Konuk Yazarlar


Doç.Dr. Durmuş HOCAOĞLU

Marksizm, muâkıbi olduğu Augustinus’dan intikal eden ve Hegel tarafından geliştirilen Lineer tarih felsefesinin ve Aydınlanma’nın kesintisiz İlerleme idesinin bir sonucu olarak, kronolojik hiyerarşide ileri olanın sosyal ve tarihî olarak da ‘ileri’ ve ‘ilerici’ olması gerektiği fikrini çıkış noktası yaptığı için, nasıl ki Modernite’nin bir ürünü ve hattâ yaratıcısı kabûl ettiği Burjuvazi’yi, bu hiyerarşide kendisinden önceki Feodalite’ye nisbetle ileri ve ilerici, kendisinden sonraki Sosyalizm ve Komünizm’e nisbetle ise geri ve gerici addetmekte ise; aynı şekilde, Modernite’nin bir ürünü ve hattâ yaratıcısı kabûl ettiği Millet’i, O’nun siyâsîleşmesi demek olan Milliyetçilik’i ve Millet-Devlet’i (Türkçe’de daha yaygın kullanılan şekliyle Ulus-Devlet’i) de kendisinden önceki formasyonlara göre ileri ve ilerici, kendisinden sonraki, Millet’i aşmış milletler-arası (hattâ milletler-üstü) Proleterya’ya ve O’nun siyâsîleşmesi demek olan Proleterya ideolojisine ve bütün milliyetlerin ve bütün devletlerin silineceği cihanşumûl Proleterya diktatörlüğüne nisbetle de geri ve gerici olarak kabûl etmektedir.

Nitekim, Marks ve Engels, Şubat 1848’de Londra’da yayınladıkları Manifesto’da, Millet’i, Burjuvazi’nin gelişim sürecinin bir ürünü olarak hâsıl olan merkezîleşmenin netîcesinde vücut verilen bir olgu olarak gördüklerini deklare etmektedirler.[1] Buna göre, kadîm (tarihten bağımsız) değil, tarihî (tarihin bir ürünü) olan, Proleterya’dan önce gelen ve Proleterya’yı yaratarak Komünizm’in yolunu açması hasebiyle “tam anlamıyla devrimci bir rol oynayan”[2] Burjuvazi Devrimi’nin bir inşâı olan Millet (ve dolayısıyla da Milliyetçilik), bu tarihî misyonunu îfâ edince, geriye düşecek ve gerici olacaktır; Burjuvazi’nin tarihteki bu devrimci rolü sonucunda, kendi elleriyle yaratmış olduğu “kendi mezar kazıcıları”[3] ve “hakîkaten devrimci tek sınıf”[4] olan Proleterya, dünyanın her yerindeki evrensel proleteryanın ortak özelliği aynı olmakla artık “millî” değil “evrensel” (milletler-üstü) bir nitelik taşıyacaktır. Ancak, buna rağmen, yine de Proleterya’nın mücâdelesinde, bir tür millîlik karakteri bulunmaktadır. Daha sonra aşılacağı için ‘geçici” olan bu millî karakter, Manifesto’da, “Proleteryanın burjuvaziye karşı mücadelesi, özünde ulusal bir mücadele olmamasına rağmen, öncelikle ulusal bir biçim taşır. her ülkenin proleteryası, herşeyden önce kendi burjuvasiyle hesaplaşmasını bitirmek zorundadır”[5] şeklinde açıklanmaktadır. Yâni, millî olan herşey, tarihî zarûretin gereği olarak, insanlığın nihâî safhası olan Evrensel Komünizm için geçilmesi kaçınılmaz olan bir ara safhaya âit değerlerdir. Bu sebepledir ki, gerçek (burjuva) anlamıyla ele alındığında Proleterya için millîlik, milliyetçilik, ve vatan gibi kavramlar, nihâî hedef için yaşanması ve aşılması zorunlu olan, bâdehu mîadını dolduracak muvakkat aşamalardan başka bir mânâ ve kıymet taşımazlar. Nitekim, Manifesto’nun müelliflerine göre:[6]

“İşçilerin vatanı yoktur. Sahip olmadıkları bir şey ellerinden alınamaz. Her ülkenin proleteryası ilk önce siyasal iktidarı ele geçirmek, ulusal sınıf haline gelmek, bizzat uluslaşmak zorunda olduğundan kelimenin burjuva anlamında değil, ama bu anlamda ulusaldır.”

Bu vazıyete göre, işbu “millet ve milliyetçilik” ara safhasını başarı ile geçen Dünya Proleteryası, ortaklaşa hareket ederek insanın insan tarafından sömürüldüğü bütün sistemleri yeryüzünden silip atmaya muvaffak olunca, milletlerin milletleri sömürmesi ve binnetîce, milletler arasındaki düşmanlık da sona ermiş olacaktır. Marks ve Engels’in adetâ, yorgan gidince kavga bitecektir şeklinde hulâsa edilebilecek bu önermesi, Manifesto’da, şu şekilde yer almaktadır:[7]

“İnsanın insan tarafından sömürülmesini ortadan kaldırın, bir ulusun diğer bir ulus tarafından sömürülmesini de yoketmiş olursunuz. Ulus içindeki sınıfsal antagonizma ortadan kalktığında, uluslar arasında düşmanlık da yok olacaktır”.

Bir örnek olarak vereceğimiz Stalin, Marksist literatürde “toplumsal hayat alanında ve ulusların gelişme şartlarını ve, haklarını ve birbirleriyle olduğu kadar çokuluslu bir devlet içindeki ulusal grupların birbirleriyle ilişkilerini dile getiren mesele” olarak tanımlanan [8]  “Millî Mesele”yi ele aldığı ve millet, milliyet, milliyetçilik ve millî özerklik gibi konuları irdelediği “Marxism and the National Question” adlı eserinde[9], önce “Millet Nedir” sorusuna “öncelikle bir topluluktur; belirli kişilerin topluluğu” [10]  diyerek kısa ve özlü bir tanımla cevap vermekte; hemen devamında “bu topluluk, ırkî olmadığı gibi kabîlevî de değildir” demekte ve örnek olarak bugünkü İtalyan, Fransız, İngiliz ve Alman milletlerinin muhtelif ırklardan ve kabîlelerden teşekkül etmiş olduğuna dikkat çekerek, “binâenaleyh, Millet, ırkî veya kabilevî olmayıp, tarihî olarak teşekkül etmiş bir insan topluluğudur” sonucuna varmakta; bundan sonra da Millet’in tarihî teşekkülüne temas ederek, bu teşekkülün tesâdüfen vâki’ olmadığını ve bir irâdenin ürünü olarak ortaya çıktığını “binâenaleyh, millet, ârızî veya gelip-geçici bir yığın değil, kararlı bir insan topluluğudur” şeklinde ifâde etmektedir.

----------------------------------------------

Yeni Çağ [Analiz]., 06 Şubat 2004, Cuma., s.12; Yeni Çağ Sıra No: 071; 2004-002; Şubat-02
 


[1] Marx - Engels., Manifesto., Bölüm. I., s.42
[2] Marx - Engels., Manifesto., Bölüm. I., s.39
[3] Marx - Engels., Manifesto., Bölüm. I., s.51
[4] Marx - Engels., Manifesto., Bölüm. I., s.49
[5] Marx - Engels., Manifesto., Bölüm. I., s.50
[6] Marx - Engels., Manifesto., Bölüm. II., s.59
[7] Marx - Engels., Manifesto., Bölüm. II., s.60
[8] “Ulusal Sorun”., Manfred Buhr, Alfred Kosing., Marksçı-Leninci Felsefe Sözlüğü., s.270
[9] Stalin., Marxism and the National Question., From J. V. Stalin, Works, Moscow, 1954, Vol. 2, pp. 300-381
[10] Stalin., Marxism and the National Question., p.303

Medeniyet Tasavvuru

Zeki Salih ZENGİN
İslam, Ahlâk ve Etik
Serdar UĞURLU
Eski Türklerin Dini

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

25958202