Hangi Dağın Ardındasın Sevdiğim

Köyde bir işim vardı, radyoda da Rumeli Türküleri.
Ne çok isimler vardı türkülerimizde. Arda boylarında kırmızı erik toplardık. Aliş’imin kaşları karaydı.
Kırmızı gülün ali vardı.
Bülbüller öterdi seher vaktine, kimi de altın kafeste hüzün söylerdi.
Vardar Ovası’nda dinlenirdik, bazen yolumuzu düşürürdük Fındıklı’ya.
Gönlümüzü kemirirdi bir sinsi firak Estargon Kal’asında heybetlenirken.
Şanı Büyük Osman Paşa Plevne’den çıkmam derken, Tuna ya da tembih ederdik akma diye ama o hâlâ bize doğru gelmeye devam ediyordu.
Manastır’ın ortasında beklerdik, hani şu havuzun yanında.
Köyde işimi bitirdim, baktım Ahmet bizim köydeki evin önünde incir ağacının yanında, elinde testere kesiyor.
Sordum, aşı yapacakmış. Büvetçik’ten dal getirmiş aşı yapmak için. O dediği yer köye bir saat uzaklıkta. “İki gara yemiş, iki de ak yemiş aşlacan” dedi. Kestiği ağaç da “harıç”mış zaten. İşini bitirdikten sonra mezarlıktaki ağaçlar varmış aşı yapması gereken.
“Bizim evin fotoğrafını çekelim mi?” dedi. Ahmet’in evi de köyün en üstünde. Yola düştük. Yarı yolda yoruldum. Ahmet’e “dönelim, rahat bir zamanda dinlene dinlene çıkarız” dedim.
Zabınnan Rıdvan Abi’nin evinin önünde yalnız bir lâle vardı. “Yeni filizlenmiş bir iç çekişiydi yaşadığı kafes ardında.”
Lâle, Hilâl ve Allah’ın harf değerleri ebced hesabı ile altmış altı edermiş. Her “lâle” deyişimizde dilimiz damağımızla iki defa öpüşürmüş. Arif Nihat Asya öyle söylüyordu.
Yıkık bir evin duvarından “dokuma tezgâhı” görünüyordu ve nice ellerin değdiği bir süpürge. “Defineye malik viraneler var”dı.
Babamın mezarına uğradım sonra. Bir mezarda nergis gördüm.
“Biz atımızı nergis dalına bağlardık.
Yalnızlık iğne gibi batardı.
Sessizlik ne kadar da bağırır dururdu orta yerde.
Gölgeli sesler düşerdi üzerimize.
Hayallerin ucu olmazdı, başladı mı bitmezdi bir türlü.
Mazinin tozları kaçardı genzimize.
Kaç türkü uzardı içimizde.
Biz atımızı göğe baş uzatmış bir nergis dalına bağlardık usulca.
Nefesimiz nefesine değerdi.”
Yola düştüm sonra.
İki dağın arasında kalan bir yoldu bizi götüren.
Ve radyoda da bir türkü başlamıştı; “Hangi dağın ardındasın sevdiğim…”
Yazar
Mehmet Ali KALKAN

Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor Sanat Enstitüsünü ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdi (1980). Bir müddet Eskişehir Belediyesinde ... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen