Suzan Çataloluk

EFSANE 1.

ŞEBNEMİN KARA SEVDASI…

İlâhi söylediği vakit sessizliğin, gecenin en karanlık yerinde,

Göklerin esrar kapısından süzüldü yavaş yavaş küçük su damlacığı,

Yer aradı gönlüne, bir sevda şehri, huzur dolu,

Çiçeklerin bin bir renkli ümit açtığı…

Bülbül rüyasında göz süzerken gül goncası,

Derin mi derin pembe, nazlı, utangaç, uykulu yaprağına,

Kondu şebnem, tutuşup yanan pervane misali.

Sevgilide edeple ebedi aşk oluverdi…

Sonra…

Engin semaya sarılınca güneşin ateşten gözleri,

İplik iplik uzayan ışın tanesi güzelliğin aşkını diledi kendi gönlünce.

Kara sevda için düşüp yollara, evrenler geçti menzil menzil…

Bilemedi sonsuz zamanlar mı geçti, yoksa andan az mı…

Kara arzın karanlık bağrına değince parmağı,

O ışın tanesi aşktan yanmak istedi,

İstedi kül olmak,

Yok olmak….

Görünce nazlı şebnemi,

Buldu kendini aşkın ateş aynasında.

Diledi o ahunun kilitli kapısında kul olmak…

Fısıldadı ona kendi lisanınca, sonsuz sevda dilinde:

“-Ey sevgili, Güzelliğin sultanı!

Bu nasıl haldir böyle?

Ben yok oldum senin aşk deryanda…

Ses ver ey nazlı dilber, söyle, bizi nasıl bulurum?

Aç bana sırrının kapısını, anlat bana efsaneni, bileyim esrarını…”

Şebnem’in sedası yankılandı göklerde, kara toprakta, en yüksek dağlarda, deryalarda :

“-Ah garip ışın! Halden anlarım ben, şu gönülcüğüm sevda yangınlarındadır!

Benden ümidini kes, aşk fedakarlıktır, canım feda oldu şu gonca güle…

Bana değersen aşk ateşim bırakmaz seni sende,

Paramparça olur, kaybolursun,

Sır olursun…”

Ama…

Işın kararsız kalmadı hiç!

Çarptı kendini şebnemin su deryası kapısına,

O esrardan geçince, aşkın sırrını kaldıramadı ışıltılı yüreği,

Parçalanırken yedi renge, dedi ki sonsuz hayranlıkla ve çığlık çığlığa:

“-Ya İlahi, beni kahret! Ben de senden bir güzellik olayım…”

Yedi renk evrenleri aşıp indi engin fezaya,

Sema büründü gök kuşaklarına…

Ama….

Aniden çıktı ayrılık rüzgârı,

Keder zelzeleleriyle sarsılınca nazlı gül goncası,

Derin pembe yaprağından kopuverdi sevdalı garip şebnem,

Bin parçaya bölünüp düştü acılı bağrına kara toprağın…

Ne kadar yüzdü bilinmez hasret denizlerinde,

Ezele uzandı belki de…

Sonra…

O küçük su damlacığı,

Aşkla toparladı da parçalarını…

Seslendi ayrılık rüzgârına kederli avazesiyle:

“-Ey deli rüzgâr, ey hasretlerin sebebi, duy beni!

Nasıl kopardıysan beni sevgilimden,

Taşı beni sırtında, mecbursun,

Hasret ezgimi dinlemeye…

Rüzgârın,

O deli rüzgârın

Koptu bağrından sonsuza karışan pişmanlık çığlığı:

“-Ey çaresiz şebnem!  Bu senin sevdan, ah bu senin kara sevdan!

Ah! Bağrımı deldi de gönlüm al kanla doldu,

Haydi gel, kanatlarıma yerleş!

Durma, yetiş!

Gidelim seninle o sevgilinin diyarına…”

Şebnem, hasret dolu rüyalardaki şebnem çıkarken gökyüzüne,

Bereket bulutları dile geldi, dediler ki “Hoş geldin su damlacığı, ne de güzelsin…”

Katıl bize, duy serencamımızı, ne hikâyeler var gönül defterimizde…

Dinlerken lâl bulutları, erdi rahmetlerin sırrına şebnem,

Ulaştı hakikatine aşk yangını bülbülün…

Yüreği sevgiliyle bir olmayı diledi.

Ve….

İlâhi söylediği vakit sessizliğin, gecenin en karanlık yerinde,

Göklerin esrar kapısından süzüldü yavaş yavaş küçük su damlacığı…

Suzan ÇATALOLUK

Tokat,

Kardeşim Ali’nin çiftliği,

Saat: 00.40

26.05.2018

Düzeltme: 27.05.2018

Saat: 00.31

 İNGİLİZCESİ:

THE BLİND LOVE OF THE DREW (SHABNAM)

When the silents say the divine song in the darkest part of the night,

 The small water drop passed slowly from the enigma gate of the skies...

İt look for the place, the loving city, full of peace, for it self heart…

That the flowers have opened the thousand colored hopes ...

While the rosebud  make eyes at somebody  In  the dream of the nightingale,

İts   the deeply pink, spoiled, shy, sleepy leaf,

The dew settled,   is like a burning propeller.

İt  happened spontaneously  the  eternal love  on the beloved with the propriety...

After…

While the fire eyes of the sun embrace  the sky  depth,

The piece of the gleam that a  like the  thread continued wished the love of the beauty wiht all  its heart...

İt hit the bricks for the divine love,  have passed  the universes  the range and the range..

İt dont know that what  time passed, it was infinite, or is it a little time ...

While its forefinger  touch  the darkness breast of the eart black,

That piece of the gleam desired to burn in the love,

Aspiring to be ashes,

To disappear….

While it see this delicate dew,

İt found himself in the mirror of the fire.

İt wished to be slawe  at  in the locked door of this gazelle.

İt whispered to him in his own language and  with eternal love:

"-Ey Azizam,   the soltan of all of beauties!

What the status is this? I disappeared  in your love  ocean...

Give out me your sound,  tell me "ey  nazenin dilber" , how get I to find  out  us?

Open me the door of your secret, tell me the mythical,  I would like to know your mystery ... " The sound of dew reechoed  in the skies, in the terra firma,  in the highest mountains, in the oceans:

"-Ah strange! I understand your situation,  my heart is also in the fires of  my love!

Abandon the hope  from me, the love is the sacrifice, I sacrificed mymyself for this rosebud...

İf you touch me, the fire of my love not hold you inside  you..

You gets shattered, you get lost,

Be a secret ... "

But…

The piece of the gleam was'nt hesitated, never...

İt crashed   himself  into the gate of dew's water ocean...

When it passed from the mysteries, its shining   heart  could not ride the secret of the  love,

While it  was dismember the seven colour, said with the infinite admiration and its screamings:

"- Ya İlahi!", confound me !  Let me, I should be  the little piece the  from  your beauty... "

That seven colors also  went beyond  through the universes, came to the space profound.

The skies  wraped to the rainbows.

But….

Suddenly the wind of the separation happened,

While the  delicate  rosebud  be shaken with the  quake of the sorrow,

That dew desperate that is atrabilious, broke  off from  the burnt rose leaf,

İt split up  thousand pieces, downed in the chest sad of the soil black...

How many time passed that  is unknown, was  in the longing sea,

Maybe it extended to the past eternties...

After…

That little water droplet,

İt gathered up  also his parts  wiht his love   ...

İt called with its sound douloureux  to the  wind of the separation;

"-Ey the  crazy wind,  the cause of my longings, hear me!

İf... İf  you did  separated me from my love,

Now, hump me on your back! You  obliged to me!

You obliged to listen to  my song of the longings...”

Of that Wind of...

Of that crazy wind of..

The scream of the remorse vent out  from the bosom of the that crazy wind:

"-Ey the  desperate dew! This is your love, Ah!  This is your blind love!

İt grieved my heart, and it was full of blood...

Come on, settle on  my wings!

Not stop! catch me!

We should going to the land of your beloved...

Şebnem, While Şebnem that is in the desperate dreams of the world go out to the sky,

The clouds of abundance begin to talk, and they said, "Welcome, the  little water drip, you are very  also beautiful ..."

Join us,  hear our legends!  What stories are in our hearts books!”

While Şebnem  Listen to the garnet clouds

İt attained the secret of god's compassion

And   found the realities of the bulbul that is in the fire of  the love.

When the silence  say the divine song in the darkest part of the night,

The small water drop passed slowly slowly from the enigma gate of the skies...

28.05. 2018

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

19827715