajanstan geçen metin ile aynıdır. Gazi Sovyetler Birliği Büyük Elçisi Karahan'a: “- Karahan, elçiliğin telsizinden derhal Stalin’i bulduracaksın. Bu beyanatından vazgeçip geçmediğini sorduracaksın. Başkan tükürdüğünü yalayacak, yalamazsa ben yapacağımı bilirim. Bu cevap bu gece gelecek çünkü benim senin başkanından daha önemli kararım var. İstediğim cevabı almadan elçiliğinizden dışarı adım atmam. Eğer cevap istemediğim şekilde gelirse bil ki buradan çıkıp doğru Rus sınırına gideceğim...” Karahan çaresizlik içinde telsizin başına koşar ve Gazi’nin söylediklerini aynen nakleder. Stalin’den gelen cevap büyük önderimizi tatmin eder çünkü cevapta aynen şöyle söylenmektedir: “- Stalin sürçü lisan eylemiştir. Boğazlar ile Ardahan’ı almak gibi bir arzusu kesinlikle yoktur...” Gazi cevabı okuduktan sonra Rus Büyükelçisi Karahan’a hitaben: “- Karahan seni geri çağırırlar ve yaşatmazlar. Uzun süredir tanışıyoruz, istersen bize iltica et”. Karahan bu teklife olumsuz cevap verir ve cevabı telgraftan hemen sonra bir telgrafla geri çağrıldığını açıklayarak: “- Teşekkür ederim. Sizi tanımış olmam bile yeterlidir. Ancak memleketinizdeki görevim sona ermiştir. Yarın hareket edeceğim”. Gazi fazla ısrar etmez ve Çankaya’ya döner. On gün sonra şöyle bir haber gelir. Sovyetler Birliği’nin eski Ankara Büyükelçisi Karahan fırında yakılmak suretiyle idam edilmiştir (Kemal Arıburnu, Atatürk’ten Anılar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1976, s. 205-208.)

Türk Birliği ülkeleri geleceği inşa etmek istiyorlarsa Türk Yurtlarında Çin tarafından herhangi bir girişim yaptırılmamalıdır. Türk ülkelerinin kendi birikimleri Çin yatırımlarının çok üstündedir. Çin Türkiye’ye ve Türk Dünyasına muhtaçtır. Balkanların, Avrupa’nın, Orta Doğu’nun Batı Türkistan ve Kafkasya ve Afrika’nın kapısı Türkiye’dir. Çin’le olan ticari her türlü ilişkilerimiz yeni baştan gözden geçirilmelidir. Üstelik Çin ile yapılan ekonomik ilişkilerde kaybeden taraf daima Türkiye olmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse dış ticaret açığı verdiğimiz ülkelerden Çin üst sıralardadır.  Çünkü ithalatımız fazla ihracatımız çok azdır. İthal edilen ürünler sadece marketlerin raflarını işgal edecek sıradan ürünlerdir. Türk malları ve ürünleri bunların yerini kolaylıkla alabilir. Raflardaki Çin’den ithal edilen basit sanayii ürünleri Türk sanayisinin çöküşünü hazırlamaktadır. İnsanımız beyin fırtınası yaptığında bu ithalattan kimlerin faydalandığı Türk Milletinin ise zarar etmekle kalmayıp yeryüzündeki Türklerin ve mazlum ulusların gelecekte ekonomik yapılarının tamamen çökeceğini anlayacaktır.

Çin’in bir rüyası vardır. Bu rüya diğer emperyalistlerin rüyaları gibi dünya için kâbus olmaya doğru gitmektedir. Bu kâbusa dur diyecek Türk Milleti ve Mazlum Milletlerin işbirliği ülküsüdür. Emperyalistlere dur demek için mazlumların yanında durmak gerekmektedir. Üzücü olan ve Türkiye’de ısrarla anlaşılmayan veya anlaşılmak istenmeyen gerçek şudur: 

Uygur, Kazak, Kırgız ve Çin istilası altında yaşayan Türklerden bahsedildiğinde bu tespit Çin’in iç işlerine karışmak olarak kabul edilerek Türk milletine sunulmaktadır. Hâlbuki Çin Doğu Türkistan’da Türk milletini yok etmekte istila ettiği Türk vatanında Türkleri asimilasyona çalışmaktadır.  Doğu Türkistan’da Türk nüfusu Çin’den getirilen Çinli yerleşimcilerle azınlığa düşürülmüştür. Türkler toplama kamplarında her türlü işkenceye tabii tutulmaktadır.  Çin insan haklarına riayet etmemektedir. Önce bunun anlaşılması gerekir. Türkistan; Kafkasya, Türkiye, Balkanlar, Orta Doğu ve Doğu Avrupa coğrafyası gibi binlerce yıllık Türk Yurdudur. 

Özellikle Uygur Türkleri insanlığı uygarlıkla tanıştıran kadim bir Türk boyudur. Sadece Türklerin değil tüm insanlığın onlara borcu vardır. Tarih araştırmaları bunu tüm açıklığı ile göstermektedir. Uygurlar yok edildiği an insanlığın hafızası silinecektir. Bunu Çin başta olmak üzere İsrail, ABD, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa ve diğer emperyalist devletler bilmektedir. Fakat insanlığın hafızasını silmeye bunların güçleri yetmeyecektir. Çünkü İnsanlık uyanmaya başlamıştır. Bu uyanışın öncüleri en çok çile çeken uluslar olmaktadır

Türk milliyetçileri Türk ulusalcıları bunu unutmamalıdır. Bu hususu bir hatıramla aydınlatmak isterim: Uygur Türklerine Çin’in bütünlüğünü bozan başka ulusların yönlendirdiği (özellikle ABD’nin) bir halk olarak bakan Ulusalcı bir gençle konuşuyordum. Çin’e hayrandı. Hâlbuki çoğu insanımızın bildiği gibi Çin’in ekonomik mucizesinin altında sömürdüğü Doğu Türkistan’ın yeraltı zenginlikleri vardır. 

Türkiye sevdalısı olduğunu düşündüğüm bu genç arkadaş maalesef:  “Hocam Uygur Türkleri de asimile oluversinler” dedi. Şahsım o an şu cevabı vermişti ve her zaman da verecektir: “Evladım sen Atatürk’ü ve onun fikirlerini sevdiğini ve temsil ettiğini söylüyorsun. Hepimiz seviyoruz ve onun kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet yaşamasını istiyoruz.Atatürk Osmanlı coğrafyasında değil Türkistan coğrafyasında doğsaydı bir hürriyet savaşçısı olarak Osman Batur, İsa Yusuf Alptekin gibi mutlaka Çin’e karşı mücadele eder gerekirse şehit olurdu. Asla asimile edilmeyi kabul etmezdi. Eğer Atatürk ve silah arkadaşları özümüzü, benliğimizi kaybetmeyi kabul etselerdi; şu an bizler çok farklı uluslar olmuştuk ve Türk doğmamıştık”. Doğu Türkistan’ın Çin işgalindeki durumunu 1918 yılındaki Anadolu coğrafyasının işgali durumu ile karşılaştırmayan insanlarımız gerçekleri görmüyor yahut gösterilmiyor demektir. 

Türk milletinin istikrarlı bir Türklük, İslam ve insanlık çizgisi vardır. Çağlar boyu insanların inançlarına ve milliyetlerine saygı çerçevesinde bunu başarmış yüksek medeniyetler kurmuştur. “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Atatürk gelecek binlerce yıl insanlığa ve Türk Milletine ışık olacaktır. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ve kurtuluş ilkelerinde dünya dengelerini “yüksek bir strateji” içinde yürüten Atatürk yeryüzünde hangi inançta olursa olsun nerede Türk varsa onlarla ilgilenmiş, haklarını ve kültürlerinin korunmasına çalışmıştır. 

Yüce Türk Milleti Aziz Türk Gençliği 

Atatürk’ün gösterdiği istikamette Türklüğün ve insanlığı geleceği size emanettir. Bu emanete hep birlikle sahip çıkılacaktır. Afrika’sından Kutuplarına kadar gün doğumundan gün batımına kadar yeryüzü insanlığı Türk’ün adaletini çalışkanlığını, barışını beklemektedir. Bekleşmekte olan mazlumların umudu Sizsiniz. Türklük, geleceğin huzur nefesi, can suyudur.

Uygur yanar yürek kanar

Mezar ağlar kürek kazar

Hani Türkler Türk’ü arar

GELİR GÜNÜ GELİR GÜNÜ

 

2 Aralık 2022

Prof.Dr. Hilmi Özden
ESOGÜ Tıp Fakültesi Anatomi ABD Öğretim Üyesi,

Yazar Hakkında:

Hilmi ÖZDEN

Hilmi ÖZDEN

Prof.Dr. Hilmi Özden, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı öğretim üyesidir. Aynı üniversite Türk Dünyası Araştırmaları Merkezi Kurucu Müdürü de olan Özden, Türk kültürü ve medeniyet çalışmaları ile akademik ve edebi düzeyde ilgilidir.   

Yazarın diğer makalelerinden: