Yazarlarımızın Kitapları

Ötüken Kitap | Mahzun Hududlar Çağlayan Sular Turgut Güler

Ötüken Neşriyat, 2017

Türk târîhinin fecrinde, Merkezî Asya’da, mukaddes bilinen bir orman ve onun içinde sakladığı şehir, “Ötüken” adını taşıyordu. Ötüken Türk’ün hâkimiyetinde ise, Ötüken’de Türk kaanûnu cârî ise, Ötüken’de Türk Hükümdârı oturuyorsa, her şey yolundadır, her şey kolaydır, saâdet içre saâdet vardır. “Kut” sâhibi olmak, biraz da Ötüken’in mâhiyetine bağlıdır. Ötüken’sizlik, Türk’ün ters giden tâlihine alem olmuştur. Ötüken esirse, Ötüken yâd ellerde ise, Ötüken kirli ayaklar altındaysa, hayâtın mânâsı kalmamıştır, zilletin en dipsizine yuvarlanılmıştır. Aslında, Ötüken Yış, coğrafî olmanın çok ötesinde, Türklüğün beşiği makâmına yükselmiş kutlu bir beldedir. Bu yüzden, Kavimler Göçü denen târîh selinin ardından Etzelburg (Budapeşte)’a yerleşen atalarımız, Asya’nın Ötüken Yış’ını Tuna’nın iki yakasına yerleştirip, Roma’nın şahsında Çin ve Moğol’u, yâni Tatabı’yı görmeye başlamıştır. Etzelburg (İdil Şehri)’a Ötüken muâmelesi yapan rûh, madde seviyesinden sırıkla atlayıp mânâ iklîmine geçmiştir. Hangimizin soy kütüğünde Tuna suyundan beslenen birkaç dal yoktur? Türk milleti, her bakımdan “Tunalı”dır. Gelgelelim, hangi zihniyetin tesiri iledir bilinmez, bu milletin çocuğuna, okul kademelerinde Tuna’dan söz ettirilmez. Ötüken’e, Altay Dağları’na, Kâşgar’a, Urumçi’ye, Fergana’ya, Amuderyâ’ya, Sırderyâ’ya, Nil vâdîsine, Kızıldeniz sâhillerine, daha da ötesi, Moskova varoşlarına, Hatt-ı İstivâ’nın epeyice altına hakikî medeniyet meş’alelerini götürüp yakan bir milletin, bunların adını anmaktan korkan nesilleri olabilir mi?

Ötüken Neşriyat
İstanbul, 2017

Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme ve Demir Kuşaklı Cihângîr-Süleymânnâme kitaplarıyla Türk tarihinin üç büyük hakanını Türk kültürünün maddî ve manevî birikimleri içinde ele alarak onları tarihimizin en nadide mevkilerine yerleştiren Turgut Güler, bu kez Türk Devleti’ni bir cihan devleti yapan Fâtih Sultan Mehmed Hân’ı kutlu günlere hazırlayan hocası Akşemseddin’i Değirmen Taşı romanıyla bizlere anlatıyor. Akşemseddin, ârif lisânıyla, “değirmen taşı” sözünün içine, koskoca Türk Cihân Devleti’nin cümle ahvâlini ve işlerini sığdırıvermişti. Değirmen taşının dönmesi, her bir gayretin semere verdiğinin işâreti idi. Değirmen taşları dönüyorsa, Devlet-i Ebed-Müddet’in dünü, bugünü ve yarını birleşmiştir. Zamânını aynı tesbîh ipine dizen Türk Devleti, buradan alacağı arka çıkma ile olmazları oldurmaya devâm edecektir. Pâdişâhlık makâmında nice bin perdeler vardır, nice bin değirmen taşı, bir kimsenin katında yücelerin alâmeti olur. Akşemseddin, o yüceliği, zihninde ölçüp biçip murassâ bir kaftan eyledi ve hâlâ diz çökme vaziyetinde duran Sultan Mehmed Hân’ın sırtına geçirdi. Hoca’nın talebeye biçtiği elbîse, dervîş kıyâfeti değil, binlerce, yüz binlerce, hattâ sayılamayacak kadar çok değirmen taşını döndürecek pâdişâhlık libâsı idi ve bu mânevî kaftan, bahsi geçen Hünkâr kılığının olmazsa olmaz örtüsü idi. Adâlet üzre hareket eden Pâdişâh, kerâmetlerin en parmak ısırtanına yukarıdan bakardı. Zîrâ, adâletle hükmetmek kadar büyük bir kerâmet, zâhir ilminde de, bâtın ilminde de bulunmuyordu.

Turg3

Turgut GÜLER
Ötüken Neşriyat

Cihângîr Tûğlar -Selîmnâme- kitabıyla edebiyat ve târîh severlere büyük bir şölen sunan Turgut Güler, Şehsüvâr-ı Cihângîr -Fâtihnâme- kitabıyla da “Türk İstanbul”da yaşamanın Peygamber müjdeli lezzetini bize sunan Fâtih Sultan Mehmed Hân'ı anlatıyor. O Hân ki, hem kendi hânedânının içinde, hem diğer Türk siyâsî teşkilâtlarının hükümdârları arasında, hem de Dünyâ idârecileri sıralamasında “yegâne” olmayı başarmış, cümle ölçü ve değerlendirme kıstaslarını dürüp bir kenâra atmıştır. Türk târîhiyle berâber, en geniş mânâsıyla Cihân târîhinin gelmiş geçmiş sayılı şahsiyetleri arasında zirveye oturan Fâtih Sultan Mehmed Hân, Türk milletinin yetiştirdiği Cihân'a değer bir isim ve soyunun iftihâr kaynağıdır. 12 yaşında ilk saltanatına başlayan, 19 yaşında ikinci def'a tahta oturan, 21 yaşında İstanbul'u fetheden, babasının vefâtından sonra 30 yıl hükümdârlık yapan ve 49. yaşının içinde Hakk'a kavuşan Fâtih Sultan Mehmed Hân, eslâfı ve ahfâdı tarafından kırılamayan bir rekorla, tam 25 Sefer-i Hümâyûn'a çıkmıştır. Bu seferlerden birden fazlasını bir yıla sığdırdığı olmuş, hep askerinin başında, hep yollarda bir ömür geçirmiştir. Ömrünün en büyük gâyesi olan İstanbul'da, fethi tâkip eden dönemde, kesintisiz olarak bir tam yıl bile oturamamıştır. Edirne'de, Sarây-ı Atîk'de Dünyâ'ya gelmiş, Gebze yakınlarında Hünkâr Çayırı / Tekfûr Çayırı mevkiinde, son seferine çıkarken bu Âlem'den hicret eylemiştir. Turgut Güler, Şehsüvâr-ı Cihângîr -Fâtihnâme- kitabında, Kutlu Hân'ın yalnızca idarî ve askerî meziyetlerini ve başarılarını değil, onun şahsiyetini aksettiren bütün üstün vasıflarını bir kuyumcu titizliğiyle işliyor. Öyleyse biz de, Yahyâ Kemâl'in o pek füsûnlu ifâdesiyle söyleyecek olursak, “Tûğlar varsa gerektir Kızılelmâ'ya kadar!”

Turg2
Turgut GÜLER
Ötüken Neşriyat
 
Turgut Güler'den Türkçenin târihî seyri, Türk kimliğinin şekillenmesindeki önemi ve muhtelif coğrafyalarda asırlardır karşılaştığı ve bir şekilde üstesinden geldiği güçlüklere dâir her cümlesi Türkçe hassasiyetiyle kaleme alınmış bir deneme… Ali Şîr Nevâî'nin “ejderlerin beklediği hazîne” olarak tarif ettiği Türkçe, Türk'ün vâr oluş sebebidir. Onun yaralanması, zedelenmesi, normal mecrâsından çıkarılması, müdâhale sınırlarını aşan bir zulümle budanması, hayâl ufkunu çâresiz bırakan vandallıklarla yabancı emellere peşkeş çekilmesi, damarlarındaki kanın farkında olan her Türk'ü rencîde eder. Orhun Âbideleri'nin orijinal metnini okuyup anlayacak nesli fantezi kabûl etsek bile, perîşân ve kirli manzarası içinde kitâbesini muhâfaza edebilmiş zavallı bir çeşmenin sağından solundan geçen kaç Türk çocuğu, orada yazılanları önce çözebilecek, sonra da anlayabilecektir? Maalesef, geldiğimiz dramatik nokta budur. Mes'ele, sâdece çeşme kitâbesinin yazıldığı alfabe de değildir. Aynı yazıyı Lâtin esaslı alfabe ile yazsak, bu sefer yine ortaya çıkan harf kümelerini mânâlandıracak kişileri bulmakta sıkıntıya düşeceğiz. Türkçeyi, 20. yüzyılda en sâde ve anlaşılır biçimde eserlerine aksettiren Reşat Nûri, Yâkup Kadri, Hâlide Edib gibi yazarlarımızın yazdıkları, “sâdeleştirme” işgüzârlığına kurbân ediliyorsa, siz hangi çeşme kitâbesinden bahis açacaksınız?

Turg1

Turgut GÜLER
Ötüken Neşriyat

Türk târîhini, kültürümüzün ve irfanımızın engin denizlerinden çıkardığı paha biçilemez hazinelerle okurlarına sunan Turgut Güler; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme ve Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme kitaplarının ardından cihângîrler serisinin üçüncü kitabı Demir Kuşaklı Cihângîr-Süleymânnâme ile bizleri Türk târîhinin en ihtişâmlı günlerine götürüyor. Kırk altı yıl sürmüş, Türk târîhinin neredeyse en uzun hükümdârlık çağının sâhibi Muhteşem Süleymân'ın etrafında devreden hâdiseler, okuyanı yoran, sarsan, düşündüren, kıvandıran, bazen de “keşke olmasaydı” yâhut “iyi ki öyle olmuş” dedirten, her fasılda şaşırtan, sevindiren, üzen gelişmelerle doludur. Turgut Güler, daha önceki eserlerinde olduğu gibi bunda da, Türk kültürünün büyük şahsiyetlerine ve devrin diğer önemli simalarına hak ettikleri yeri vermektedir. Eserde Sinan'ın sanat kudreti, Pirî Mehmed Paşa'nın kemâli, Oruç Reis'in celâdeti, Turgut Reis'in zafer iştiyâkı, okuyucunun rikkat, dikkat ve heyecânını besleyen, bazen ışıltılı bâzen mahzûn sayfalarla akıp gitmektedir. Türk târîhi, sâdece Süleyman'lı yıllarının değil, bütün dönemlerinin, her bakımdan şâhikasına, Sultan Selîm Hân oğlu Sultan Süleymân Hân ile çıkmıştır. Aslında, bu fiile, “çıkma” yerine “konma” demek, daha doğru olur. Zîrâ, Sultan Süleyman Hân-ı Evvel'in saltanatında, Türk Cihân Devleti, tam bir “hümâ kuşu” hızı ve irtifâ'ı kazanmıştır. Yürüyen, koşan değil; uçan bir devlet, Sultan Süleymân'ın sevk ve idâresinde, “Kızılelma” hedefine kilitlenmiş şekilde, semâların enginliğinde süzülmektedir.

Medeniyet Tasavvuru

Zeki Salih ZENGİN
İslam, Ahlâk ve Etik
Serdar UĞURLU
Eski Türklerin Dini

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

25679408