26 Haziran 2022

İsviçre’de; İtalyan, Fransız, Alman büyük grupları yanında, çok uzun bir liste tutan yüze yakın küçük grup var. Bunların hepsi kendi dilini konuşuyor, imkân ölçüsünde de kendi dillerinde eğitim-öğretim görüyorlar. Fakat bu büyük veyâ küçük grupların hiçbiri, istiklâl temin etmek gibi bir fikre aslâ kapılmıyor. İsviçrelilik, bütün âidiyet duygularını ihâta ediyor. Bern Büyükelçiliği dönemine ait hâtıralarını “Zorâki Diplomat” da anlatan Yâkup Kadri: “İsviçre’nin Almanları, Almanya’nın en ciddî hasm-ı bî-amanları idiler.” diyor. Bu, yerinde ve haklı tesbît, İsviçre’deki diğer gruplara da tereddütsüz teşmîl edilebilir.

İkinci model ülke Amerika Birleşik Devletleri. Burada, Dünyâ’da mevcut bütün etnik ve dinî grupların mensupları yaşıyor. İsviçre’nin aksine, ana dillerinde eğitim yapamıyorlar. İngilizce, en az ülke ismi derecesinde bir yapıştırıcı. Hakikî Amerika yerlileri olan Kızılderililer dâhil, bütün ABD vatandaşları “Amerikalı” olmuşlar ve bu sıfatlarını kaybetmek istemiyorlar. ABD, bugün Dünyâ’nın en büyük siyâsî ve ekonomik gücü. “Amerikalı” üst kimliğini, âdeta bir şeref madalyası gibi taşıyan ABD vatandaşları; bir taraftan ABD’nin âlî menfaatlerini koruma ve kollama vazîfesini yerine getirirlerken, diğer taraftan etnik köklerinin veyâ dinî mensûbiyetlerinin uzandığı ABD dışındaki – eski - ülkelerinin “lobi” faaliyetine gönüllü olarak katılıyorlar. Yâni, Yâkup Kadri’nin İsviçre Almanları için söylediğini Amerikan Almanları için söyleyemeyiz. Çünkü Amerikan Almanları, Almanya’nın pek sâdık ve samimî dostudur. Amerikan Rumları Yunanistan’ın; Amerikan Ermenileri Ermenistan’ın; Amerikan Yahûdîleri İsrâil’in “dost” ötesi destekleyicileridir. Yâni, “Amerikalı” olmak “İsviçreli” olmak gibi değil. Hem İsviçreli olunup, hem Almanya menfaatine yakın durulamazken; hem Amerikalı olunup, hem Almanya için mesâi harcanabilir.

Gelelim üçüncü modele: Bu model, “OSMANLI” adını taşıyor. Ne İsviçre’deki gibi bölünmüş, parçalanmış, bir “yamalı bohça bütünlüğü”, ne de Amerika’daki “çifte tâbiiyetli” insanların menfaat üstüne binâ edilmiş pragmatik sun’îliği Osmanlı’da görülmez. Osmanlı nizâmındaki âsûdeliği, bu nizâmın kâtili durumundaki ülkeler bile Balkan, Kafkas, Orta Doğu coğrafyalarındaki bugünün ateşten manzarasına bakarak kabûl ve itirâf ediyorlar. Ama neye yarar? İvo Andriç’in kaleminden Nobel’e uzanan “Drina Köprüsü”, Türk’ün “devlet” aydınlığını bütün Dünyâ’ya göstermişti.

“Devlet” mefhûmunun birkaç mânâsı var: Saâdet, mutluluk, milletleri idare etme sistemi, bunlar arasında ilk akla gelenler. Bir de “devletlû!” hitâbında görünen hürmet haşmeti duruyor, Batı dillerindeki “majesteleri” karşılığı.

Kanûnî Sultan Süleymân’ın:

“Olmaya devlet Cihân’da bir nefes sıhhat gibi”     

mısrâına; en “devletlû” ağızdan bir “devlet” târifi istif edilmiş.

Türk târîhinde, emsâlsiz denecek derecede köklü bir devlet geleneği mevcut. Türk edebiyâtı başta olmak üzere bütün Türk san’atlarında da saâdetin, sıhhatin, “ahsen-i takvîm” üzre yaratılmanın “DEVLET” adını taşıyan saltanatı görülüyor.

 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: