Konuk Yazarlar

durmus hocaoglu6

Doç.Dr. Durmuş HOCAOĞLU

Millet ve Milliyetçilik kavramlarını tarihin belirli bir dönemine, Sanâyi’ Devrimi’ne inhisar etmek, sâdece ve yalnız “modern” anlamlarını işâret etmenin dışında, onların delâlet etikleri anlam dünyasını yeter miktarda aydınlatmaktan uzak bulunmakta ve hattâ gözler önündeki gerçek bir olguyu daha da karmaşık, daha da zor anlaşılır hâle getirmektedir ve bu karmaşıklığın en sıhhatli hâl tarzı da, G. Le Bon’un belirtmiş olduğu gibi, Tarih’e mürâcaat ederek, Millet’i Tarih içerisindeki uzun bir süreç olarak tanımlamaktan geçmektedir.

İmdi: “Modern (anlamıyla) Millet”, çok kısaca, kendisini sâdece ve yalnız birtek kollektif kimlik ile tanımlayan, mümkün olduğunca homojen, en mütekâmil millî devlet olan ulus-devletini kuran ve daha da ilerisinde, devlet karşısında pasif (edilgen) değil, aktif (etken) konuma yükselebilmiş, millî irâdesiyle kendi devletini hâkimiyeti altına almış, gücünü ve iç hürriyetini keşfetmiş, demokrat, sınâî devrimi başarmış, üreten, günlük yaşantı, eğitim ve kültür konularında belirli bir seviyenin üstüne çıkabilmiş millet, ve, “modern (anlamıyla) milliyetçilik” ise, ne hâriçte ve ne de dâhilde kendi irâdesinin üstünde herhangi bir irâdeyi kabûl etmeyen bu milletin kendi-kendisini yönetebilmesinin siyâsî ideolojisi olarak tanımlanabilir ki burada işbu modern milletin, en gelişmiş millî devletin Ulus-Devlet olmasına binâen, “ulus-millet” ve onun milliyetçiliğinin de “ulus-millet milliyetçiliği” olarak tanımlanabileceğini de eklemek isterim.

Bu nokta-i nazardan bakıldıkta, İsviçreliler ve Belçikalılar gibi hiçbir şekilde millet olarak tanımlamayacak olan sosyal birimler hâriç, Avrupa’daki milletlerin hemen tamâmının, Amerikalıların ve Japonların modern milletler sınıfına girmekte olduğunu; Ruslar ve Çinlilerin ise bu süreci daha geriden izlediklerini söyleyebiliriz. Ne var ki, bütün üye devletlerin bağımsızlıklarını ve üye milletlerin millî kimliklerini zaman içerisinde silerek yeni bir devlet ve bir tür yeni millet inşâ etmeye yönelen Avrupa Birliği projesinin aynen gerçekleşmesinin, “şu ândaki” Avrupalı milletlerinin de uzun vâdede millî hayatlarının sona ermesi demek olduğuna ve bu husûsun, Avrupa’da yeni bir milliyetçilik dalgasının oluşmasına kışkırtıcı bir zemîn hazırladığına dikkat edilmelidir. Bu konuda tek bir örnek olmak üzere, Tony Blair hükümetinin Avrupa Anayasası’na “evet” demesini İngiltere’nin bağımsızlığının elden gideceğinin işâreti olarak gören ve “Britanya, 20 Haziran ’da yapılacak AB zirvesine sunulacak anayasa taslağını kabul ederse bağımsızlığım yitirir” diyerek tehlikeye işâret eden W. Rees-Mogg’un, İngiliz bağımsızlığının dayandığı John Locke’un şu felsefî prensini ihtar etmesini hâtırlatmak yeterli olabilir:[1]

“Halkın, ister prens tarafından isterse yasa yapıcılar tarafından yabancı bir güce tabi kılınması, kesin olarak yasama yetkisinin el değiştirmesi ve hükümetin lağv edilmesidir. İnsanların topluma aidiyetinin özü, bütünsel, özgür, bağımsız, kendi yasalarınca yönetilen bir yaşamdır; bunları başkalarına teslim ederseniz, böyle bir yaşamı da kaybetmiş olursunuz.”

Aynı tehlikenin İngilizler veya herhangi bir Avrupalı milletten daha ziyâdece Türkler (ve Türkiye) için de cârî olduğuna şiddetle dikkat çekerek, konuyu Türk Milleti’ne getirelim.

Millet kavramını en kapsamlı şekliyle, tarih içerisindeki uzun bir süreç olarak almak sûretiyle, “Türk” umûmî ismi altında anılan, veya daha doğru bir ifâde ile Biz Anadolu Türkleri’nin (daha da doğru bir ifâdeyle, ekseriyetle de Türk Milliyetçilerinin) “Türk” olarak tesmiye ettiği ve en geniş ve en kuşatıcı mânâsıyla Türk Milleti’ni oluşturan cüzler olarak kabul ettiği insan toplulukları, şu kısımlardan mürekkep olmaktadır diyebiliriz:

1: Anadolu’daki Türkler (veya: Anadolu Türkleri): Bunlar, alt-kimlik âi diyetlerini hemen-hemen tamâmen birtek ortak ve bütüncül “Türk” kimliği potasında eritmeye muvaffak olmuş, “Türk” ismini kendisini noksansız olarak belirlemeye kâfî gören ve öylece kullanan ve bu ismi bütün Türk topluluklarının en üst düzeyde bir kimlik ismi taşımasını da -en azından potansiyel olarak- canlı tutan; “modern anlamda millet”, veya başka bir ifâdeyle Modern Millet seviyesine hayli yaklaşmış ve “Türk” ismine en ziyâde lâyık olan Türklerdir. Anadolu Türkleri’nin Ulus-Millet seviyesine tam olarak terfi edip-edememesi, ancak tarih içerisinde belirgin hâle gelecektir; fakat şu ânda bu konuda ciddî problemler ve handikaplar ile mâlûl olduğunu da söyleyebiliriz. Bütün yeterlik veya yetmezlikleriyle, Türk-soylu toplumlar içerisinde tartışılmaz derecede en yüksek tekâmül çizgisini yakalamış bulunan Anadolu Türkleri’nin bu seviyesi, bir Osmanlı ve Cumhuriyet başarısıdır, ancak yetersizdir.

2: Anadolu dışındaki Türkler (veya: Dış-Türkler): Aynı zamanda “Türkîler” olarak da bilinen bu toplumlar ve topluluklar, kendilerinin Türk asıllı, veya Türk kökenli topluluklar içerisinde “bir yerlerde” bulunmalarını kabûl etmekle berâber, kendilerini Türk ismi altında değil de daha alt gelişmişlik düzeylerdeki isimlerle tanımlayan, Millet olma seviyesine ulaşamamış kavimler, kabileler ve halklardır. Ne var ki, tarihî gelişim seyri, aynı Türk şeceresinden olan bu toplumların tamâmiyle farklı bir tekâmül çizgisi takip ederek, ayrı birer millet ve/veya ulus olmaları gibi bir netîce de hâsıl edebilir.

--------------------------------------------

Kaynak:

Yeni Çağ [Analiz]., 09 Mart 2004, Salı., s.12; Yeni Çağ Sıra No: 085; 2004-028; Mart-04

 

[1]      William Rees-Mogg., “Bağımsızlık Elden Gidiyor”., The Times., 26.05.2003., Türkçe Çeviri: Radikal, 02.06.2003

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22698648