Konuk Yazarlar

Milliyetçilik ve Millet: I[i]

durmus hocaoglu

Doç.Dr. Durmuş HOCAOĞLU

Millet, Milliyet ve Milliyetçilik kavramları üzerinde yapılan tanımlama girişimlerinden çıkan sonuçları, Batılı entellektüeller tarafından yapılan çalışmaların genellikle Batı tecrübesi göz önünde tutularak yapıldığı için Batı-merkezcil bir nitelik taşımakta olduğunu ve dolayısıyla da Batı-dışı için yeterliliği konusunda şüpheler uyandırabilmekte bulunduğunu ve ilâveten, Milliyetçilik’in de Irkçılık ile karışmış Batılı milliyetçiliklerin ve bilhassa İkinci Dünya Harbi’nin yaratmış olduğu ürkütücü hâtıraların iticiliği yüzünden bir terim olarak gözden düştüğünü, değer kaybettiğini belirterek çok kısaca iki madde hâlinde şöyle özetleyebiliriz.

1: Tanımlar üzerinde noksansız bir mutâbakata varılmış olduğu söylenebilmekten uzak bulunmaktadır; bâzı millet (ve/ya milliyet) tanımlarında "dil", bâzılarında "toprak", bâzılarında ise "aynı yönetim altında toplanma arzusu irâdesi", yâni "politik örgütlenme" [ki Ulus-Devlet’in şartlarından birisi de budur], bâzılarında ise soy ve/ya ırk, en temel, en belirleyici kıstas olmaktadır. Bu zorluk, kavramın kendisinden ileri gelmektedir. Paul Henry’nin de belirtmiş olduğu gibi, Millet’e nazaran daha zâhirî bir hakîkati ifâde eden Milliyet, en zor târif edilen kavramlardandır ve (modern anlamıyla) oldukça da yenidir; Fransız akademisinin lügatine ancak 1835’de girebilmiştir.[1]

2: Bir millet için yapılan tanımlama bir başkası için tam olarak uymamaktadır. Bu da, eskeriyetle, belirli bir milleti Millet kavramı çerçevesine dâhil ve diğerlerini ihraç etme gayretinden ileri gelmektedir.

Meselâ John Stuart Mill’in aşağıda vereceğimiz "Milliyet" tanımlamasının,[2] kendi irâdesiyle bir araya gelerek müştereken bir devletler birliği oluşturan, başlangıçta herhangi bir sürette bir milliyet kavramı altına konması mümkün olmadığı hâlde, her ne kadar resmî adı federal olsa da, zamanla bu devletin, sıkı (kompakt) bir merkeziyetçi devlet niteliği taşımaya başlaması ve devlet eliyle bir millet inşâ etmeye yönelmesiyle, milliyet sıfatını hakketmeye başlayan, muhtelif halklardan derleme Amerikan Milleti’ni merkeze aldığı açıkça görülebilmektedir.

"İnsan soyunun, kendileri ve diğerleri arasında mevcut olmayıp, (sâdece) kendi aralarında mevcut olan (ve) kendilerini, diğer insanlar ile olduğundan daha ziyâde, onları, münhasıran kendilerinin veya kendilerinden bir kısmının yönetimi olan aynı yönetim altında bulunma arzusu ile işbirliğine yöneten müşterek alâkalarla birleşen bir parçasının bir Milliyet oluşturduğu söylenebilir."

Bu tanımda dikkati çeken noksanlık, milletlerin oluşumunda devletlerin ve elitlerin rolünü görmezlikten gelmesidir; hâlbuki yukarıda da söylemiş olduğumuz gibi, Amerikan milleti dahi, sâdece insanların irâdeleriyle değil, belki daha ziyâdesiyle, o insanların vücut verdiği devletin bir millet oluşturma yönündeki politikalarının bir mahsülü addedilmek gerektir.

Erich Hobsbawm, bugün Millet (Nation) olarak kavranan birimin belirleyici kriterlerinden birisi olarak "belirli bir teritoryal politik örgütlenme"yi, yâni, belirli bir arâzi üzerinde politik bir hükümrânlık te’sis edecek bir yapılanmayı öngören düşünürlerden birisidir.[3] Millet târifinde, Alman ırkçılığına duymuş olduğu şiddetli reddiyenin te’siriyle de olsa gerek, Soy’u belirleyici bir şart olarak görmeyip, Millet’in gerçekte birçok kuvvetin etkisiyle teşekkül ettiğini ve bunların en önemlilerinden saydığı Dil’i en belirleyici unsur olarak ortaya atan ve Millet’i bir "konuşma cemaati" olarak târif eden L. von Mises[4] gibi, Millet’i toplumsal sıkıntılar karşısında "biz" şuuru ile hareket eden "daimî bir cemaat" olarak nitelendiren Hans Freyer de Dil’i Millet tanımında ehemmiyetsizleştiren Renan’a muhâlefeten, cemaat yapısının ana elemanını "dil" olarak tâyin etmekte; Millet’i "hepsini birleştiren tek bir dil konuşan bir dil cemaati" olarak tanımlamaktadır.[5]

Maw Weber ise, esas olarak bir "duygu" olarak nitelendirdiği Millet kavramının ekonomik kaynaklara değil saygıya dayandığını ileri sürmekte[6] ve onu ontolojik (varlık âlemine âit) bir gerçekliğe tekaabül etmeyen, aksiyolojik (değerler âlemine âit) bir kavram olarak kabul etmekte; Millet’in günlük dilde "bir devletin halkı", yâni belli bir siyâsî topluluğun üyeleri ve aynı dili konuşan bir topluluk ile özdeş olmadığını da ileri sürmekte ve aynı dili konuşan kişiler arasında "millî dayanışma" olup-olmadığı"nın da tartışılabilir olduğunu söylemekte [a.e., s.257-258]; "millî dayanışma"ya atıfta bulunarak, bunun için "din" ve "etnik ögeler"i öne sürmekte ve "ama, millî dayanışma herşeyden önce başka milletlerle ortak bir siyasal yazgının anılarına bağlanabilir" demekte ve birtakım mülâhazalardan sonra bir insan topluluğunun, belli şartlar altında belirli davranışlarda bulunarak "millet" niteliği kazanabildiğini veya kazandığını iddia ettiğini [a.e., s.259-260] belirten müellif, Millet ile Devlet arasındaki ilişkiye eğilerek, daha önce zikrettiğimiz târifini vermektedir [a.e., s.263]:

"Millet, kendini bağımsız bir devlet biçiminde ifade edebilen bir duygu birliğidir; o halde millet, normal olarak kendi devletini de yaratma eğilimi taşıyan bir topluluktur."

Dipnotlar

[1]    Paul Henry., Milliyetler Meselesi., s.9

[2]    John Stuart Mill., Representative Government., Chapter 16

[3]    E. J. Hobsbawm., 1780’den Günümüze Milletler ve Milliyetçilik., s.65

[4]    Ludwig von Mises., Nation, State and Economy., “The Nation as a Speech Community”., s.34

[5]    Hans Freyer., Sosyolojiye Giriş., s.106-107

[6]    Max Weber., Sosyoloji Yazıları., Bölüm: II. VI.3: “Millet”., s.256

----------------------

[i] Yeni Çağ [Analiz]., 02 Mart 2004, Salı., s.12; Yeni Çağ Sıra No: 082; 2004-025; Mart-01

Medeniyet Tasavvuru

C. Stephen EVANS
Din Dili Problemi

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

36283552