25 Temmuz 2021

Besmele; “Bismillâhirrahmânirrahîm” sözünün kısaltılmış şeklidir. Hayırlı ve helâl bir işe başlarken, Allah (c.c.)'ın adını anmak ve bu adla işe başlamak için besmele çekilir.

Bismillâhirrahmânirrahîm; "Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla (başlarım)"  anlamına gelir. Arapça’da besmele menhüt (fiilden türeyen) bir isim veya masdardır. “Allah (c.c.)’ın adı­nı anmak” anlamındaki tesmiye de besmele yerine kullanılır. Türkçe’ de ‘bes­mele çekmek” “bismillah demek” de­yimleri besmeleyi okumak anlamına ge­lir.

Besmeleyi  "esirgeyen, bağışlayan Tanrı'nın adıyla" telaffuz etmek yanlıştır; yanlış olduğu kadar gaflet ve cehâlet kokan tercümeyi kabul etmek mümkün değildir. "Allah" (c.c.) lafzı, özel isim olduğu ve Yaratıcımızın tüm güzel isimlerini içinde barındıran bir anlam taşıdığı için başka bir dile tercüme edilemez. Ayrıca "esirgeyen" tabiri çok yanlış bir tercümedir. Türkçede “esirgemek”, daha çok olumsuz bir sıfat anlamında kullanılır. Saklamak, korumak gibi anlamlarından daha çok; kıyamamak ve cimrilik yapmak manalarında kullanılır ki, Allah (c.c.)'ın Rahmân sıfatının kesinlikle karşılığı değildir.

Denilmiştir ki: Bütün ilimler, dört büyük kitapta; dört kitabın ilmi Kur'ân'da; Kur'an Fâtiha'da; Fâtiha Besmele' de; Besmele de “Bâ” harfinde toplanmıştır.   

Bâzı âlimler demiştir ki: “Bütün ilimler “Bâ” da toplanmıştır. “Bâ” dan maksad “Bî”; yani “Benimle; Allah ile” demektir. Olan ve olacak olan herşey benimle olduğu gibi, âlemlerin varlığı da benimledir. Benden başkasının gerçek vücûdu (varlığı) yoktur. Diğer varlıklara vücûd  isnâdı isimle ve mecâzîdir.” Bu düşünce; “Ben baktığım eşyada ve ondan öncesinde Allah'dan başka bir şey görmem” sözünün ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'in “Dehr'e sövmeyin, dehr Allah (c.c.)'tır.” hadîsinin mânâsına uygun düşmektedir.[1]

Kur'ân-ı Kerîm'in ilk nâzil olan âyet-i kerimesi "Yaratan Rabbi’nin adıyla (besmele çekerek) oku!.." (Alak: 96/1) meâlinde olup emir sıgasıyla inzâl buyrulmuştur. Bu emir sadece Peygamberimiz (s.a.s.)’e değil, bütün mü’minleredir. Çünkü usûl-i tefsirde kâidelerden birisi de: "Sebebin hususî olması, hükmün umumî olmasına mâni değildir"[2] cümlesiyle ifâde olunmuştur. Mü'minler meşrû (şer'i, mubah) bir işe başlarken "Besmele-Hamdele ve Salvele" getirmeyi ihmal etmezler. Çünkü bilirler ki, bu usûle riâyet edilmeden başlanan herhangi bir işte, mutlaka bereketsizlik ortaya çıkar. Kur'ân-ı Kerim okurken, hayvan keserken, abdest alırken, namaz kılarken ve av ile meşgul olurken Besmeleyi ihmal etmezler. Kaldı ki hayvan keserken, ava silah atarken ve ava köpeği salarken Besmele çekmenin kat'i delille (nassla) sabit olduğunun şuurundadırlar. Aksi davranışın, yani Besmeleyi kasten terk etmenin; elde ettikleri eti haram kılacağını bilirler.

Tefhim’ül Kur’ân’da şöyle yazar: “İslam kültürü bir kimsenin her işe Allah (c.c)   adı ile başlamasını gerektirir. Eğer bu, bilinçli bir şekilde ve samimiyetle   yapılırsa şu üç güzel sonucu doğuracaktır: Birincisi; bu kişiyi kötülükten   uzak tutacaktır. Çünkü Allah (c.c) ismi onun kötü bir niyeti veya yanlış bir   davranışı O’nun adını anarak yapmaya hakkı olup olmadığı konusunda   düşünmesini sağlayacaktır. İkincisi; kişi meşrû bir işe başlarken Allah (c.c.)’ın   adını anarsa, onun her hareketi tabiatıyla Allah (c.c.)’ın rızasına uygun yapılmış   olur. Üçüncüsü; o kişi Allah (c.c.)’ın yardım ve nimetiyle karşılaşacak ve şeytanın   aldatmalarından korunacaktır. Çünkü kim Allah (c.c.)’a yönelirse Allah (c.c.)’da ona   yönelir.”

Hasan El-Benna Hz. şöyle der: “Kişi, her şeyde rahmetinin yeni yeni eserlerini   meydana çıkaran bir rahmet sıfatıyla vasıflanmış olan Allah (c.c.)’ın adını anarak  ve O’ndan bereket umarak “Bismillah” diye başlar. Bu mânayı hissedip O’nu   ruhunda yücelttiği zaman, bu yüce İlah’a hamd gayesiyle dilinden  “Er-Rahman’ir Rahîm” lafızları dökülür. Bu lafızlar ona; Allah (c.c.)’ın nimetinin   büyüklüğüne, lütuf ve keremine ve bütün âlemlerin beslenip büyütülmesinde   görülen güzel nimetlerine karşılık hamd etmeyi hatırlatır da kişi, bu uçsuz   bucaksız okyanus üzerinde tefekkür eder. Sonra yeniden, bu nimetlerin ve bu yüce terbiyenin bir teşvik ve korkutma arzusundan değil de,  bir lütuf ve merhametten kaynaklandığını hatırlar.[3]

Her hayırlı işe besmele ile başlama teberrük oldugu gibi sûreye onunla başlamak da öyledir. Çünkü Besmele Kur'ân'ın anahtarıdır. Levh-ı Mahfûz'da kalemin yazdığı ilk kelime ve Âdem (a.s.)'a indirilen ilk sözdür. Besmelenin istiâzeden sonra gelmesinin hikmeti, “hı” ile gelen tahliyenin  “ha” ile gelen tahliyeden önce olması zorunluluğundandır. Birinci tahliye, boşaltıp temizlemek; ikincisi süsleyip güzelleştirmek, demektir. Bir mekân boşaltılmadan onarılıp süslenemeyeceği için, kalp önce istiâze ile mâsivâya yönelmekten temizlenir ve ondan vazgeçirildikten sonra, besmele ile Allah (c.c.)'a yöneltilerek tezyîn edilir.

Rivâyete göre Allah Teâlâ'nın üç bin ismi vardır. Bunlardan bin tanesini sadece melekler bilir. Bin tanesini sadece peygamberler bilir. Geri kalan binin üç yüzü Tevrat'ta, üç yüzü İncil'de, üç yüzü Zebûr'da, doksan dokuzu Kur'ân'da geçmiştir. Bir tanesi de vardır ki Allah (c.c.) onu kendisine ayırmıştır. Bu üç bin ismin mânâsı, “Allah, Rahmân ve Rahîm” isimlerinde toplanmıştır. Besmeleyi söyleyen,  Allah Teâlâ’yı bütün esmâsıyla zikretmiş olur.

Bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Başı besmele olan dûa reddolunmaz.”

Diğer bir hadiste ise: “Kim Allah (c.c.)'a  ve  O'nun ismine olan saygısından ve kirlenmesin diye üzerinde besmele yazılı bir kağıdı ayak altından kaldırırsa Allah (c.c.) indinde sıddîklardan olur. Ana babası müşrik bile olsa azabları hafifletilir.” buyurulur.

Şeyh Ahmed el-Bûnî, Letâifu'l-İşârât adlı eserinde, “Varlık ağacının (şeceretü'l-kevn) besmeleden dal budak saldığını” anlatır ve der ki: Bütün âlem, icmâlî  ve  tâfsîlî olarak  besmele ile kâimdir. Bu yüzden besmeleyi çokça söyleyen kimse, ûlvî âlemde de sûflî âlemde de “heybet” sıfatıyla taltif edilir.

Anlatıldığına göre Rum meliki Kayser, Hz. Ömer’e şöyle bir mektup yazdı.“Başımda dinmek bilmeyen bir ağrı var. Eğer sizce ma'lum bir çaresi ve ilacı varsa bana gönderin. Çünkü buradaki doktorlar, buna bir çare bulamadılar.” Mektubu alan Hz. Ömer, Kayser'e bir başlık gönderdi. Kayser bunu giyince ağrısı kesiliyor, çıkardığında yeniden başlıyordu.  Merak etti: “Acaba bu başlıkta ne vardı ki, baş ağrısını kesiyordu.” Başlığı çıkarıp iyice kontrol edince içinde üzerinde besmele yazılı bir kâğıt buldu.

Yapılacak işlere kalben ve fiilen “Besmele” ile başlamak bir nevi yaratılmış olanın yaratıcısından yardım istemesini ve ona bağlılığının temsilidir. Tefsircilere göre, Besmele'nin başındaki "bâ" edatı bu münâsebeti ortaya koymaktadır. İslam mutasavvıfları da yaratanla kurulacak irtibatı sıkı tutma çabasında olmuşlar ve Allah'ın ismi ile kalpler aydınlanır ve istiklâlini kazanır, yükselir. Yine bu isimle, bütün tasa, endişe ve tedirginliği, zâil olup dağılır. O'nun rahmetiyle, ruhlar marifete erer ve rahat bir soluk alır. "Bismillah" ile her arzu yerine gelir, "Allah'ın rahmetiyle her kez maksudunu bulur”.[4] Şeklinde izahlarla Besmelenin hayatımızdaki fiili işlerde bizden ayrılmasının mümkün olamayacağını hatırlatmışlardır.

İnsanlar arasında işler besmelesiz yapılmaya başladığında, yani besmelenin dile pelesenkliği azaldıkça toplumun maddî-mânevî ihtiyaçlarında eksiklik ve arazların belirginleşmesi gözlemlenmektedir. Evliliklerde, doğumda, dostlukta Besmelenin unutulması bir eksiklik olarak boşanmaları, âsi evlatları, ihâneti ve bencilliği çoğaltmaktadır. Müslüman ülkelerin genel çoğunluğun da siyasette unutulan Besmeleler, liderin yaratıcı ile kuracağı acziyet bağını zayıflatmakta ve bereketsiz, kişisel kararları doğurmaktadır. Yine lokma da unutulan besmeleler kanaatsizlikle birlikte dünya genelindeki aç nüfusa sebep olmaktadır. Kanaatsizlik ve memnuniyetsizlik, zamandaki bereketsizlik acaba besmele ile dilimiz, gönlümüz arasına giren kopukluktan mı kaynaklanıyor? Resulullah(s.a.v)’ın “Her işki besmelesiz başlanıyorsa bereketi kesiktir” hatırlatmasını düşündüğümüzde bu bireysel öğütü şahsında uygulayamayan toplumların bugün nasıl bereketsiz cemiyetlere dönüştüğüne de tanık olmaktayız.

İş hayatımızdan, aile hayatımıza, yeme-içme, giyim-kuşam ve mahremiyetimize kadar geniş yelpazadeki yaşam ritüellerimizde kaybettiğimiz her noksanlık ve eksiklik için “Besmele” bize teselli olabilir inancındayız. Gönülden ve anlamını idrak ederek söyleyebileceğimiz her “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” lafzı üzerimizdeki bereket eksikliklerini kaldırırken aynı zamanda O’nun adına yine O’na teslimiyetimize de şahit olacaktır. İşlerimize başlarken kullanacağımız Besmele ile baştan bereketsizliği eleyecek sonra ki takdiri de yaratanımızın kudretine havale etmiş olacağızdır. Bu davranış şekli de her şeyden önce bizi endişe ve korkularımızla yüzleştirecektir. Kuşeyri’nin ifadesiyle "Bismillah" öyle büyük ve kıymetli bir kelimedir ki, onun sesi her âbide şifâdır. Onu söylemeyi murad eden herkese ziyâdır. Kalpleri tasa, endişe ve tedirginlikle ürperenler ancak Bismillah’ı duyduklarında bundan kurtulurlar.[5]

Süleyman Çelebi Hazretleri'nin yazdığı Mevlid manzumesinin metinleri  “Besmele”nin önemini dile getirmekle başlar. Allah adın zikredelim evvelâ / Vacip oldur cümle işte her kula

Süleyman Çelebi Hz. şâirane bir hassasiyetle, her işte Allah adını anmanın gerekli olduğunu söyler ve bu takdirde Allah'ın işleri kolaylaştıracağını vurgular:

Allah adın her kim ol evvel ana / Her işi âsan ede Allah ona

"Besmele ile başlamayan her mühim iş sonuçsuz kalır" anlamındaki hadis-i şerif, Mevlid metninde şöyle ifâde bulur:

Allah adı olsa her işin önü / hergiz ebter olmaya anın sonu

O halde diyor, devamlı olarak O'nun adını anmalı:

Her nefeste Allah adın de müdâm / Allah adıyla olur her iş tamam

Esasen Kâmil insanda, asıl amaç bu olmalıdır. Besmele sözü sadece bir başlangıçtır, bir ilk adımdır. Her nefeste Allah adını söylemeyle kasdedilen, lisanla onu tekrarlamaktan ibaret bir iş değildir. Asıl olan o duygu ve düşünceyi içinde yaşatmaktır. Tasavvuf ehlinin "zikr-i daim" dedikleri budur. Bunun varacağı son nokta, tasavvuf terimleriyle söylersek “fenâ fillâh” ve “beka billâh”tır.

KAYNAKLAR

[1] Rûhu’l Beyân Tefsiri-İsmail Hakkı Bursevî Hz.-Erkam Yayınları

[2] Celâlüddin Abdurrahman İbn-i Ebû Behir es-Suyuti, el-İtkan fi ûlumû'l Kur'ân, Kahire,1951, c. I, sh. 29.

[3]Mukaddime fi’t Tefsir   Risalesi, sh:59

[4] Kuşeyri: Letaifu’l İşaret 2.cilt, 154.

[5] Kuşeyri: Letaifu’l İşaret 6.cilt, 300

Bu kategorideki Makalelerden