Konuk Yazarlar

Doç.Dr. Durmuş HOCAOĞLU

*****

Milliyetçiliğin antik devletlerde ve hattâ herhangi bir şekilde devlet kavramı altına konamayacak örgütlenme tarzları içerisinde yaşayan toplumlarda dahi kökenlerinin mevcut  olduğu ve bunların bâzı bakımlardan, günümüz modern milliyetçilikleriyle esasta radikal bir farklılık arzetmediği fikrini müdâfaa eden primordiyalist teorisyenlerin bu görüşlerini te’yid edecek verilerden birisinin de, İslâmiyet ve Hristiyanlık gibi ekümenik dinler dışındakilerinin ekseriyetinin "millî" veya millî olduğu söylenebilecek karakteristik bir nitelik taşımakta olduğunu söylemiştik. Filhakîka, nasıl ki eski Türklerin dinindeki Tanrı münhasıran "Türklerin tanrısı" ise, benzer şekilde, Mısırlıların tanrıları da münhasıran onlarındır v.s. Felsefede Tanrı’yı insan şekilli tasavvur etme anlamındaki Antopomorfist Teoloji, bize, pagan kültürlerin hemen tamâmında her toplumun kendisine mahsus, ‘kendisi gibi’ tasavvur ettiği tanrılarla dolu bir panteona sâhip olduğunu göstermektedir. Mısırlıların tanrılarının ‘koptî- formlu’ olması gibi, Greklerin tanrıları da, ‘grek-formlu’ idiler. Xenophanes (M.Ö. 570-475), bir eserinde "Tek bir Tanrı, tanrılar ve insanlar arasında en ulu/ Ne kılıkça insanlara benzeyen ne de düşünmece " dedikten sonra şunları eklemektedir.[1]

"Fakat ölümlüler doğduğunu sanıyorlar Tanrıların,

Ve kendileri gibi giyimleri, sesleri ve şekilleri olduğunu

Elleri olsaydı öküzlerin, atların ve arslanların

Yahut resim ve iş yapabilselerdi insan gibi

Atlar atlara, öküzler öküzlere benzer Tanrı tasvirleri çizerler ve vücutlar yaparlardı Herbiri kendinin şekli nasıl ise ona göre.

Habeşler kendi Tanrılarının basık burunlu ve kara,

Thrakialılar da gök gözlü ve kızıl saçlı olduklarını sanmakta"

Filozof elbette haklı: Greklerin tanrıları öylesine ‘kendilerinden’dir ki, onlarla yurttaştırlar; çünkü aynı toprağı paylaşırlar.

Bu konudaki dikkat çeken bir başka örnek de, bir devletleri olmayan ve millet şeklindeki bir örgütlenmenin en alt basamaklarına dahi gelemeyen kuzey Amerika yerlilerinin Tanrı tasavvurlarını deşifre etmesi bakımından bir belge niteliğinde olan Suquamish kabîlesinin lideri Şef Seattle’ın (1786-1866), teslim almak için kendilerine gelen Amerkan heyetine irâd ettiği 1854 tarihli meşhur nutkundaki şu ifâdelerdir:[2]

"Sizin tanrınız bizim tanrımız değildir. Sizin tanrınız sizin insanlarınızı sever ancak, benimkilerden nefret eder. O, güçlü, koruyucu kollarını beyazların üzerine sevgiyle gerip onlara bir babanın oğluna yaptığı gibi yol gösterir. O, kızılderili çocuklarını da korur ancak, gerçekten onun çocuklarıysa. Bizim tanrımız bizi korur. Sizin tanrınız sizin insanlarınızı hergün daha da güçlü kılar./.../ Beyaz adamın tanrısı bizim insanlarımızı sevemez ve korumaz. Bizim insanlarımız yardıma muhtaç öksüz ve yetimlere benzerler/.../Eğer ortak bir tanrımız varsa, taraf tutuyor olmalı. Biz onu asla görmedik. O, size haklar verdi, fakat kızılderili çocukları için hiçbir sözü olmadı. Hayır; biz farklı köklerden gelen, farklı kaderlere sahip iki ayrı ırkız. Ortak çok az şeyimiz var."

Bu konudaki en dikkate değer örnek ise, bilinen sahih peygamberlerin ekseriyetinin kendisine gönderildiği Yahûdî kavminin, bu resûllerin "din" gibi en üstün bir değer ve müessesenin millî değil milletler-üstü olduğunu ve Allah’ın hiçbir kavmin husûsî koruyucusu olmadığını, hiçbir kavmi diğerine üstün ve âmir, diğerlerini de ona kul-köle kılmadığını, üstünlüğün yalnızca takvâda olduğunu tebliğ etmesine rağmen, bu ilâhî mesajları dejenere ederek ve Allah’ı dahi millîleştirerek en bağnaz ve en kaba, en saldırgan milliyetçilik örneğini binlerce yıldan beri sergilemesidir.

Şâyet bir cemiyet, Tanrı ile arasında bu şekilde şahsî ve ferdî bir bağlantı kuruyorsa, bunun adına, din üzerinden yapılan bir milliyetçilik denmeyecekse ne denecektir?

Kendisini belirli bir kültürel ve/veya siyâsî birliğin bir üyesi olarak gören, aynı soy kökenine, aynı dile veya aynı dil âilesine bağlı insanların oluşturduğu birimin Millet olarak anılması gerektiğini söyleyen Weber’i referans olarak aldığımız takdirde, Platon’un şu sözleri bir milliyetçilik manifestosu değil de nedir?[3]

"Ben diyorum ki, bütün Yunanlılar bir soydandır, akraba sayılırlar... Soyca ve kanca yabancılardan ayrılırlar./.../Yunanlılarla yabancılar dövüşürse, buna savaş diyeceğiz; çünkü bunlar gerçekten düşmandır birbirine. Yunanlılar Yunanlılarla dövüşürse, Yunan ülkesinde bozukluk, ikilik var diyeceğiz. Bu dövüşün adı da çatışma olacak; çünkü bütün Yunanlılar dosttur aslında./.../(Yunanlıların) Yunanlılarla araları bozulursa bir çatışma diyecekler ona.../.../Böyle olunca da bir gün barışacaklarmış gibi kavga edecekler./.../Anlaşmaya çalışacaklar onlarla. Köle yapmaya, yok etmeye kalkmayacaklar onları. Yola getirilecek dost diye görecekler, düşman diye değil./.../ Yunanlı oldukları için, Yunan ülkesini yağma etmeyecekler, evleri yakmayacaklar. Bir devletin erkek, kadın, çocuk bütün yurttaşlarına hasım gözüyle bakmayacaklar, yalnız ara bozanlara çatacaklar, ki onlar da her zaman küçük bir azlıktır. Çoğu dostları olan insanların topraklarını perişan etmeyecekler, evlerini yıkmayacaklar. Suçlular ezilip, suçsuzlar öcünü alınca da çatışmayı sona erdirecekler."

---------------------------------------------

Kaynak:

Yeni Çağ [Analiz]., 20 Şubat 2004, Cuma., s.12; Yeni Çağ Sıra No: 077; 2004-020; Şubat-08

 

 

 

[1]     Xenophanes., “Doğa ve Alay Şiirleri” adlı eserinden [W. Kranz., Antik Felsefe., s.40-41]

[2]     “Chief Seattle’s 1854 Oration” - ver . 1, Authentic Text of Chief Seattle’s Treaty Oration 1854

[3]     Platon (Eflâtun) ., Devlet., 470.c v.dv.

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

30646622