27 Temmuz 2021

 

 

 

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

 

(Geçen sayıdan devam)

 

2.3.Türkiye

Uluçamgil, Kıbrıs’ı ve özellikle Lefkoşa’yı çok sever. İstanbul’un kalabalığından bunaldığı zamanlarda sakin Kıbrıs’a özlemi artmıştır da. Fakat o, şairane duygularla dolu gönlüne rağmen şunları söyleyecek kadar da akılcıdır: “… Şunu da unutmamamız gerekir ki Türkiye’ye kalben ve kültüren bağlanmasak, bizim, Kıbrıs’ta Türklüğümüz bir hiç olur. Bu yüzden Anadolu’yu karış karış gezmek en büyük emelimdir.” (Orbay  Deliceırmak’a yazdığı 12.11.1962 tarihli mektup. Bak. S.5)

Şair, bu arzusunu, sevgilisi İzmirli Yıldız’a yazdığı bir mektupta da dile getirmiştir: “Bu yaz kısmetse ve eğer olgunluk ve bitirme diplomalarını haziranda alabilirsek, bir arkadaşımla İskenderun’a çıkacağız vapurla ve oradan Maraş’a ve bütün Doğu Anadolu’yu dolaşıp Sivas’tan Ankara’ya geleceğiz. O zamana kadar sen de Ankara’ya gelmiş olursun veya ben Ankara’dan İzmir’e gelirim.” (s.12)

Uluçamgil, zaman zaman kalabalığından şikâyet etse de Türkiye’yi çok sevmiştir.  “Ayrılırken gözlerim ağlamaklıydı / Ne kadar sevmişim anavatanı / Ne kadar daha fazla / Tüm şarkılarını daha çok duyuyordum / Daha çok seviyordum tüm insanlarını / Hele geceyse uyuyan sevgilimi / Yolculuklarda” (s.101) mısraları, onun Türkiye sevgisinin çok köklü göstermektedir.

2.3.1.Türkiye “özgür” ülke olarak gönlünde yer etmiştir Uluıçamgil’in. Türkiye’den beklentisi, Kıbrıs Türklerini unutmamasıdır ve unutulmayacaklarına da kesin olarak inanmaktadır:

Bilirim görüyorsun Türkiyem

Kendi ellerindeki gururlu sıcaklığı

O sana hasret sıcak ellerde

Sen özgür yaşantılarımızın sembolü

Orta-Asya çocuklarının yüzünü ak çıkartan

 

Türkiyem

Unutmamalısın bizleri

Unutmayacaksın bilirim.  (Unutmayacaksın Bilirim, s.106)

 

Kıbrıs’ın gün görmemişliğine karşılık, Türkiye özgürdür. Bu, Kıbrıs Türkleri için de büyük bir nimettir. O yüzdendir ki, bütün içtenliğiyle Türkiye için dua etmektedir:

İşte özgürlüğün özlemi çakılı

Bunca yıl yüreğimde

İşte gün görmeyen günlerimizden

Bir deniz ötesi özgür Türkiyeme

Dualar yakmak sarılış kadar içtenliğimle

                        (Damda Yatmışlığım Vardır Benim IV, s.89)

 

2.3.2.Kıbrıs ile Türkiye aynı memlekettir aslında. Akdeniz gibi, Beşparmak gibi engeller yüzünden ayrılmışlardır. Bu bakış, Süleyman Uluçamgil’in, Türkiye’yi sadece coğrafya şartlarının ayırdığını, yoksa Kıbrıs’ı her şeyiyle  bir bütünün parçası olduğunu  gördüğünün işaretidir.

2.3.3.Kıbrıs Türkleri, “denizi söküp atamadan yaşayan insanlar”dır. Bu, yok edici bir durumdur: “Ben yok olurum / köpük olurum iki mavinin öpüştüğü yerde / Ben buralarda.”  (Ben Kıbrısım, s.107)

 

3.Kıbrıs, Millî Mücadele, Türklük ve Türkiye etrafında geliştirilen İmgeler:

 

Uluçamgil’in şiirlerindeki tematik doku, mücadele ruhu, vatan ve millet fikri ve beşeri aşk çerçevesinde oluşmuştur. Çok genç yaşta şehit düşen şair, yazdıkları üzerinde uzun süre çalışma ve zayıf kalan söyleyişleri güçlendirme imkânını bulamamıştır. Bunun edebî eser için büyük bir kayıp olduğundan şüphe yoktur. Fakat tema ile imgeler arasında kurmayı başardığı sağlam ilişki, onun güçlü bir şairlik yeteneği ile doğduğunu düşündürmektedir.

Orbay Deliceırmak, “Dilinin, ustalığının, coşkunluğunun tadına doyamayacağımız bu klitaptaki içeriği nasıl da üç gençlik yılına sığdırabilmiş. O ilginç deyişleri, o imgelere egemenliği, şiir diliyle o kaynaşıklığı üç yıl gibi kısa bir zaman dilimine sığar mıydı?” (s.XXI) diyor. Vefa duygusu ve arkadaşlık payını çıkarsak bile, Deliceırmak’ın söyledikleri hiç de abartılı değildir.

3.1.Kıbrıs’la ilgili imgeler: Uluçamgil, Kıbrıs’ın Türkler tarafından fethini “güneş”in doğuşu” olarak düşünmüştür. Bu benzetme “fetih” kelimesinin  “açma” anlamına uygun olduğu gibi, İslâm’ın “selâmet” anlamına da uygundur. Evlerin içi aydınlanmıştır fetihle. Yani Kıbrıs’a İslâm’ın güneşi doğmuş, evler huzurla dolmuştur; nurlanmıştır:

 

Ben Meserya Ovasının çocuğu

İlkin biz açmıştık pencereleri

Dört yüz yıl önce güneşlere

Evlerin içindeki sıcak havanın

Abur cubur rengi değişiverdi

Üç yüz yıl bu böyle devam etti

 

                        (Atatürk’e I, s.78)

Kıbrıs’ta iki millet yaşar; biri diğerinin dilinden anlamaz: “Ben Kıbrısım, / Kesiksiz bir güzellikten yana / Denizin ortasında / Bir toprak parçasıyım pınarlarım kurumaya yüz tutmuş / İnsanlarım var / Biri ötekinin dilinden anlamayan / İnsanlarım / İşte sömürgeciliğin / Şiş süngülü Britanya Ordusu / Ve işte iki apayrı insan kütlesi. (Ben Kıbrısım I, s.109)

 

Kıbrıs’la ilgili diğer imgeler:

Kıbrıs                         : Bir avuç içi kadar ada (s.74 ve 188),

Kıbrıs’ta hisarlar     : Mücadelenin şahitleri (s.95),

Kıbrıs’ta hisarlar     : Ölürken gülenlerin (mücahitlerin) âşıkları (s.96),

Kıbrıs’ta hisarlar     : Taşı taşına üzgün dert ortağı (s.96),

 

 

3.1.1. Akdeniz’le ilgili imgeler: Uluçamgil’in şiirinde Akdeniz, bir an evvel ortadan kaldırılması gereken bir engeldir. Çünkü Akdeniz olmasaydı, Kıbrıs Anadolu’ya bitişecek, Kıbrıs Türkleri ile Türkiye Türkleri “aynı toprağa yan yana basacak”lardı. Araya giren Akdeniz, iki kardeşi birbirinden ayıran “tuzlu su”; Beşparmak dağları ise yukarıda da belirttiğimiz gibi- kardeşlerin göbeğini kesen bir “bıçak”tır.

Akdeniz, iki yönden “çığlıklı su”dur: Bu çığlıklı su, Kıbrıs toprağı ile Anadolu’yu birbirinden ayırmış, böylece iki ayrı yaka meydana gelmiştir ve ayrıca bu ayrılık yüzünden iki taraf da hasret içinde kalmıştır. Suyun iki yakasındaki ağlayış da bu yüzdendir. Akdeniz iki kıyıya birden vurup duruyor; Akdeniz, bu ayrılıktan duyduğu acıyla ağlıyor. İki yakanın arasında çırpınıp duran Akdeniz’in her bir dalgası  birer çığlıktır: “Bir tekmede kovmak istedim / Çoğu zaman çığlıklı suları”  (Atatürk’e  I, s.82) 

Şair, bütün Kıbrıs Türkleri adına, Türkiye ile bir olmak, onunla kaynaşmak istemektedir. Bunun  için de Akdeniz’in hükümsüz kalması gerekir. Şair, aradaki suların hükümsüz kalmasının   Kıbrıs Türklerinin özgürleşmesi ile mümkün olduğunu düşünüyor:

 

Ona kaynaşmak istiyorum

Görüyorum özgürlük yitirecek tuzlu suyu

Görüyorum Musa değil, özgürlük

                        (Atatürk’e  II, s.84)

 

Musa Peygamber’in Kızıldeniz’i asasıyla yarıp kavmini karşıya geçirmesi olayına telmihte bulunan şair, Kıbrıs Türklerinin özgürlüklerine kavuşmasının “mucize” etkisi yapacağını; deryalar dolusu suyun böylece hükümsüz kalacağını düşünmektedir.

Kıbrıs Türk’ünün özgürlüğü “Kızıldeniz’i yaran asâ”dır. Onun mucizevi dokunuşu nasıl Kızıldeniz’i yarıp hükümsüz bıraktıysa, Kıbrıs Türkünün özgürleşmesi de  Akdeniz’i hükümsüz bırakacak ve böylece yılların hasreti sona erecektir.[1]

 

Akdeniz’le ilgili diğer imgeler: 

Akdeniz          : Kasırga (s.74),

Akdeniz          : Gönül bayrak (s.74)

Akdeniz          : Tanrı’ya sigorta (s.74)

 

3.1.2.Sömürge hayatı ile ilgili  imgeler: Dört yüz yıl önce güneşe pencereleri açmış olan Kıbrıs Türkleri, seksen yıldır, sömürge hayatı yaşamak zorunda kalmışlardır. Sömürge yönetimi Kıbrıs Türk’ünün üzerine çekilmiş bir kara perdedir. Direniş bu perdeyi yırtmak içindir. Zehirli bir bıçaktan farksız olan sömürgeci zulmü, seksen yıl Kıbrıs Türkünün dünyasını karartmıştır.  Kara perde ağarmalı, karanlık ortadan  kaldırılmalı;  zehirli bıçak, onu Türk’ün yüreğine saplamayı hedefleyen sömürgecinin kendisine dönmelidir:

 

Kara perde beyazlaşıyordu

1878’den kalan

Bu perdeyi yırtan insan

Zehirli bıçağı geri çevirip

Hürriyeti getiriyordu.

 

Seksen senenin karanlığında

Yine bir ışıktı Kıbrıs Türkü

İki gün, taştı, alev alev oldu

Hürriyet, hürriyet diyordu.

 

Yaşayan her kalble Kıbrıs Türklerinden

Işık verip bu ocak

Yedi musallada korlaşıyordu

                        (27-28 Ocak 1958, s.93)

Sömürge döneminin insanların ruh hâli bu parçada mevcut olan imgeler, Uluçamgil’in sömürgeciler, sömürge zihniyeti, bu zihniyetin Kıbrıs’taki görünüşü, Kıbrıs Türkünün sömürgeci zihniyet karşısındaki duruşu konusunda nasıl bir tutuma sahip olduğunu çok net bir şekilde ifade etmektedir:

Sömürge hayatı                       : Kara perde

Sömürgeci zulmü                     : Zehirli bıçak

İngiliz yönetimi                       : Seksen senenin karanlığı

Kıbrıs Türk’ü                         : Seksen senenin karanlığında bir ışık

27-28 Ocak direnişi                 : Hürriyet ışığının tutuşması, alev alev taşması

Mücadele azmi                        : Işık saçan ocak.

27-28 Ocak şehitleri                : Yedi musallada parlayan kor           

 

Sömürge dönemi ile ilgili diğer  imgeler şunlardır:

 

sömürge hayatı                     : Bileklerde zincir (s.72),

sömürgecilerin gözleri         : Sarıdan zehir sarısı (s.98),

sömürgecilerin gözleri         : Güvensizliğin umacısı (s.98),

sömürgeciler  : Fişek yürekli Türk çobanlarının sevinç dolu öykülerinin hırsızları (s.98),

sömürgeci zulmü                   : Kıymık acısı (s.99),

Anglo-Sakson sömürgecileri: Azgan (s.89),

sömürge hayatı                     : Dominyonlarca ağırlık (s.142)  vb.

 

3.2.Millî Mücadele ile ilgili imgeler: Yukarıda bir kısmını verdiğimiz “27-28 Ocak” şiirinde de görüldüğü gibi, sömürgeci zulmünü Kıbrıs Türk’üne yönelmiş zehirli bir bıçak olarak kabul eden şair, millî mücadeleyi de “zehirli bıçağın geri çevrilip hürriyetin getirilme mücadelesi” olarak değerlendirmektedir.(s.93)

Millî Mücadele, “özgürleşerek yağmurlu gök altında kan olmak”tır. Ölesiye mücadele edilirse sömürgeci kaçar. Vatan için kan dökmek toprağa su olmak gibidir. Su nasıl toprağı diriltir canlandırırsa, kan da vatanın can suyudur, onu diriltir:

 

İsteyip tutsak yaşamaksız

Kovalamak sömürgeci korkaklığı

Ölerek

Belki su olmak cömert tarlalara

Yağmurlu gök altında kan olmak

Özgürleşerek.

                        (Atatürk’e III, s.88 ve Bir Dilek, 94)

 

Kıbrıs Türkleri bir yandan Rumlara, bir yandan da İngilizlere karşı mücadele etmişlerdir. Biri diğerinden daha iyi, daha insaflı değildir. Bunun iyice farkında olan Uluçamgil, Kıbrıs Millî Mücadelesinde Rumlar kadar İngiliz sömürgeciliğini de Türklerin karşı karşıya bulunduğu ana tehlike olarak görmüştür. “Sömürge hayatı ile ilgili  imgeler” kısmında, sömürge dönemine ve sömürgecilere bakışını özetlediğimiz şairin Rumlara bakışı da çok nettir: Rum (Giryago):  “Öldürürken gülen insan”dır (s.108); Rum: “Arkadan vurulmayınca öleni öldü saymayan insan”dır (s.112);  Rum: “Alnında insan teri çoktan kurumuş olan insan”dır; Rum militanları: “Yüzlerindeki maske kadar çiğ suratlı adamlar”dır (s.141).

 

Millî Mücadele ile ilgili diğer imgeler:

Millî Mücadele         : Ölerek sömürgeci korkaklığı kovmak. (s.88),

Millî Mücadele         : Kara perdeyi beyazlaştırmak. (s.93),

Millî Mücadele         : Evrendeki küstahlığa karşı karınca misali  yaşama mücadelesinin bir    parçası. (s.132).

 

3.3.Kıbrıs Türklüğüyle ilgili imgeler : Süleyman Uluçamgil, merkeze Kıbrıs ve Anadolu Türklerini koymakla birlikte, Türk dünyası denilen bir “bütün”ün varlığının da bilincindedir. Onlar “Orta-Asya çocukları” olarak bir büyük bütün oluşturmaktadır. Bu büyük birlik, “içinde aynı suların aktığı”, “aynı rüzgârların denizler dağlar ötesinden getirdiği” bir millet olmaktan gelmektedir:

Ama benim hiç böyle uzaktan bile görmediğim

İnsanlar var dadaş tarihte

Aynı sular akar içimizde

                        (Damda Yatmışlığım Vardır Benim, s.69)

Aynı rüzgârlar getirmiş bizi

Kimse bilmez onları ben bilirim

Denizler dağlar ötesinden

                        (Damda Yatmışlığım Vardır Benim, s.69)

            Türklükle ilgili diğer imgeler:

Türkçe                                   : Ana sütünden bir dil (s.69 ve 71), 

Kıbrıs Türkleri                     : Bileklerinde zincir paslanan halk (s.72),

Kıbrıs Türkleri                     : Hisarların sahiplerinin torunları (s.95),

Kıbrıs Türkleri                     : Denizi söküp atamadan yaşayan halk, özgür bir Türkiye’nin yanıbaşında tutsak insanlar (s.110),

Kıbrıs Türklerinin hayatlar            : Yitik yaşayışlar (s.79),

Kıbrıs Türk’ü ve Anadolu Türk’ü  : Omuzları da kardeş görünüşlü olan insanlar (s.93)

 

3.4.Türkiye ile ilgili imgeler: Türkiye, “gönül memleketi”dir. Şair, “Denizler, dağlar ötesinde” kalan Türkiye’yi, “Bir deniz ötesi sevi” (Damda Yatmışlığım Vardır Benim IV, s.89) ile sevmiştir. Türkiye’nin şehirleri, Kıbrıs’ın şehirleridir adeta:

Sevdiğim kız bir mektup yollar

Belki Ankara’dan

Belki Bursa

Belki İzmir’den

Ağrı-Meriç arası buğu buğu

Gönül memleketimden.

            (Uçaraktan Gelir Mektup Zarfın Üstünde Postacının Selamı Akdeniz’in Üstünden, s.74)

Şairin burada kullandığı “gönül memleketi” imgesi, hem şairin hem de Kıbrıs Türkünün Türkiye’ye bakışını özetleyen, çok önemli bir buluştur. “Gönül memleketi” imgesi sadece duyguya dayalı bir söyleyiş değildir. “Ağrı-Meriç arası” ifadesinin net bir şekilde ortaya koyduğu gibi, Türkiye, Kıbrıs Türkleri için de “toprak”tır; onlar için de “vatan”dır.

Türkiye, Kıbrıs Türkleri için “özgür yaşantıların sembolü”dür. “Bir deniz ötesi engin göklerin altında” (s.73) özgür ve bağımsız yaşayan Türkiye Kıbrıs Türklerini unutmazsa, diğer bütün “Orta-Asya çocuklarının yüzünü ak çıkartan Türkiye”, Kıbrıs’ın da yüzünün akıyla özgürleşmesinin yolunu açmış olacaktır:

 

Sen özgür yaşantılarımızın sembolü

Orta-Asya çocuklarının yüzünü ak çıkartan

 

Türkiyem

Unutmamalısın bizleri

                        (Unutmayacaksın Bilirim, s.106)

 

4.Sonuç

Süleyman Uluçamgil’in şiiri, şairin genç yaşta şehit olması dolayısıyla, estetik yönünden çok iyi işlenememiştir. Fakat bu şiir, tematik dokusu bakımından, “bir devrin şiiri”, “bir hareketin şiiri” olmak gibi önemli bir özelliğe sahiptir. Etrafında olup bitenleri duyuş ve düşünüş tarzını belirleyen esaslı bir doku malzemesi olarak kullanmak, belli bir devri ifade eden metinlerin önemli özellikleri arasındadır. Uluçamgil’in şiirinin de böyle bir özellik gösterdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Kıbrıs Türklerinin yaşadığı ağır hayat, şiirin tahammül sınırları içinde, Uluçamgil’in şiirine sinmiş durumdadır.  Tabiî, bu ağır hayatı meydana getiren güvensizlik, sömürgeci baskısı, hürriyete hasret kalmışlık, Türkiye’den beklentilerin gerçekleşmemesi gibi çeşitli olumsuzluklar, bu “ağır hayat”ın ana unsurları olarak, onun şiirinde önemli bir yere sahiptir.

Şair, kendi şiirinin kurucu unsuru olan bu havayı ifade için değişik imgelere baş vurmuştur. Bunları Kıbrıs’la ilgili imgeler, Akdeniz’le ilgili simgeler,  Sömürge hayatı ile ilgili  imgeler, Millî Mücadele ile ilgili imgeler, Türklükle ilgili imgeler, Türkiye ile ilgili imgeler olarak sınıflandırmak mümkündür.

Şairin kullandığı imgeler, “taze hayal” olarak kabul edebileceğimiz, “maksadına ulaşan” hayallerdir.

Süleyman Uluçamgil’in algısında  Kıbrıs mill mücadelesi  “kara perdeyi beyazlaştırmak”tır; Kıbrıs Türk’ü     Seksen senenin karanlığında bir ışık”tır; Kıbrıs’ın Türkler tarafından fethi, “güneşin doğuşu”dur; Sömürgeci zulmü  “Zehirli bıçak”...  Bu imgeler, çok genç olmasına rağmen, Süleyman Uluçamgil’in olup  bitenlere hayli kavrayıcı bakabildiğini ve yalnızca heyecanla değil, aynı zamanda, bilinçle yaklaşabildiğini göstermektedir.

Bu özellikleriyle onun şiirini, Kıbrıs’ta gelişen Türk şiirinin orijinal örnekleri arasında saymak  ve ona göre değerlendirmek gerekir.

           

 

 

[1] Özgürlüğün Musa’nın asâsına benzetilişi, imgelerin kültürle olan sıkı bağlantısını ifade etmek bakımından da dikkat çekicidir.

 

Bu yazarın diğer makaleleri