Kültür – San’at Yazıları

1396 yılında Niğbolu savaşını kazanan Yıldırım Bayezid bu zaferin ardından Anadolu birliğini sağlamak için doğuya yönelmişti. Avrupa topraklarındaki Osmanlı komutanları Eflak’a Macaristan’a Bosna’ya akın üstüne akın yaparlarken Yıldırım Bayezid bir taraftan İstanbul kuşatmasını sürdürüyor bir taraftan da Toroslar’a ve Fırat kıyılarına kadar yayılmış olan Anadolu beyliklerini bünyesine katarak devletinin sınırlarını genişletiyordu.

 

Otuz üç yaşında Belh Emiri olan ve1368 yılından itibaren hudutlarını genişletmeye başlayan Emir Timur, Maveraünnehir, Harizm, Moğolistan, Mezopotamya, Ermenistan, Kafkasya ve İran’ın tamamını kapsayan bir imparatorluk kurmayı ve Kuzey Hindistan’da üstünlük sağlamayı başarmıştı. Emir Timur, Hıristiyan milletlerin Haçlı ordularına karşı batıda büyük zaferler kazanan ve Yıldırım lakabını sonuna kadar hak eden Osmanlı padişahı Bayezid’in başarılarını gizli bir hayranlıkla takip ediyor ama bu zaferler gururuna da çok dokunuyordu. Yıldırım Bayezid ise gözlerini Avrupa ve Bizans’a dikmiş olduğundan Emir Timur’un Ceyhun kıyılarında gelişip, doğuda Osmanlı sınırlarına kadar dayanan gücüne karşı önlem alma gereği bile duymuyordu. 

Emir Timur, Hindistan dönüşü Gürcistan’ı ve Suriye’yi fethetmiş, karargâhını Karağbağ’da kurmuştu. O günlerde Karabağ’daki karargâhına Anadolu’daki topraklarını kaybeden Anadolu beyleri geldiler. Emir Timur’un huzuruna çıkan beyler, topraklarını ellerinden alan Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid’den şikayetçi oldular. Neticede Dünyayı iki sultan için küçük görmeye başlayan Emir Timur ile mağrur ve cesur Yıldırım Bayezid, onları birbirine düşürmek için ellerinden geleni yapan düşmanlarının tahrik etmesiyle Ankara’da 20 Temmuz 1402 yılında karşılaştılar. İki Türk cihangirinin savaşını Yıldırım Bayezid kaybetti ve Emir Timur’a esir düştü.

Hıristiyan milletlere göre Tanrı Avrupa’yı koruyordu. Çünkü Emir Timur’a tutsak düştükten birkaç ay sonra Yıldırım Bayezid tutsaklığın acısıyla ölmüş, oğulları taht kavgasına tutuşmuş, Avrupa’daki Türk fetihleri durmuş, Türk tarihindeki en dramatik dönemlerden biri başlamıştı.

O kara günlerde uç beyleri, yönetimlerindeki sancakları kaybetmemek, kan dökerek vatan yapılan toprakları düşmana tekrar geri vermemek için insanüstü çaba gösterdiler. Üsküp Sancakbeyi Paşa Yiğit’in adil yönetimi bölge halkları arasında ününü arttırmıştı. Öyle ki Güney Arnavutluk’ta hüküm süren Topia ailesinden Şarl Topia, Prens II. Balşa ile giriştiği iktidar mücadelesinde Venediklilere güvenemediği için Üsküp Sancakbeyi Paşa Yiğit Bey’den yardım istemiş ve Osmanlı hükümetinin izni ile Paşa Yiğit Bey, Şarl Topia’nın yardımına koşmuştu.

Rumeli’ne ilk geçen ve Edirne’de Padişahlığını ilan eden Emir Süleyman kardeşi Musa Çelebi’ye yenilmiş ve Edirne Musa Çelebi’nin eline geçmişti. Musa Çelebi kardeşine hizmet ettikleri için Paşa Yiğit Bey ve bazı ileri gelen Türk beylerini zindana attırdı. Kısa bir süre sonra hatasını anlayan Musa Çelebi hatasından döndü ve zindandan çıkarılan uç beyleri eski sancaklarına, vazifelerinin başına gönderildiler. Edirne’de hüküm süren Musa Çelebi maiyetine ve canla başla görev yapan Sancakbeylerine karşı çok sert ve haşin davranıyordu. Musa Çelebi’nin bu sert tutumunun artarak sürmesinden bunalan Paşa Yiğit Bey, Gazi Evrenuz Bey, Barak Bey ve Sinan Bey aralarında anlaşıp hep birlikte Çelebi Mehmet’in yanına geçtiler.

11 yıl süren o buhranlı yıllarda Avrupa’daki Osmanlı topraklarını ellerinde tutmayı başaran uç beylerinin de desteğini alınca iyice güçlenen Çelebi Mehmet, Sofya’nın güneyinde kalan Samakov kasabası civarında Çamurlu Derbend mevkiinde yapılan savaşta Musa Çelebi’yi yendi.  Ve böylece yıllardır kardeşkanının dökülmesine sebep olan, Anadolu ve Rumeli’yi kan ve ateşe boğan Fetret Devri sona erdi.

Kan gölüne dönen Türk topraklarında yeniden huzur sağlanmıştı. Üsküp Sancakbeyi Paşa Yiğit Bey, o karanlık yıllardan sonra öldüğü güne kadar Üsküp ve civarını yönetmeye, devletine ve milletine hizmet etmeye devam etti.

“Bursa Büyükşehir Belediyesi 2009 yılında Üsküp’te bir çalışma başlattı ve tarihin tozlu sayfalarının arasında unutulup giden Paşa Yiğit Bey’in mezarını bulup gün yüzüne çıkardı. 624 yıl önce Üsküp’ü fetheden Paşa Yiğit Bey’in türbesi ile şeyhi Meddah Baba’nın medresesi, Bursa Büyükşehir Belediyesinin katkılarıyla 6 milyon lira harcanarak restore edildi ve aslına uygun haliyle 1 Temmuz 2016 tarihinde hizmete açıldı.”

 KAYNAKLAR

BÜYÜK OSMANLI TARİHİ: Ord. Prof. İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI

BÜYÜK OSMANLI TARİHİ: Baron Joseph Von Hammer Purgstall

OSMANLI TARİHİ: Alphonse de Lamartıne

 

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22697727