14 Haziran 2021

 

kirmizilar.com

 

Hazırlayan: Mehmet MEMİŞ, (E) Öğretmen

 

Mükrimin Halil Yinanç (1900-1961)

Mükrimin Halil, Elbistan bölgesinin en eski ve ilk Türkmen aşiretlerine bağlı ve köklü Müslüman geleneklerine sahip bir ailenin ahfadıdır. Köklü bir kadı ailesinin son halkası olan babası Halil Kâmil Efendi’nin etkisiyle daha yedi yaşında iken Kur’an-ı Kerim’i hıfzetti, İslâmî bilgileri ve Arapçayı ilk tahsil hayatında öğrendi. Babasının görevi nedeniyle Elbistan’da başladığı tahsil hayatına Malatya, Mardin ve Diyarbakır’da devam etti. 1913’de İstanbul’a giderek idadînin son iki sınıfını Gelenbevî Sultanisi’nde okudu. 1916’da İstanbul Dârülfünûnu Edebiyat Fakültesi Tarih şubesine girdi. Tarih şubesini bitirince Mekteb-i Mülkiye talebesi oldu (1919). Buradan da mezun olunca Davut Paşa Orta Okulu’na Tarih muallimi olarak tayin edildi (1921). 

Bu öğretmenlik görevinin yanısıra Türk Tarih Encümeni yeniden etkinleştirilince  1923’te encümenin kütüphane memurluğuna atandı . İşte 1923’de başlayan akademik/bilimsel tarihçilik kariyerine 40 yıl kadar devam eden Mükrimin Halil’in resmî tarih yazımı içindeki vazifesi, tarih anlayışı ve tarih yazımı açısından bir dönüm noktası olmuştur. 

Mükrimin Halil’in tarihçilik kariyerinin oluşumu aşamasında hiç kuşkusuz Edebiyat Fakültesi Tarih şubesindeki tahsil hayatı belirleyici olmuştur. Burada rahle-i tedrisinden geçtiği hocaları arasında seçkin Osmanlı tarihçilerinin yanısıra yetkin Alman şarkiyatçılarının olması önemlidir. Bu yıllarda aynı fakültede okuyan Hilmi Ziya Ülken’e göre M. Halil Yinanç, I. Dünya Savaşı sırasında Alman İmparatorluğu ile ittifakımız nedeniyle ülkemizde görevli en değerli şarkiyatçıların talebesi olmak şerefine erişmiştir. Osmanlı tarihinin modern yöntemler ve kaynaklar ışığında incelenmesi gerektiğini gösteren meşhur âlimler arasında şunlar vardır. 

İlkçağ tarihçisi Lehman-Haupt, tarihin yardımcı bilimleri hocası Eckhard Unger, tarih metodu hocası J. H. Mortmann, Osmanlı kronikleri uzmanı F. Carl Giese. Osmanlı Türkleri arasındaki seçkin hocaları arasında ise şu isimler vardır: Abdurrahman Şeref Efendi, Ahmet Refik Altınay, Mehmet Şemsettin Günaltay, Halim Sabit Şibay, Fazıl Nazmi Kandi ve Hamit Sadi. Burada şayanı dikkat olan şudur ki, Mükrimin Halil Yinanç erken dönemden itibaren bilimsel araştırma yöntemini öğrenmiş ve tarihin araştırma alanına yönelmiştir.

Erken yaşta sahip olduğu hafızası ve kuvvetli çalışma gayreti ile İslâmî Türk tarihine odaklanmış, çalışmalarını bu alanda derinleştirmiştir. Mekteb-i Mülkiye’den arkadaşı Hilmi Ziya Ülken’in aktardığına göre öncelikle Mülkiye tahsili sırasında araştırmalarını yalnızca bir nokta üzerinde toplamaya başlamıştır: Mülkiye’ye girişinden (1919), 1925’te Paris’e gidinceye kadarki altı yıllık zaman zarfında İstanbul vakıf kütüphanelerindeki Selçuklu ve Beylikler dönemlerine ilişkin nadir yazmaları bularak okumuş, notlar almış ve belli başlı eserleri  istinsah etmiştir. 

M. Halil’in Paris’e gitmesi burada bulunan yazmaları da istinsah etmek gayesine yöneliktir. Türk Tarih Encümeni  Şubat 1924’te yeniden etkinleştirilmiş, bu süreçte genç ve yeni üyeler atanmıştır.  Mükrimin Halil Yinanç’ın düşünce ve kültür dünyasını belirleyen bir başka etken Darülfünûn’dan olan Memleketçi/Anadolucu arkadaş çevresidir. 

Memleketçi hareketin ilk tohumu, Türk Ocağı içinde Pan-Türkizm/Turancılık düşüncesine karşı Türkiye Türklüğü (Türkiyecilik/Anadoluculuk) şeklinde 1917’de atılmış, bundan iki yıl sonra, 1919’da ise Mekteb-i Mülkiye sıralarında Türk kültürünün gerçek kaynağı olarak Anadolu’yu gösteren bir akım haline gelmiştir. 

Hilmi Ziya Ülken, Mülkiye çevresinde bu düşünceyi işleyip yayan çalışkan bir talebe olarak Reşit Kayı ile birlikte 1919-1920  yıllarında el-yazma olarak 12 sayı çıkardığı Anadolu Mecmuası’nın yükünü omuzlamıştır. Bu düşünsel hareketin önemli bir siması da Mülkiye talebesi Mükrimin Halil Yinanç’tır. Bu fikre taraftar gençleri babası Mehmet Ziya’nın evinde toplayan Hilmi Ziya’nın etrafındaki arkadaşları içinde harekete önayak olan kişiler arasında M. Halil Yinanç’ın önemli bir yeri olduğunu anlatıyor . 

Hilmi Ziya’nın yazdığına göre İslâm tarihine yönelmiş olan Mükrimin Halil, araştırma şevkini Memleketçilik etkisiyle birden bire Anadolu/Türkiye tarihine çevirdi. Şunu da belirtelim ki, İslâm tarihine asla sırtını dönmedi; hatta Müslüman Türkler konusuna odaklandı. Anadolu/Selçuklu tarihine bakarken bu minvalde hareket etti. Birden bire değişim gösteren bu düşünsel yaklaşım biçimine taşkın karakteri ve siyasî düşüncesi neden olmuştur.

Bu mizacı, kültürel ve düşünsel planda seyreden memleketçilik hareketine siyasî bir şekil vermiştir. Bu nedenle bu kültür hareketi erkenden koparılmış bir yemiş gibi Darülfünûn’un yüksek öğrenim gençliği arasında bir ideoloji şeklini almıştır. Bunun sonucunda Hilmi Ziya’nın başını çektiği kültürel ve düşünsel nitelikteki hareketin bambaşka bir niteliğe bürünmesine yol açmıştır. 

Bu düşünsel yaklaşım, milliyet anlayışındaki şu bakış açısından kaynaklanıyordu: 1. Ülkemizde doğması beklenen Anadolu/Türkiye merkezli yeni kültürün kaynağı ve hedefi olarak Anadolu/Türkiye’yi gören kültürcü Anadoluculuk hareketi, 2. Bu kültürcü/Anadolucu harekete siyasî ve ideolojik şekil veren ideolojik Anadoluculuk hareketi. İkinci tipteki Anadolucu/Memleketçi ideolojik görüş, ABD Başkanı James Monroe’nin 2 Aralık 1823 tarihli Amerika Amerikalılarındır düsturunu örnek alarak hareket ediyor, 8 Ocak 1918 tarihli Wilson İlkelerini anayasal bir metin olarak tasvip ediyordu.. İşte Mükrimin Halil Yinanç’ın Kemal Atatürk önderliğindeki Türk Kurtuluş Savaşı’na sempatik bakışını ve Kemalist harekete katılmak istediğini yansıtan dönemin Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından Darülfünûn Edebiyat Fakültesi müderrislerinden İsmail Hakkı Baltacıoğlu’na hitaben kaleme alınan 26 Ekim 1921 tarihli şu tarihî mektubu Darülfünûn mensubu İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun hatıratı içinde okuyoruz: 

Muhterem Efendim,

Bugün, Dersaadet’te, Bab-ı Âli Hariciye Nezareti İstişare Odası muavinlerinden Ahmet Tevhid Bey aracığıyla, Elbasanlı Mükrimin [Halil Yinanç] Bey adresinde bulunan bir kişiden bir mektup aldım. Kendisinin Darülfünun ve Mekteb-i Mülkiye’den mezun olduğunu, Anadolu ve özellikle Selçuklular tarihi ile ilgilendiğini, birçok kütüphanelerden bu konudaki yararlı eserleri inceleyip topladığını bildiriyor. Ve şimdi de Anadolu’da çalışmak arzusunu gösteriyor. Lütfen bu kişi ile makamınızda görüşmenizi ve Anadolu’da teşkilatını bildiğinizden, buraya getirilmesinde bizim için bir fayda olup olmayacağını belirtmenizi rica ederim efendim (Baltacıoğlu, 1998:244).

 İşte bu mektup, Mükrimin Halil Yinanç’ı Yeni Türkiye devletini kurucu hareketinin içine alan, sonraki Kemalist dönemde iktidarla ilişkilerini yoğunlaştıran somut bir belge olmuştur. Mükrimin Halil’e Kurtuluş Savaşına sempati kazandıran temel etken aslında Küllük çevresidir. 

Tarihçiliği:

Mükrimin Halil Yinanç 1921’de Mekteb-i Mülkiye’den çıkınca önce Davut Paşa, sonra Nişantaşı Orta Okuluna Tarih öğretmeni olarak atanmıştır. 

Nisan 1923’de bu görevinin yanısıra yine aynı yıllarda yeniden organize edilen Türk Tarih Encümeni kütüphane memurluğuna getirilmiştir. İşte bu memuriyeti sırasında kaleme alıp encümen dergisinde yayınladığı “Feridun Bey Münşeatı” başlıklı bir makale dizisi ile Türkiye bilim âleminde parlak bir yıldız şeklinde kendini göstermiştir. Bahsi geçen makale dizisi, XV. yüzyılda Feridun Ahmet Bey tarafından derlenmiş, eserde erken Osmanlı devrine ait belgeler, Osmanlı tarihine ait araştırmalarda birincil kaynak olarak kullanılmıştır. 

M. Halil, Münşeat’ın ilk kısımlarının İlhanlı dönemine ait bir münşeat kitabından aynen alınmak suretiyle Selçuklu Türklerinin Osmanlı Türklerine tabel ve alem verdikleri şeklinde sahte bir kısım olduğunu ispat etmiştir. Sonraki günlerde Türk Tarih Encümeni Mecmuası’nda Karamanî Mehmet Paşa’nın Osmanlı tarihine dair kroniği ile Maraş Emirleri konusuna dair birer monografi değerindeki incelemelerini yayınlamıştır. 

Bu makaleleri ile Mükrimin Halil, Selçuklu ve Osmanlı tarihinin birincil kaynaklarına vukûfiyetini açıkça ortaya koymuş, tarihî kaynakları tenkit ve intikat yöntemlerini tarih âlemine göstermiştir. Bu yola Münşeat hakkındaki yayınları ile giren M. Halil Yinanç’ı TTK üyeliğine ve Edebiyat Fakültesi hocalığına götüren ilk önemli çalışmalarıdır. Mükrimin Halil’in bu ilk bilimsel çalışmaları Batının seçkin ve yetkin bilim camiasının da dikkatini çekmiştir. 

Mayıs 1925’te İstanbul’a gelen Dr. Franz Babinger, Mükrimin Halil’in kütüphane memuru bulunduğu Türk Tarih Encümeni’ni ziyaret ederek görüşmeler yapmıştır.  Bu genç tarih âlimi kısa süre sonra Paris’e gittiğinde meşhur bir tarih âlimi olarak tanınmaya başlayacaktır. 

Bu tanınma sürecinde Darülfünûn’dan eski Alman hocalarının da etkisinin olabileceğini düşünüyoruz. Dr. Babinger’in Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri (1926) eserinin hazırlık aşamasında görüşlerini aldığı Mükrimin Halil Yinanç’a olan hürmetini eserine yansıttığını da görüyoruz. Dr. Babinger, Mükrimin Halil’in “Feridun Bey Münşeatı” ile Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı devirleri tarih yazımı açısından yaptığı kaynakların değerini biçtiğini eserinin başında hatırlatıyor . Mükrimin Halil‘in asıl önemi, tevâif-i mülûk konusundaki yazma eserleri toplama becerisidir. İsmail Saip Sencer ile yakın arkadaşlık ve dostluğu da bu konudan kaynaklanıyordu. İstanbul’un sahaflar çevresinde belki de Ali Emirî ile İbnülemin arasında bir konumda bulunan İsmail Saip, eski usûlde tarihçilik yapan tarihçiler kuşağının üstadı konumunda bulunuyordu. 

Dolayısıyla İsmail Saip, Mükrimin Halil’in çevresinde bulunduğu, kitap sevgisini edindiği, eski kitapların değerini takdir etmesini öğrendiği biblioman kişiler arasında önemli bir kişiliktir. M. Halil’in bilimsel yetkinlik konusunun Dr. Franz Babinger gibi Batılı şarkiyatçılar tarafından takdir edilmesi, ulusal alanda takdir edilmesini beraberinde getirmiştir. M. Halil’in Avrupa’ya yönelmesinin bir diğer nedeni, tevâif-i mülûk konusunda Türkiye kütüphanelerini derinlemesine taraması, bundan sonra Batının seçkin kütüphanelerinin taranması gerektiğini düşünmesidir. Bu sırada Maarif Vekâleti Teftiş Heyeti Başkanı bulunan Rıdvan Nâfiz Uzluk, M. Halil’i takdir ederek Bibliothèque Nationale’de çalışmak üzere Paris’e gönderilmesini sağlamıştır. 

Paris’te kaldığı iki buçuk yılda Anadolu tarihine ait nadir nüshaları istinsah ederek notlar almıştır. Paris’te Fransızların meşhur şarkiyat âlimleri Clément Huart ve Jean Deny’nin teklifleri ile ülkenin en kıdemli şarkiyat enstitüsü Société Asiatique üyeliğine seçilmişti.  Kısacası, ailesinden aldığı tarih ve kültür birikiminin üstüne koyarak Darülfünûn’da tarih tahsiline başlayan tarihçi Mükrimin Halil Yinanç, Mekteb-i Mülkiye’de içinde bulunduğu memleketçi hareketin mensubu olarak tarihçilik  uğraşısına başlamış, özellikle tevâif-i mülûk ve Selçuklu konularında topladığı nadir eserlerle ortaya koyduğu nadide çalışmaları sayesinde ülkemizin en seçkin ve yetkin tarihçileri arasında yerini almıştır. Bu minvalde yaptığı çalışmalar yerli ve yabancı tarihçiler tarafından takdir ve taltif edilmiştir

Memlekete döndüğü yıllarda Mükrimin Halil, bilgi, beceri ve deneyimlerinin etkisiyle Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti üyeliğine atanmıştır. Ancak Mükrimin Halil, Kemal Atatürk’ün önderlik ettiği yeni oluşumun, Türk Tarih Tezini savunanlar ve açılımını yapan aydınlar arasına katılmadı. Bu durumu şu takiyye yöntemi ile çözümledi: 12 dişini çektirip rapor alarak I. Türk Tarih Kongresine katılmadı. Bundan sonraki süreçte ise Köprülü’nün dekanlığında yeniden kurulan Edebiyat Fakültesi hocalarının arasına katıldı, Ortaçağ kürsüsüne doçent olarak atandı. İşte İstanbul’da çalıştığı sırada mensubu bulunduğu ve Kemalist Ankara karşıtı Küllük çevresindeki mistik arkadaş ortamını her şeyden önemli saydı, İsmet İnönü’nün Ankara’ya davetine bile icabet etmedi . Bu tutum ve davranışları ile M. Halil Yinanç, romantik bir geçmiş zaman efendisi olarak ülkemiz tarihçiliğindeki muteber yerini almıştır. 

Tarih yazımı ve tarih anlayışı konusunda köklü bir değişim ve dönüşüm sürecinin yaşandığı Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e uzanan tarihsel kesitte gelenek ile modernite arasında yaşanan ikilemden dönemin diğer aydınları gibi Mükrimin Halil Yinanç da etkilenmiş, tercihini Osmanlı/İslâmcı görüşünü muhafaza etmek ve bu konuda araştırmalar yapmak yönünde kullanmıştır. Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı tarihleri gibi Ortaçağ dönemleri üzerinde çalışmıştır. Bu konudaki çalışmaları Kemal Atatürk önderliğinde başlatılan Türk Tarih Tezi çalışmaları yapan ekibine alınması üzerinde etkili olmuştur. Ancak Mükrimin Halil’in asıl ilgisi İslâmî Türk Tarihi tarihi üzerinde olduğu içindir ki bu toplu heyecana mesafeli durmaya çalışmıştır. Bu konuda yapılan çalışmalara düşünsel anlamda katkıda bulunmaktan özenle kaçınmıştır.  Çünkü yapılan çalışmalar laiktir ve bir ulus inşasına yöneliktir. Mükrimin Halil ise üzerinde çalıştığı konulara İslâm inancının gerekleri ölçüsünde ve bir inanç adamı olarak yaklaşmış, eserlerini bu düşünce düzleminde yazmıştır.*

Eserleri:**

 Paris’teki çalışmaları sırasında bulduğu, yine Fâtih devri tarihçilerinden Enverî’nin Düstûrnâme’sini (İstanbul 1928) ve iki yıl sonra ilmî bir tahlilini (Düstûrnâme-i Enverî: Medhal) yayımladı. Yinanç, Ortaçağ İslâm tarihiyle Anadolu Türk tarihini çok iyi bilmesine rağmen 1015 yılından 1085’e kadar Anadolu’nun Türkleşme sürecinin anlatıldığı Türkiye Tarihi, Selçuklular Devri I, Anadolu’nun Fethi adlı kitabından başka (İstanbul 1944) telif eser bırakmamıştır. 

Yinanç’ın çeşitli dergilerde çıkan makaleleriyle İslâm Ansiklopedisi’ne yazdığı maddeler metotlu ve çok zengin kaynak bilgisine dayanan orijinal çalışmalardır. Bunlar arasında özellikle “Akkoyunlular”, “Bayezid I (Yıldırım)”, “Cihan-Şah”, “Dânişmendliler” ve “Ertuğrul Gazi” maddeleri onun çok derin tarih bilgisini ortaya koymaktadır.  Anadolu Mecmuası’nda çıkan üç makalesi (Millî Tarihimizin Adı, Millî Tarihimizin Mevzuu, Anadolu’nun Fethi,Türk Tarih Encümeni Mecmuası’ndaki “Maraş Emîrleri” adlı makalesi de Müslümanlar Tarafından Fethinden XIII. yy Sonuna Kadar Maraş Beyleri (haz. Selim Kaya, Maraş 2004) adıyla kitap halinde basılmıştır. Yinanç, Martinus Th. Houtsma’nın Tevârîh-i Âl-i Selcûk Muhtasar-ı Selçûknâme adıyla yayımladığı İbn Bîbî’nin el-Evâmîrü’l-ʿAlâʾiyye adlı eserinin (Leiden 1902) Farsça muhtasarını Türkçe’ye tercüme etmiş, eski harflerle yazılan tercüme Refet Yinanç ve Ömer Özkan tarafından Latin harflerine çevrilerek İbn Bîbî Selçuknâme adıyla neşredilmiştir (İstanbul 2007). Yeğeni Refet Yinanç, Selçuknâme tercümesine yazdığı sunuş yazısında müellifin XI. yüzyıldan XVII. yüzyıla kadar Türk tarihiyle ilgili Doğu ve Batı dillerindeki kaynaklardan aldığı notların derlenerek kitap halinde basılacağını bildirmektedir.

KAYNAK:
*     https://dergipark.org.tr, Prof. Dr. Mustafa ORAL, Giresun Üniversitesi.

**  https://islamansiklopedisi.org.tr, Müellif: Fehameddin BAŞAR.

Bu kategorideki Makalelerden