Konuk Yazarlar

 

Ömür TOKER[i] - Burhan DEMİRDAŞ[ii]

 

Özet

İnsanlık tarihine atalarımız tarafından emanet edilmiş Türk-İslam Medeniyetinin sosyal sistem inşa edici sosyal bilim zihniyeti 19. yy.dan itibaren yerini Batı Avrupa dünyasına duyulan hayranlığa bırakmıştır. Türk “aydını” tarafından duyulan bu hayranlık Osmanlı Devletinin ve onun devamı niteliğindeki Türkiye Cumhuriyetinin kurtuluşu olarak sunulmuştur. Türk toplum kalkınmasının gerçekleşebilmesi için özgün bir Türk sosyal bilim zihniyetini oluşturulamamıştır. Türkiye’de Tanzimat Fermanından itibaren başlayan Batılılaşma serüveninde Batinın pozitivist düşünce merkezli liberal-kapitalist iktisat ve toplum anlayışı Türk “aydınınca” çözüm olarak görülmüş ve benimsenmiştir.

Türk “aydını” yaşam içerisinde karşılaştığı olaylara karşı davranışlarda bulunmak istediğinde, psikolojik bakımdan harap olmuş, bütünlüğünü kaybetmiş bir ruhi karışıklıkla karşı karşıya kalmıştır. Hayatın bizi mahrum bıraktığı kıymetleri elde etmeyi Tanzimattan bu tarafa Batı Avrupa dünyasının içinde yer almakla olacağına inanmıştır. Türk “aydınınca” “Çağdaş Uygarlık Düzeyi” olarak adlandırılan bu durumun anlamı, her güzel şeyin kendi dışımızda, Batı Avrupa dünyasında olduğudur. Bu söz ilk defa “Muasır Medeniyet Seviyesini Aşmak” şeklinde ortaya atılmışsa da ilerleyen zamanda “aşmak” yerine “erişmek” terimi Türk “aydınınca” kullanılmaya başlanmıştır. Bundan Batılı olmaya çalışan Türk “aydınlarının” daha kanaatkâr olmaya başladıkları görülmektedir. Bu kanaatkârlık daha ileri giderse beklide bir gün Türk Kültürüne ve Türk Medeniyetine değer verecek derecede alçak gönüllü olabilirler.

Dünyada Türkiye kadar köklü bir kültür sarsıntısı geçirmiş ve tam bir kargaşalık içinde kalmış başka hiçbir millet gösterilemez. Türklerin “milli kültürleri” hiç yok mudur? Elbette vardır. Fakat bu kültür işlenmediği hatta tanınmadığı için tamamen durgun bir hale gelmiştir. Kültür geçmiş nesillerin sonrakilere bıraktıkları miras olduğuna göre bizlerin yarına bir şeyler bırakabilmemiz için bu mirası alıp işlememiz gerekir. Türk “aydını” tarafından Türklerin binlerce yıllık tarihinden bahsederken binlerce yıllık kültürünü yok saymak akla ve gerçeklere aykırıdır. Prof.Dr. Erol GÜNGÖR’ün yapmış olduğu tespitlerle Türk Aydının içerisinde bulunduğu durumun sosyal meselelere çözüm oluşturmaktan uzak olduğunun ve Gerçek Türk Aydınına düşen görevlerin neler olduğunun anlaşılması tarihimiz ve geleceğimiz açısından önem arz etmektedir.

Anahtar Kelimeler: Aydın, Zihniyet, Bilgi Hiyerarşisi, Kültür, Medeniyet, Obskurantizm

 

Bir medeniyetin kuruluşunda en önemli vazife medeniyet inşa edici vasfına sahip aydınlara düşmektedir. Aydın olmak bir çeşit meslek gibidir. Her mesleğin nasıl kuralları varsa aydın olmanın da kuralları ve ahlakı vardır (Güngör, 2011:442). Nasıl ki bir inşaat mühendisi inşa edeceği binanın hesaplamalarını doğru yapmazsa binanın çökmesi kaçınılmaz olursa bir aydının zihinleri karıştıran, yanlış yola sevk eden yazılarla cemiyeti etkilemesi durumunda bundan gelecek zararın hesabı yapılamaz. Çünkü bu durumun bir binanın yıkılması ile kıyaslanamayacağı, belki de bir milletin kaderine etki edeceği aşikârdır. Eğer meslekler arasında bir önem sıralaması yaparsak aydınları ilk sıralarda bir yerlere yazmamız gerekecektir. Dolayısıyla aydın, içerisinde yaşadığı cemiyete karşı sorumlulukla orantılı bir ahlak disiplini ile zihin disiplinine sahip olmalıdır.

Toynbee A study of History adlı eserinde her medeniyetin aslında bir dinin medeniyeti olduğunu söylemektedir. Her medeniyetin bir zihniyet dünyası ve bu zihniyet dünyasını oluşturan bir bilgi hiyerarşisi vardır. Türk-İslam Medeniyetinin zihniyeti, kutsal değerler ve inançlar üzerine bina edilmiştir. Burada kutsal ile profan arasındaki sınırı belirleyen temel etkenler ise Türk-İslam Medeniyetinin bilgi hiyerarşisinde yer alan dini ve ahlakı kaynaklardır. Bir Medeniyetin nasıl inşa edildiğine kabaca bakarsak;

medeniyet insasi

 

Bilgi hiyerarşisi içerisinde yer alan kaynakların içtimai zihniyeti oluşturacak şekilde özgün eğitim yoluyla cemiyetin fertlerine aktarılması. Aktarılan bu bilgilerle oluşan içtimai zihniyet ile algılanan her türlü bilginin anlamlaştırılması, kavranması ve kullanılması. Anlamlaştırılan, kavranan ve kullanılan bilgilerin zamanla kültürü oluşturacak şekilde cemiyet tarafından değişime dirençli bir şekilde kabul edilerek benimsenmesiyle kültürleşerek içtimai kültürü oluşturması. İçtimai kültürün uygulama mekânlarının, yaşatılacağı mekânların, aktarılacağı mekânların inşa edilmesi. İçtimai zihniyete uygun olarak teknik ve teknolojik alet ve makinelerin icat edilmesi neticesinde medeniyetin inşası tamamlanmış olmaktadır (Toker, 2010:18). Türk-İslam Medeniyeti içtimai zihniyetini oluşturan bilgi hiyerarşisinde yer alan kaynaklar şunlardır:

  • Vahye dayalı bir kitap olan Kur’an-ı Kerim
  • Peygamberin davranışlarından ve sözlerinden oluşan “sünnet”
  • Belirli bir konu üzerinde o konunun uzmanlarının ittifak etmeleri olan “icma”
  • Hakkında hiçbir hüküm bulunmayan bir durumda aralarındaki benzerlikten dolayı çözümlenmiş olayların birbirlerine yürütülmesi olan “kıyas”
  • Alimleri tarafından ortak görüşle yeni hükümler koymak olan “içtihat ” tır (Izutsu, t.y.:109-140).

Allah’ın emir ve yasakları, Hz. Peygamberin öğütleri ve davranış örnekleri bütün inanan toplumu tartışmasız birleştiren esaslardır (Özakpınar, t.y.32-39).

İnsanlığın son 1500 yıllık tarihinde içtimai yapının oluşumuna etki eden iki farklı düşünce sistemi ve bu düşünce sistemlerini inşa eden iki farklı zihniyet dünyası yer almaktadır. İçtimai yapının düşünce ekseninden çözümlenmesinde 7.yy ile 19.yy arasında hakim olan “Tevhidi Düşünce Sistemi” ile 19.yy dan itibaren hakim olan “Pozitivist Düşünce Sisteminin” olduğunu görmekteyiz.

Türk-İslam Medeniyet tarihinde ferdin ve cemiyetin mutluluğunu garanti eden bir toplumsal denge ve sosyal adalet mekanizması olan Tevhidi Düşünce Sistemi özellikle Osmanlı Devleti döneminde 19.yy’la kadar İslam ahlak ve nizamını hâkim kılınmasıyla işlemiştir (Şimşek, 2016:361).

İnsanlık tarihine atalarımız tarafından emanet edilmiş Türk-İslam Medeniyetinin sosyal sistem inşa edici özgün sosyal düşünce zihniyeti olan tevhidi düşünce sistemi 19. yy. dan itibaren yerini Batı Avrupa dünyasına duyulan hayranlığa bırakmıştır. Türk “aydını” tarafından duyulan bu hayranlık Osmanlı Devletinin ve onun devamı niteliğindeki Türkiye Cumhuriyetinin kurtuluşu olarak sunulmuştur. Bunun yanında tepkisel olarak kurtuluşu geçmişte arayan “aydın Tar da oluşmuştur.

Tanzimat Fermanı ile Batılı-Türk aydını kurtuluşu Avrupa kültür ve medeniyeti benimsemekte görmüştür. Türk-İslam Medeniyet tarihinde bu durum ilk defa oluşmuştur. Yani kurtuluşu kendi dinamikleri haricinde aramak. Bu durum Cumhuriyetin ilanı ile daha belirgin hale gelmiştir. Güngör’e göre Cumhuriyetin özellikleri olarak sayılan şeyler daha önceden Türk hayatına girmeye başlamış olmakla birlikte, Cumhuriyetin ilanı geleneksel Türk cemiyeti ile Batı yolundaki Türk cemiyeti arasındaki çizginin iyice kalınlaştığı, adeta duvar haline geldiği noktayı teşkil etmektedir(Güngör, 1994:62).

Batı medeniyetine karşı duyulan geri kalmışlık ve utanç Türk aydınında kendi köklerini inkâra varacak şekilde bir Batı Avrupa hayranlığına dönüşmüştür. Bu aydın kesimine tepki olarak ortaya çıkan diğer bir aydın kesimi de kalkınamamanın ve geri kalmışlığın sebebini özellikle Tanzimat Fermanı ile başlayıp Cumhuriyetin ilanı ile tamama eren Batılılaşma-Avrupalılaşma serüveninde görmüştür. Bunun neticesi olarak ta kalkına bilmek için Batı Avrupa’nın kültür ve medeniyetine değil kendi köklerimize sarılmamız gerektiği görüşünü savunmuşlardır.

Yukarıdaki açıklamalardan sonra Güngör içtimai meselelerin çözümünde çıkmaz içerisinde bulunan Türk aydınını iki kategoriye ayırmaktadır. Bunlar:

  • İnkılapçı Türk Aydını
  • Gelenekçi Türk Aydını

İnkılapçı Türk Aydını

İnkılapçı Türk aydını önceki hayattan bahsederken geçmişi, en eski Türk tarihine kadar uzatmakta ama bunu yaparken İslami geçmişi çıkarıp atmaktadır. Çünkü kalkınamamanın önündeki en önemli engeli İslam’da ve kendi özgün kültür ve medeniyetinin dinamiklerinde görmektedir. Buna rağmen halk arasında bugün geçmiş dediğimizde etrafımızda birçok eserini gördüğümüz Osmanlı dönemi anlaşılmaktadır.

İnkılapçı Türk aydını bütün icraatlarını masa başında planlar. Masa başında planlanan icraatlarla gerçek hayat arasında daima gerçeğin lehine sonuçlanmak üzere sürüp giden bir çatışma mevcuttur. İnkılapçı aydın sosyal olayı bir düşünce olarak ele almakta ve zihninden geçen her şeyin cemiyette intibak bulunması gerektiğine inanmaktadır. Zihninden geçen ve Türk Milletini kurtuluşa erdirecek olan düşünce ise Batı Medeniyetinin göz kamaştıran kalkınmışlığı ve Türkiye’nin geri kalmışlığı kompleksi altındaki düşüncedir. Bu durumda doğru düşünmenin önünde engel teşkil etmektedir. Bu özelliği ile inkılapçı aydın çocukluk çağındaki birisinin zihninden geçen şeylerle gerçeklik arasındaki farkı ayırt edememe durumundadır. Bir şeyin doğru olduğunu düşündüğünde aynı şeyin başkaları içinde doğru olduğunu düşünmektedir (Güngör, 1994:47-51).

İnkılapçı aydın doğru bildiği şeyleri ardı ardına emirnameler halinde yayınlar, kendi gücünün yetmediği durumlarda aynı şeyi bir başkasının yapmasını bekler. Bu emirnameler gerçeklikle uyuşmadığı durumda millet için felaketli neticeler doğurur ve şiddetli direnmelerle karşılaşılır.

İnkılapçı Türk aydını kendi düşüncesi ile gerçeklik uzlaşmadığında bunun sebebini ortada bir fesadın döndüğüne bağlar. Herkesi cahillikle veya fesatçılıkla suçlar. Onun için dünya düzeltilmesi gereken fesatçılardan ibarettir. Fesatçılar ortadan kaldıracak veya insanlara “doğruyu gösterecek bir baskı uygulanırsa her şeyin yoluna gireceğine inanır.

Güngör inkılapçı aydının kaçınılmaz kaderini şöyle betimlemektedir: “İstediklerini yaptıracak kadar zora başvurulmadığı takdirde yaptığı her şeyden kısa zaman sonra vazgeçmesidir. Birbiri ardınca planlar yapar, bunların hiçbiri de tutmayacağı için aynı konuda devamlı ve çok defa birbirine zıt uygulamalar yapmak zorunda kalır. Amerikan usulü tutmazsa Fransız metodunu getirir.....yenilik saydığı her şeye büyük bir aşkla sarılır. Kendi içinde mantıklı olduğu takdirde her şey onun hayranlığını çekebilir.”(Güngör, 1994:47-50).

Bu inkılapçı aydın kitlesi için karşısında sadece cahiller ve hainler vardır. Böylece hayatın gerçekleriyle uğraşmak yerine insanlarla uğraşır. Yönünü Batıya dönmüş ve kurtuluşu Avrupalılaşmakta gören bu aydın kitlesi Avrupalılaşmak için gerçek Avrupalı olmanın şart olduğunu vurgular. Peyami Safa’ya göre “medeniyet” denildiğinde inkılapçı aydınlar Batı medeniyetini anlamaktadırlar. Bunlar Batının teknolojisinin yanında bütün adet, gelenek ve kurumlarıyla birlikte benimsenmesinden yanadırlar (Güngör, 1994:165).

İnkılapçı Türk aydınını eleştirirken Güngör’ün verdiği örnek çarpıcıdır: “ne zaman birisi bize eskiden bu işler böyle miydi ya? dese o günler çoktan geçti bir daha gelmez diyoruz. Geçmişin geri getirilmesi hakikaten imkânsızdır. Eğer imkân olsaydı ben o günlerden birinde yaşamak isterdim. 18.yy. sonlarına kadar dedelerimiz hep Gazi Süleyman Han zamanını özlerlermiş. Biz şimdi 1918den önceki Türkiye’nin herhangi bir devrine razıyız. Eğer Balkan bozgununu gören dedelerimiz bir gün torunlarının Türkçeyi bilmedikleri, kendi devirlerine lanet okuyan tiyatro eserlerine devlet kesesinden bahşiş dağıtılacağı devrin geleceğini hayal etselerdi, Bulgar kurşunu ile ölmediklerine üzülürlerdi.”(Güngör, 2011:32).

İnkılapçı Türk aydını nefret ettiği bir tarihten kalan her şeyi hakir görüp atarken aslında geleceğinden de vazgeçmektedir. Geçmişin hayalinden ilham almadan geleceğe bakmak tarihin ve zamanın sayfa ve anlarında yok olmak demektir.

Bahsettiklerimiz Cumhuriyet devrini kötülemek ve eskiyi yeniden getirmek olarak anlaşılmamalıdır. Fakat bize parçalanan bir devletten bağımsız bir devlet çıkartan kadronun bile Osmanlı Devletinin yetiştirdiği insanlardan meydana gelmiş olması geçmişin silinip atılmaması için önem arz etmektedir.

Gelenekçi Türk Aydını

Gelenekçi Türk aydını maziden kalan şeyleri kılına zarar vermeden devam ettirmeyi düşünmekte ve geçmişine sımsıkı bağlı kalmaktadır.

Gelenekçi Türk aydınını Osmanlı Devletinin şimdiki Türkiye’ye üstünlüğünü kabul etmektedir. Bu görüşünü ise aşağıdaki karşılaştırmalara dayandırmaktadır.

Türkiye Cumhuriyet döneminde büyük bir kalkınma göstermişse de dünyadaki nisbi gücü ve önemi artacağı yerde eksilmiştir. Osmanlı Devletinin en zayıf dönemi olan son yıllarında bile Türkiye dünyanın büyük devletleri arasında sayılırdı. Türkiye’nin eskiden İngiltere, Fransa, Rusya gibi düşmanları varken Cumhuriyet döneminde düşman olarak sadece Yunanlılar tanınmıştır. Cumhuriyet döneminde devletin çok yüksek kademelerinde görev yapan pek çok kimsenin Osmanlı Devleti zamanında ancak en basit mevkilerde hizmet verebilecek çapta oldukları söylenebilir. Osmanlı Devleti aydınlarının ve ilim adamlarının Cumhuriyet Türkiye’sinin aydınlarından ve ilim adamlarından kendi alanlarında daha ileri idiler. Medrese ilimlerinde elde edilen başarıları modern ilimde elde etmekten uzaktayız.(Güngör, 1994:63).

Milletimizin geçmişinde de haksızlıklara, adaletsizliklere, ahlaki sapkınlıklara ve ehil olmayan idarecilere rastlanmıştır. Fakat bunlara daima anormal haller olarak bakılmıştır. Adabı muaşeretle ilgili olarak eskilerin normal davranışları Cumhuriyet devrinde benimsenen Batılı davranışlar neticesinde meziyet haline gelmiştir. Osmanlı Devletinde ilim adamları ilim öğrenmek üzere tahsil yaparlardı. Cumhuriyet döneminde ise doktrin öğrenmişlerdir. Osmanlı Devleti döneminde hiçbir şey yapılmasa bile aydın kusursuz bir Türkçe bilirdi (Güngör, 2011:34).

Fakat bu şanlı geçmiş istikbali göremeyecek kadar gelenekçi Türk aydınının gözlerini kamaştırmıştır. Tarihte değil bugünde yaşadığını, dolayısıyla karşısındaki problemleri ancak bugün geçerli olabilecek bilgi ve teçhizatla çözebileceğini unutmuştur.

Bugünden duyulan sıkıntının ve gelecekten duyulan kaygının neticesinde geçmişe hasretle bakan “aydın”ın kurtuluşu geçmişte aramasının nedeni bizim bugün mahrum kaldığımız kıymetlere duyduğu özlemin neticesidir. Mazinin hangi devrinde o kıymetler en yüksekse o devre hasret çekmektedir (Güngör, 1994:61).

Kurtuluşu tarihte arayanların dayanağı tarihimizin büyüklüğü ve zenginliğidir. Özellikle tarihteki büyüklük bugünün küçüklüğü ile karşılaştırıldığında gelenekçiler kendilerini büsbütün haklı görmektedirler.

Güngör’ün inkılapçı ve gelenekçi Türk aydını tanımları neticesinde aydınların sosyal sistem inşa edici bilgi üretememesinin sebebi sadece kendi köklerinden soyutlanmak veya bugüne uygun bilgi üretememek kadar kolay açıklanmamaktadır. Türk-İslam Medeniyeti bağlamında özellikle Cumhuriyetin ilanından itibaren Türk aydını medeniyet değerlerimizin sosyal düşüncesinin “BİLİNMEMESİ” ni sağlamıştır. Obskurantizm olarak adlandırılan bu durum Türk aydını kategorileştirmesi ve aydın kesiminin davranışları ele alındığında karşımıza çıkmaktadır.

Obskurantizm

Türkçe’ye “bilmesinlercilik” olarak çevrilen obskurantizm kavramı Fransızca “karanlık” anlamına gelen “obskucurite” kelimesinden türetilmiştir. Sözlük anlamı ise “bilgiye sahip olanların onu paylaşmak istemeyip, tekelinde tutmak istemesi durumu, bilimin ve özgür düşüncenin yayılmasını istememe durumu, bilgiyi kendi menfaatleri doğrultusunda kullanarak ancak gerektiği yerde gerektiği kadar bilgi verilmelidir fikriyatı durumudur. Kısaca Egemen güçlerin kendi hoş görmediği kavramlara, kişilere, topluluklara ilişkin toplumun bilgi erişimini sistematik olarak kısıtlama çabası” olarak tanımlanmaktadır (Şimşek, 2016:90-95).

Obskurantizmin başarısı eğitimin kontrol altında tutulması ile sağlanmıştır. Sürdürülebilir bir kalkınmanın eğitimden geçeceği yaygın bir ifade olarak modern cemiyetlerde karşımıza çıkmaktadır. Buna rağmen obskurantizm eğitim sistemi üzerinden cemiyetleri bağımlı kılmaktadır. Cemil Meriç “1789’a kadar kana, çamura bulamış Avrupa’yı. İspanyada engizisyon olmuş, Rusya’da çar, Avrupa’dan kovulunca bize sığınmış. Baş tacı etmişiz “bîve-i bâkir’i. Elli yıl düşünce yasaklanmış; iman, suç sayılmış. Bu izm uğruna bütün izm’lere düşman kesilmişiz. Onu her tehlikeden korumak için hapishaneler yükseltmiş, matbaalar kurmuş, mektepler açmışız. Gediklerden sızan her fikir, süngü ile tepelenmiş. Kamuoyu o mabudenin şüpheli rakiplerini haklamak için iktidarla elele vermiş. Kanun hiçbir itizâle göz açtırmamış. Kâh Batıcılık olmuş, kâh Batı düşmanlığı. Her izm onun himayesinde sahneye çıkmış. Bu yedi ceddi yabancı âlüftenin dilimizde adı yok. Batı, “obskürantizm” demiş.” diye tanımladıktan sonra önemini vurgulamak için “Obskürantizm heyulası yok edilmedikçe, herhangi bir diriliş hayaline kapılmak çılgınlık.” diyerek devam etmiştir (Obskurantizm, 2018).

Yukarıdaki tanımlamalardan sonra Obskurantizmi analiz edersek birbiriyle bağlantılı üç farklı tanımlama karşımıza çıkmaktadır:

  • Bilgiye sahip olanların bu bilgiyi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmasına bağlı olarak, bilgi ve eleştirel düşüncenin yayılmasına karşı olmak
  • Bilgi güçtür anlayışından yola çıkan, ancak gücü elinde tutanların, bunu paylaşmak istememek için takip etmiş oldukları yöntem
  • Bilenlerce, milyonlarca hatta milyarlarca bilmeyenleri daha fazla kontrol altında tutmak amacıyla onları, bilgiden uzak tutmak için uygulanan metotlar bütününe verilen isim olarak da ifade edilmektedir (Şimşek, 2013:41-45).

Obskurantizm 19.yy.dan itibaren Batı düşüncesinden daha rasyonel bir yöntem bulunmadığına dikkat çekerek Türk aydınının buna göre yetişmesini sağlamıştır. Türkiye’de bilginin özgün olarak üretilmesini yasaklayan bir anlayışla bilimin yayılmasına engel olan obskurantist aydınlar aynı zamanda İslam’ın sosyal düşüncesinin günümüzü açıklamakta yetersiz kaldığına vurgu yaparak, Türk aydınının kendi özgün sosyal düşünce sistemine yabancılaşmasının zihni alt yapısını inşa etmiştir. Obskurantist aydınlar tarafından cemiyetimiz özgün değerlerinden ve düşünce yapısının bilgisinden uzak tutulmuştur (Şimşek, 2013:42)

Sonuç

İnsanlık tarihinin son 1500 yıllık serüveninin 1200 yılına (7.yy.-19.) damgasını vurmuş olan “Tevhidi Sosyal Düşünce” ye Türk-İslam Medeniyetini ayağa kaldıracak sistemin yeniden inşa edilmesinde ihtiyaç duyulmaktadır. Güngör’ün üzerinde durduğu inkılapçı ve gelenekçi Türk aydın tiplerinin ortaya koyduğu düşünce ise yeniden sosyal sistem inşa edebilecek anlayıştan “obskurantizm” in etkisi ile uzaktırlar.

Türk aydınının son üç yüz yıldır yapmaya çalıştığı sözde iyileştirme çalışmalarında çözümden uzak çıkmaza düşmesinin sebebi, kendi milli manevi bütünlüğüne hitap edecek bütünleştirici (soyut ve somut anlayışının hâkim olduğu) bir eğitim sisteminin oluşturulamaması da önem arzetmektedir (Topçu, 1999:153).

Türklerde milli birliği kuran unsurlar arasında din kuvvetli bir rol oynamıştır. Çünkü cemiyetleri millet yapan en önemli olgu zihniyettir. Ahlak ve kültürle de ciddi bağlantıları olan zihniyetin oluşumuna birçok içtimai olgunun doğrudan ve dolaylı etkisi vardır. Cemiyetlerde alınan eğitim, içtimai yaşamda edinilmiş deneyimler, kültürel gruplar çok sayıda çeşitlidir ve değişik zihniyetler aşılarlar. İçtimai yapıdaki bütün kesimlerin sahip olduğu değer yargıları, tercihler ve eğilimlerin hepsini açıklayan zihniyet, aslında cemiyetlerin hayat tarzını belirleyen düşünce yapısıdır ve bu hayat tarzı ile zihniyet arasındaki bu ilişki de cemiyetin kültür unsurlarını belirler. Zihniyetin oluşmasına etki eden bütün unsurların doğrulanması ise ait olduğu cemiyetin inanç sistemi tarafından gerçekleştirilir. Türk-İslam Medeniyetinde ise bu İslam Dinidir (Tabakoğlu, 2008:35).

Aydınlarımız içerisinde bulundukları çıkmazdan kurtulabilmeleri için Aydın- Özgün Düşünce-Yön Verici Liderlik etkileşimini ortaya koymalıdırlar (Şimşek, 2016). Türk aydınlarının Türk-İslam Medeniyetinin sahip olduğu özgün düşünceyi (tevhidi sosyal düşünce) elde ederek cemiyetimizi doğruya yönlendirecek bir liderlik fonksiyonunu yerine getirebilmeleri için obskurantist olmaktan kurtulmalıdırlar. Ayrıca popüler kültürün tüketici kimliğinin etkisinden de kurtulmalıdırlar. Bunları sağlayabilmeleri için Türk aydınının cemiyetimizin zihniyet yapısını ve bu yapıyı oluşturan İslam Dini’ni çok iyi bilmeleri gerekmektedir. Böylece Türk aydını geçmişinden kopmadan ve geleceğine sarılarak cemiyetimiz içerisinde yön verici liderliğini yerine getirebilecektir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumlarının da bu gerçeği görüp, yeni bir idrak üzerinden, obskurantizme düşmeden Türk-İslam medeniyet bilgisini, oluşacak bu yeni aydın tipi ile geleceğimize yön verecek şekilde eğitim yöntem ve metotlarıyla gençlerimize ve cemiyetimizin bütün fertlerine aktarabilmeleri tarihimiz ve geleceğimiz açısından önem arzetmektedir.

Kaynakça

Güngör, E (2011). Sosyal Meseleler ve Aydınlar. İstanbul, Ötüken Yayınlan.

Güngör, E.(1994). Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik. İstanbul, Ötüken Yayınları.

Izutsu, T.(t.y.). Kuranda Dini ve Ahlaki Kavramlar. İstanbul, Pınar Yayınları.

OBSKURANTİZM Cemil Meriç ve ''Bu Ülke''(2018). 20.04.2018 tarihinde http://www.tarihakli.com/cemil- meric/ adresinden erişilmiştir.

Özakpınar,Y.(t.y.). İslam Medeniyeti ve Türk Kültürü. İstanbul, Kubbealtı Neşriyat.

Şimşek, O. (2016, Ekim 16). Türkiye'nin Sosyal Gelişmesinde Obskurantizm ve Aydın Sorunu. 20.04.2018 tarihinde http://www.ozgunsosyaldusunce.com/t%C3%BCrkiyenin - sosyal - geli %C5%9Fmesinde- obskurantizm - ve- ayd%C4%B1n-sorunu.html adresinden erişilmiştir.

Şimşek, 0.(2013). Yeni Ahlak Toplumu İnşası. Ankara, Gazi Kitabevi.

Şimşek, 0.(2016). Medeniyet ve Sistem İnşa Edici Vasfıyla Tevhidi Düşünce. Ankara, İlmi ve Metodolojik Araştırmalar Merkezi Yayınları.

Tabakoğlu, A.(2008). İslam İktisadına Giriş. İstanbul, Dergâh Yayınları.

Toker, Ö.(2010). Bütüncül Bir Model Olarak Ahiliğin Girişimcilik Boyutunun Zihniyet Temelleri. Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

Topçu, N.(1999). Yarınki Türkiye. İstanbul, Dergâh Yayınları.

-------------------------------------------------

[i] Öğr. Gör., Ahi Evran Üniversitesi, Kırşehir, This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

[ii] Öğr. Gör., Ahi Evran Üniversitesi, Kırşehir, This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

--------------------------------------------------------

-----------------------------------------------------

Kaynak:

Toker, Ömür, and Burhan Demirdaş. "İçtimai Meselelerin Çözümünde Türk “Aydınının” Çıkmazı." Erol Güngör: 105-116, Cumhuriyet Dönemi Millî Düşünce Sistematiğinde Erol Güngör Sempozyumu - 26-27 Nisan 2018, Kırşehir

Medeniyet Tasavvuru

Müfit Selim SARUHAN
Erdemlerin Erdemi: Adâlet

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

30880314