26 Haziran 2022

Suriye ve Irak’ta ne oluyor konulu 14 Aralık 2015 tarihli Fatih KOCAOĞLU röportajı.

Fatih Kocaoğlu: Enerji-politik olarak meseleye baktığımız zaman özellikle doğal gaz üzerinde Rusya'nın bir fiyat ve arz tekeli, tekelci bir konumu var. Bunun alternatifi olarak Katar; Rusya ve İran'dan sonra doğal gaz rezervleri olarak dünyada üçüncü sırada yer alıyor ve burası aynı zamanda petrol bölgesi. Amerika bir proje oluşturdu: Amerikan yönetimindekiler Katar doğal gazını ve aynı zamanda Körfez'deki ülkelerin ve Suudi Arabistan'ın petrolünü Irak ya da Suriye üzerinden Türkiye'ye aktarabiliriz dediler. Basra’daki petrol ve doğalgazın Irak veya Suriye üzerinden Türkiye aracılığıyla Avrupa’ya nakledilmesi düşünüldü. Aslında Irak merkezi hükümeti ile Türkiye'nin arası bu projeden önce çok kötü değildi, lakin Irak konuşurken dikkat edilmesi gereken husus şudur ki ağız kendilerinin olsa da ses İran’ın sesidir, Irak merkezi hükümeti İran’dan bağımsız karar alamaz. Bu doğal gaz ve petrol hatları meselesine Rusya, İran üzerinden müdahil oldu. Irak merkezi hükümeti bu projeyi reddetti ve yine İran’ın provokasyonlarıyla Türkiye ile Irak merkezi hükümetinin ilişkileri hızla bozulmaya başladı. Böylece Türkiye ile Irak arasında soğuk rüzgârlar esmeye başlayınca bu boru hatlarının Irak-Türkiye üzerinden götürülemeyeceği anlaşıldı ve Amerika tarafından bu hatların Suriye-Türkiye üzerinden geçmesi alternatifine ağırlık verildi.

Mesut Yılmaz: Rusya'nın müdahale etme sebebi kendi fiyat tekeli miydi?

Fatih Kocaoğlu: Bunun sebebi Rusya'nın doğal gazdaki fiyat tekelini mümkün kılan arz tekelidir. Rusya eğer doğalgaz piyasasına dahil olacak yeni arzları kontrol edemezse, doğalgazı istediği fiyattan dünya piyasalarına satamaz. Petrol fiyatları neden düşüyor? Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesiyle ABD özetle iki maddelik bir planı uygulamaya koydu. İlkin iktisadi ambargolar devreye sokuldu, ardından da Körfez'deki ülkelerin özellikle de Suudi Arabistan'ın sürekli petrol arzını artırmalarıyla petrol fiyatları dramatik bir şekilde aşağı çekildi. Benzer şekilde bu hatlar oluşturulsaydı Rusya'nın doğal gaz üzerindeki arz ve fiyat tekeli ortadan kaldırılacaktı. Rusya’nın yine devreye girdiğini ve Esad'ın da bu projeyi kabul etmediğini görüyoruz. Esad'ın bu projeyi kabul etmemesi ile ünlü Arap Baharı Suriye'ye taşınmış oldu. Suriye'deki olayların da hızlı bir şekilde geliştiğini gördük. Aslında Suriye üzerinde ABD'nin tutumu başlarda şöyleydi: Biz Suriye’deki ılımlı Sünni muhalifleri belirli bir ölçüde silahlandırırız ve bu muhalifler hızlı bir şekilde Suriye’ye egemen olurlar. Ama Rusya ve İran’ın desteğini Esad'dan hiç çekmemesi, Esad'ın bugüne kadar iktidarda kalmasına yol açtı.

Mesut Yılmaz: Yani Esad'ın iktidarda kalmasının asıl sebebi Rusya oldu.

Fatih Kocaoğlu: Rusya ve İran oldu. Tabii böyle olunca da IŞİD dediğimiz mesele ortaya çıktı. IŞİD'in ortaya çıkması ile bütün Ortadoğu denklemi değişti.

Bikem Ataoğlu: IŞİD'in ortaya çıkışını genel hatlarıyla değerlendirebilir misiniz?

Fatih Kocaoğlu: Birinci Dünya Savaşı'na giren ülkelerin hiç birisi savaşın sonuçlarını kestiremedi. Savaşın sonucunda kimsenin öngörmediği şeyler oldu: Rusya'da Sosyalist devrim, Türkiye'de Kemalist devrim, Almanya'da Nazist devrim oldu. Dolayısıyla bir savaş mekanizması başlattığınız zaman sonucunu kestiremezsiniz. Çünkü savaş bütün bir iktidar yapısını dönüştürür ve dönüştürebileceği şeyler sınırsızdır. Burada da bütün her şeyi dönüştüren IŞİD mekanizmasıydı. IŞİD'in ortaya çıkışını algılamamız için Irak meselesine bakmamız lazım, çünkü IŞİD Suriye'ye sonradan dâhil olmuştur.

Mesut Yılmaz: Amerikan işgalinden mi bahsediyorsunuz?

Fatih Kocaoğlu: Amerikan işgalinin ardından bölgedeki üç temel yapının özellikle Sünni Arapları neredeyse imha etmeye yönelik tutumları oldu. Net bir şekilde adını koyarsak Güney’de yoğun bir Şii mezhepçiliği, Kuzey'de sert bir Kürt faşizmi ve hepsinin üzerinde de Amerikan emperyalizmi Sünni Arapların üzerine bir kâbus gibi çöktü. Bu üç yapının da mağdur ettiği Sünni kesimlerin daha sonra yer altına çekildiğini, burada Baas rejiminden kalan yapılarla birleştiğini, organize olduğunu ve yeraltı örgütlenmeleri olarak direnişlerini devam ettirdiğini gördük. Uluslararası cihatçılar Müslümanların hedef alındığını düşündükleri nerede bir savaş buldularsa gittiler tabi. Bu Bosna- Hersek’te de, Çeçenistan’da da, Afganistan'da da ve tabi Irak’ta da böyle oldu. Temel mesele Irak'taki Sünni Arapların katastrofik vaka haline gelmesiydi. Amerikalılar, Şiiler ve Kürtler onlara "Ya savaş ya öl!" dediler, buradaki kesimler de doğal olarak savaşmayı tercih ettiler ve yer altına çekildiler. Bunu nereden anlıyoruz? Ünlü Saddam heykeli yıkılıncaya kadar Amerika bütün bir Irak'ta 42 asker kaybederken, sonrasında 5000’in üzerinde asker kaybetti, 30.000'in üzerinde de yaralı verdiler. Peki Amerikan ordusuyla burada kim savaştı? Şiiler savaşmadı, Kürtler de savaşmadı, Irak’taki Sünni gruplar savaştı. Bu gruplar belli bir güce eriştiklerini düşündüklerinde IŞİD olarak yer üstüne çıkıp güçlü oldukları bölgelerde açıktan hâkimiyet sağlamaya başladılar. Aslında başlangıçta bu emperyal odaklar açısından fazla büyütülecek bir sorun değildi, bu yapı kabul edilebilirdi de. Ama hızla görüldü ki bu IŞİD yapısı, dünyadaki politikaya, iletişime tamamen kapalı bir yapı ve hiçbir emperyal odağın güdümüne girmeye hiç de hevesli değiller. Dikkat edecek olursak IŞİD’in uluslararası kamuoyunda tehdit olarak tanımlanmaya başlaması IŞİD’in Musul’u almasıyla olmadı, ne zaman ki IŞİD Amerikan çıkarlarını hedef almaya başladı, Erbil’e yöneldi, o zaman Amerika dünya kamuoyuna dönük olarak yeni bir tehdit tanımlaması yaptı.

Bikem Ataoğlu: Peki IŞİD Suriye'de nasıl tutundu?

Fatih Kocaoğlu: Suriye'nin büyük çoğunluğu bilindiği üzere Sünni-Araplardan oluşmaktadır. Suriye’de Sünni Arapların oluşturduğu ılımlı muhaliflerin Esad’ı deviremeyeceği anlaşılınca Amerikalılar tarafından bir iç savaş tezgâhlandı. Özgür Suriye Ordusu Esad'la savaşıyordu ama bu Suriye toplumunda marjinal bir durum olarak kaldı. Suriye’deki kaotik ortamı fırsat bilen Kuzey'deki PKK, PYD terör unsurları Amerikalıların da desteği ve planlamalarıyla hızlı bir şekilde Sünni Arap aşiretlere yönelik baskı kurmaya başladılar. Zamanla Kuzey’deki Sünni Arapları ve Türkmenleri hedef alan PKK-PYD unsurları ile Sünni Arap aşiretleri ve Türkmenler arasında düşük yoğunluklu çatışmaların geliştiğini gördük. PKK-PYD unsurları, Kuzey’deki Sünni Arapların ve Türkmenlerin silahsız olmaları durumunu kendileri adına bir kazanıma çevirebilmek için yoğun bir etnik temizlik ve soykırım başlattılar. Kürt faşizmi buradaki Sünni Arapların ve Türkmenlerin önüne şöyle bir seçenek sundu: “Ya göç et! Ya öl!”. Dolayısıyla Suriye’de murat edilen çelişki ile ortaya çıkan çelişki birbiriyle örtüşmemekteydi. Murat edilen çelişki Esad rejimi ile Sünni Arap çoğunluk arasında yüksek yoğunluklu bir çelişkiydi. Ama ortaya düşük yoğunluklu bir çelişki çıktı. Fakat yüksek yoğunluklu çelişki PKK-PYD unsurlarının giriştiği etnik temizlik ve soykırımla beraber Araplar ve Kürtler arasında gelişti. IŞİD burada stratejik bir adım atarak Esad yerine PKK ve PYD gibi unsurlarla savaşmaya ve böylelikle Sünni Arap toplumunda ciddi bir karşılık bulmaya başladı.

Mesut Yılmaz: IŞİD'in PYD'den daha fazla gücü vardı ama neden bir şey elde edemedi, PYD topraklarını nasıl gittikçe genişletti?

Fatih Kocaoğlu: PYD başlangıçta IŞİD’den fena halde dayak yiyordu. Fakat ardından Amerikan müdahalesi geldi. ABD Aynel Arap’ta 3000'in üzerinde hava operasyonu gerçekleştirdi, ardından ABD bir terör örgütüne –PYD’ye- dünya kamuoyuna göstere göstere silah yardımı yaptı. Bunu Peşmerge’nin askeri desteği vesaire takip etti. Bu kadar yoğun hava operasyonuna karşı bir kasabada bin kadar IŞİD teröristinin zaten tutunma şansı yoktur.   Burada PYD’nin genişlemesinin ana nedeni, Amerikan Hava Kuvvetleri’nin PYD’ye alan açmasıdır. Ama bu arada, Amerikan bombardımanları devam ettikçe dünyadaki kimi selefi gruplar bu meseleyi İslam Dünyası’na yönelik yeni bir Haçlı Seferi olarak değerlendirmeye başladılar. Böylece IŞİD hızla El-Kaide’nin yerini alarak dünyadaki Devrimci Selefilerin ana örgütü konumuna yükseldi.

Bikem Ataoğlu: Küresel olduğu ne zaman fark edildi?

Fatih Kocaoğlu: Aslında ilk fark edilişi IŞİD'in Libya'daki bir bölgeyi kontrol etmesiyle oldu. Bu, IŞİD'in Suriye ve Irak'ın dışına ilk defa taşmasıydı. Daha sonra Afganistan'da, Pakistan'da ve Orta-Kuzey Afrika'da birçok bölge, birçok örgüt IŞİD’e dâhil olmaya başladı. "Biz Halife'ye biat ediyoruz." dediler.

Mesut Yılmaz: Özgür Suriye Ordusu'nun silahlı kanadı nasıl oluştu ve bu kanat nasıl güçlendi?

Fatih Kocaoğlu: Özgür Suriye Ordusu silahlanmayı başlangıçta ABD ve onun desteğindeki Körfez ülkeleri ile gerçekleştirdi. Ama ABD daha sonra meselenin arkasında yeterince güçlü durmadı. Bunun nedeni de IŞİD'in ortaya çıkmış olmasıdır. Çünkü bölgede IŞİD'in özellikle Sünni eksen üzerinde bir alan genişlettiğini gördü ve bu IŞİD meselesi artık Batı'yı da tehdit eden bir mesele haline geldi. Çünkü IŞİD Batı dünyasındaki itilmiş, dışlanmış ve ezilen Müslüman unsurların sempatisini hızla kazanmaya başlamıştı. Tabi bu durum Batı kamuoylarında büyük bir nefretle karşılandı. Böylece, Suriye ve Irak'taki ılımlı muhalefeti destekleyerek, silahlandırarak, bu unsurlar aracılığıyla Esad'ı devirmeyi amaçlayan politikaların artık geride kaldığı bir dönem oluştu. Buradaki ilginç olan mesele ise şu an 60 tane ülke IŞİD'i bombalıyor. Dünya'daki askeri kapasitenin büyük çoğunluğu IŞİD’le savaşıyor, bu vakitten sonra IŞİD tehdidini kontrol edemezler ise bu mesele mevcut dünya-sisteminin kendisini tehdit edecek bir mesele haline gelir.

Mesut Yılmaz: Peki sizce gerçekten İŞİD meselesini bitirmeyi istiyorlar mı, 60 ülkenin gücü buna yetmiyor mu?

Fatih Kocaoğlu: Bir bölgeden IŞİD'i attık dediğiniz zaman IŞİD yeraltına çekiliyor ve tekrar örgütleniyor. Irak ve Suriye’de IŞİD'i ortaya çıkaran nedenlerin de ağırlaşarak devam ettiğini görüyoruz. Şii mezhepçiliğinin, Kürt faşizminin, ABD’nin ve Rusya’nın da dahil olduğu ve Suriye'deki Sünni Arapları ve Türkmenleri imha etme üzerine gelişen politikalar ve süreç devam ediyor. Mesela şu soruyu sormak gerekiyor: hem Rusya, hem de Batı ittifakı hangi hedefleri bombalıyor? PKK ve Hizbullah gibi terör örgütlerinin gösterdiği hedefleri. Hedefleri gösterenler terör örgütleri. Göz ardı etmememiz bir tablo var ortada. Suriye ve Irak’ta Batı ittifakının ve Rusya’nın politik birçok çelişkisine rağmen üzerinde hemfikir oldukları ortak bazı hedefleri var: Sünni Araplara ve Türkmenlere yönelik bölgedeki terör örgütleri aracılığıyla ve onlara hava desteği sağlayarak sürdürülen etnik temizliği ve adı konulmamış soykırımı tamamlamak. Bence meseleleri sadece IŞİD’i bitirmek değil.

Mesut Yılmaz: Düşürülen uçak mevzusuna gelecek olursak Rusya acaba gerçekten IŞİD'i mi bombalıyordu? Çünkü bizim kaynaklarımıza göre orada IŞİD yok ve uçağın düştüğü yer ise Türkmen Dağı. Rusya'nın buradaki düşüncesi ne olabilir? 

Fatih Kocaoğlu: İlk önce Esad’ın alanını, yani Hatay'ın güneyinden İsrail’e kadar uzanan Akdeniz şeridini garanti altına almak istiyor. Ardından Halep'e doğru bu bölgeyi genişletmek istiyor. En kötü ihtimalle burada bir Nusayristan kurmak istiyor. Bu sebeple bölgedeki ana hedefi Özgür Suriye Ordusu ve ılımlı muhalif denilen gruplar. Şuan IŞİD'e yönelik zaten herhangi bir ciddi müdahaleleri yok. IŞİD'in Kafkasya üzerinden eylem yapma kapasitesi var, IŞİD’e yönelik böyle bir Rus bombardımanı olsaydı, Rusya bunun karşılığını Moskova’da alırdı zaten.

Mesut Yılmaz: Fransa ve Türkiye'de olan olayların bir bağlantısı var mıdır, bağlantılı olabilir sizce? 

Fatih Kocaoğlu: Bunlar bilinebilir mi? Sonuçta Türkiye’deki eylemi yapan kişiler öldü. Ayrıca, Ankara’daki eylemi IŞİD de üstlenmedi. Söylenilen her şey tahminden öteye geçemez aslında, sadece spekülasyon olur. Buradaki ana sorun, Suriye ve Irak eksenindeki meselenin kritik bir mesele olması ve şahsi kanaatimce meselenin bu derece kangrenleşmesinin nedeni de dünya sisteminin devletlere ‘devlet olma’ imkânını tanımamasıdır. Yani küçük ve orta ölçekli ülkeler aslında devlet olma imkânlarına ulaşsalar, uluslararası sistemde nefes alabilseler, IŞİD benzeri organizasyonlar ortaya çıkmaz zaten.

Mesut Yılmaz: Bizim istediğimiz bir ülke olacaksınız gibi mi?

Fatih Kocaoğlu: Seni sen değil, biz yöneteceğiz demek gibi. Aslında burada o ülkenin egemenliği tam olarak olmuş olsa, o ülke kendi içerisinde farklı tercihlerde bulunabilir. Ülkeler farklı yönetim biçimlerini ve farklı muhalefet seçeneklerini tercih edebilir. Ama bunun için önce devletlere devlet olma imkânı verilmelidir. Bu da aslında uluslararası sistemin demokratik olmadığını gösterir. Amerika ve Almanya gibi ülkeler kendi içlerinde son derece demokratik olabilirler, fakat bu devletlerin uluslararası alanda inşa ettiği sistem son derece totaliter ve otoriter bir sistemdir. Dünya-sistemi neyi amaçlamaktadır? Irak ve Suriye’deki tüm Sünni Araplar ve Türkmenler göç mü ettirilecek ya da imha mı edilecekler? Nereye vardırılabilir ki bu iş? Dünya askeri gücünün %80’ine sahip devletler, şuan o bölgeyi, 20-30 bin militan için bombaladıklarını iddia ediyorlar.

Mesut Yılmaz: Ama pek bir gerileme de kaydetmediler.

Fatih Kocaoğlu: Gerileme de kaydedebilirler ama yeraltına çekilerek olur bu gerileme. Milyonlarca insan göç ediyor şuan, daha da çok insan göç edecek gibi gözüküyor, milyonlarca insanın da öldürüldüğü bir soykırım yürütülüyor. Bir gün bir bakmışız, Suriye’de ve Irak'ta Sünni Arap ve Türkmenler bir avuç kalmışlar. Anlaşılan o ki Irak ve Suriye’nin yarısı “müslümansızlaştırıldığında”   Ruslar ve Amerikalılar çıkıp, ey dünya, bakın IŞİD belasını nasıl da ortadan kaldırdık diyecekler ve bu mesele neticelenmiş olacak.

Bikem Ataoğlu: Türkiye'yi bu durum nasıl etkileyebilir? 

Fatih Kocaoğlu: Bu durum Türkiye'yi doğrudan etkiler. Çünkü Türkiye'nin çevresinde Kırım'da artık ciddi bir Rus askeri varlığı var, Ermenistan'a da Rusya ciddi bir askeri varlık kaydırıyor, Suriye'de de ciddi bir askeri varlığı var ve Güney Kıbrıs'a da ciddi bir askeri varlık kaydırmayı tasarlıyor. Boğazlar’da Rus askerleri omuzlarındaki füzelerle tehditte bulunuyor, Ege’de bir balıkçı teknemize taciz ateşi açılıyor. Bu aslında Türkiye'nin bütün bir çevresi demektir. Ayrıca Rusya, PYD üzerinden Türkiye'nin güneydoğusuna daha derinden etkide bulunacaktır, dolayısıyla sürecin geleceğinde Türkiye'nin Rusya-İran-Irak ekseninde oluşan yapıya karşı ciddi adımlar atabilmesi gerekir diye düşünüyorum. Öncelikli olarak, sonuçları ve bedeli ne olursa olsun Türkiye, Suriye’deki PKK-PYD terör yapılanmasına acilen müdahale etmelidir. Ayrıca Türkiye, daha güçlü bir savunma sanayii konsepti oluşturmalıdır. Bunu Körfez sermayesi de destekleyebilir. Çünkü Rusya'nın bölgedeki varlığı, gelecekte kademeli olarak Suudi Arabistan ve Körfez'i de etkileyecek. Rusya, eğer Suriye’de tutunabilirse kendisini bir ileri jeopolitik kuşağa hazırlayacaktır. Ve Türkiye, Rusya’nın bir ileri jeopolitik genişleme alanının tam göbeğindedir. 

Mesut Yılmaz: Buna da yavaş yavaş Doğu bloğunu ayaklandırarak başlıyor. Ki zaten açık bir şekilde bunu belirtiyorlar. Son dönemlerde Rusya'nın Türkiye'yle de arası iyi görünüyordu, Rusya ilişkileri bozmak için uçak krizini bahane etmiş olabilir mi?

Fatih Kocaoğlu: Arası iyi olmak ayrı, arası iyi görünmek ayrı tabi ki. Rusya ile Türkiye'nin arası teknik olarak iyi olabilir mi? Çünkü Rusya ile Türkiye'nin arasının iyi olması aslında bir anomali ve sıkıntılı bir durumdur. Türkiye ile Rusya’nın iyi gibi görünen ilişkileri konjonktürel ve geçici bir durumdu ve şuan asli noktasına geri geldi. Bunu nerden anlıyoruz? Mesela Rusya neden Türkmen bölgesinde veya Bayırbucak bölgesinde bombardımana başladı? Üstelik kendisi için çok da hayati olmamasına rağmen. Bu bölgelerde İŞİD yok. Türkmenler kendi bölgelerinin dışına çıkma gibi bir yayılmacı amaç taşımadıkları için de Esad için de bir tehdit oluşturmuyorlar.

Mesut Yılmaz: Peki Rusya’nın buradaki amacı ne?

Fatih Kocaoğlu: Türkiye'yi bütün sınır hatları boyunca hem askeri olarak hem de etnik olarak kuşatmak, çevrelemek. 

Mesut Yılmaz: Son zamanlarda PYD ile Türkmenler arasında da sorunlar var. ABD desteklediği muhalifler arasında da ayrım yapıyor mu acaba? PYD'yi destekleyip Türkmenleri desteklemiyor mu? 

Fatih Kocaoğlu: Amerika’nın Türkmenleri desteklediği falan yok. Türkmen meselesi de sadece son dönemde çıkan bir mesele değil. Mesela Tel Abyad neredeyse tamamen Sünni Araplar ve Türkmenlerden oluşan bir bölgeydi. Burada hiç Kürt unsuru yoktu ama bu bölgedeki Sünni Arapların ve Türkmenlerin bir kısmı göçe zorlandı, kalanlar ise katledildi. Amerika’nın şu anda Suriye’de tek desteklediği yegane yapı PYD-PKK yapısı. Ayrıca da Suriye’nin kuzeyindeki Türkmenlere yönelik PYD terör örgütünün gerçekleştirdiği etnik temizlik ve soykırım ABD tarafından desteklenmiştir, daha da ötesinde ABD ve PYD ile beraber planlanmıştır.

Mesut Yılmaz: Peki Türkmen grupların tugay ve askeri üslerin oluşturulmasında Türkiye'nin bir etkisi olmuş mudur?

Fatih Kocaoğlu: Türkiye’den en azından insani yardım almadan oradaki yapıların ayakta kalma şansları yok. Ama yardımların bir kısmı Özgür Suriye ordusuna gitmiştir bir kısmı Türkmenlere gitmiştir. Yardım neydi, silah mıydı, bilmiyoruz ama en azından insani düzeyde yardımların olduğu ve devam ettiği açık. Çünkü Türkiye o bölgeden kendini izole ederse, bölgedeki insanlar varlıklarını sürdüremezler. 

Mesut Yılmaz: Sizce bir çözüm üretilebilecek mi, yoksa bu olaylar artarak devam mı edecek?

Fatih Kocaoğlu: Suriye meselesi artık Suriye'yi aşan bir mesele ve bugün Rusya, İran ve Irak bloğu çerçevesinde ileride Türkiye için beka sorunu teşkil edecek bir meseledir. Türkiye bu meselede aktif bir şekilde var olmalı, biran önce şu an Suriye’de planlı ve kapsamlı olarak yürütülen soykırımın önüne geçebilmek için, Suriye’deki PKK-PYD terör yapılanmasına müdahale etmelidir. Yoksa Suriye’deki PKK-PYD yapılanmasının daha da fazla güçlenmesi seyredilirse bu mesele orta vadede Türkiye’yi bir iç savaşa sürükler. Unutmamalıyız ki Türkiye kendi güvenlik eksenini sadece kendi sınırlarından sağlayamaz; Kıbrıs’tan, Halep'ten, Tel Abyad’tan, Musul'dan, Kerkük’ten, Tebriz'den ve Karabağ’dan sağlayabilir. Çünkü Türkiye’nin sınırlarında artık devletler yok, terör örgütleri var. Bütün bu bölgelerden Türkiye nüfuzunu çekerse daha sonra kendi güvenliğini Mardin'den, Diyarbakır'dan sağlamak zorunda kalacaktır. Bu da Türkiye'yi ağır bir çözülme sürecine götürür.

Mesut Yılmaz: sizce Türkiye’nin PYD varlığına dokunmamasının sebebi nedir?

Fatih Kocaoğlu: Bir savaşa çekilmek istemiyor olabilir. Ya da doğru konjonktürü bekliyor olabilir. Belki de Irak ve Türkiye’deki PKK varlığının zayıflatılmasının ardından bunu yapmak istiyor olabilir. Ama unutmamak gerekir ki savaşmanın bir bedeli olduğu gibi savaşmamanın da bir bedeli vardır. Türkiye Suriye’deki PYD varlığına bugün müdahale etmezse, bugünkü yapay barışının bedelini yarın bir iç savaş yaşayarak öder. Tekrar tekrar hatırlatmakta fayda var; PYD PKK'nın Suriye'deki adıdır.

Mesut Yılmaz: ABD PKK'ya açık açık destek veremezken PYD'ye destek verdiğini açıklıyor acaba bu isim değişikliklerinin bir sebebi de bu olabilir mi?

Fatih Kocaoğlu: Bu, Amerikalıların bizlere çektikleri bir numara. Bizler de gerizakalıyız ya, Suriye’deki PKK’nın adı PYD olunca, Amerikalılar da PYD’yi desteklediklerinde kendilerinin de terör örgütü olarak deklere ettikleri PKK’yı desteklememiş olacaklar. Mesela IŞİD, DAEŞ oldu, bu onları terör örgütü olmaktan çıkardı mı? Asıl mesele, dünya sisteminin, emperyal odakların, tehlikeli bir terör oyunu oynamalarıdır. Terör üzerinden politik hedefler gütmeye başladığınızda, bu büyük bir savaş mekanizmasını tetikliyor. Bugün Suriye'de geliştirdikleri oyunu, Türkiye'de de oynamaya çalışıyorlar. Rusya ‘benim için bunlar terörist değil’ derken, Amerika da ‘bunlar da benim için terörist değil’ diyebiliyor. Dolayısıyla bir yol kat edilemiyor. Terör, teröristlerin hedefledikleri siyasal amaçlardan dolayı değil, kullandıkları yöntemden dolayı aşağılık bir şeydir.

 

Yazar Hakkında:

Fatih KOCAOĞLU

Fatih KOCAOĞLU

Fatih Kocaoğlu, Bilkent Üniversitesi’nde Mühendislik ve Felsefe, Boğaziçi Üniversitesinde İktisat, Beijing Yuan Daxue’de Çin Dili ve Edebiyatı eğitimi aldı. Dergicilik, Tekstil, Perakendecilik ve Un Fabrikası işletmeciliği tecrübeleri de bulunan Fatih KOCAOĞLU şu anda Gazi Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde Araştırma Görevlisi olarak bilimsel çalışmalarını sürdürmektedir. Çalışmaları arasında jeopolitik, ekonomi-politik, genel tarih ve tarih felsefesi bulunmaktadır.