Kültür – San’at Yazıları

“Akıncılar, Rumeli’de ayrı ayrı ocak halinde ve muhtelif mıntıkalarda bulunurlar ve kumandanlarının isimleriyle anılırlardı. Osmanlıların ilk istila zamanlarında Evrenuz Bey akıncıları vardı; daha sonra istila nispetinde hudutlarda Mihaloğulları, Turahan Bey ve Malkoç Bey akıncıları meydana çıkmış olup bunlar MİHALLI, TURAHANLI ve MALKOÇOĞLU akıncıları diye on altıncı yüzyılın sonlarına kadar şöhretlerini muhafaza etmişler ve Osmanlı fütuhatında pek mühim hizmet görmüşlerdir. İ. H. UZUNÇARŞILI”

 

1389 Yılında Sırp Despotu Lazar, Osmanlı korkusu ile çekildiği Arnavutluk dağlarından ovaya inmiş ve sadık adamlarının yardımlarıyla kısa sürede Tuna nehrinin iki yakasında yaşayan milletlerden seksen bin savaşçıyı etrafında toplamayı başarmıştı. 

Casusları vasıtasıyla Kosova’da toplanmaya başlayan Haçlı ordusundan haberdar olan Sultan Murad, Türk ordusunun derhal Yanbolu’da  (Diampolis) toplanmasını buyurdu. Sultan Murad Balkanlara doğru yola çıkmadan önce Anadolu’nun muhafazası için Timurtaş Paşa, Firuz Bey, Timurtaş Subaşı, Hoca Bey ve Kutlu Bey’i görevlendirdi. Arkasını sağlama alan Sultan Murad, Anadolu beyliklerinden istemiş olduğu kuvvetleri de ardına takıp Rumeli’ye geçti. Yanbolu’da toplanan ordu, Sofya, Köstendil, Kratova yoluyla Haçlı ordusunun toplandığı Priştine’ye doğru yürümeye başladı. Derin vadiler aşan sarp arazilerden geçen ve zorlu bir yolculuktan sonra Üsküp ile Priştine arasında kalan Kosova ovasına ulaşan Osmanlı ordusu ovayı ikiye bölen ırmağın karşısında konuşlandı.

On bin adım uzunluğunda, beş bin adım genişliğindeki ovada karşı karşıya gelen iki ordu, ovaya güçlükle sığabilmişti. Kosova ovasının batısını çevreleyen dağların eteklerinde konuşlanmış olan Haçlı ordusunun piyade ve süvarileri Türk ordusuyla savaşmak için sabırsızlanıyorlardı. Sabırsızlanıyorlardı, çünkü o kadar kalabalıktılar ki Avrupa’nın korkulu rüyası haline gelen ve şimdiye kadar hiç yenilgi görmemiş olan Osmanlı Türklerini Kosova’da karşılaştıkları an ezip yok edeceklerini, Balkanlardan söküp atabileceklerini sanıyorlardı.

Savaş başlamadan önce Evrenuz Bey’in tavsiyesi ile ordunun içinden iki bin usta okçu seçildi. Usta okçular ordunun sağ ve sol kanatlarının önüne yerleştirildiler. Sağ kanattaki okçuların başına MALKOÇ BEY, sol kanattaki bin usta okçunun başına ise Malkoç Bey’in oğlu MALKOÇOĞLU MUSTAFA BEY komutan olarak atandılar. Malkoç Bey ve oğlunun başarıyla sevk ve idare ettiği usta okçular saldırıya geçen Haçlı süvarilerinin ön saflarını ve kanatlarını paramparça ettiler. Gökyüzünü karartan ok yağmurunun ardından iki ordunun savaşçıları karşı karşıya geldiler ve ovanın her yerinde korkunç çarpışmalar yaşanmaya başladı.

Sabahın erken saatlerinde başlayıp sekiz saat süren kanlı boğuşma, kılıçlarının eriştiği her yere zaferi götürmesini bilen Türk ordusunun üstünlüğüyle neticelenmişti.  Üstün kuvvetlere karşı yapılan savaş kazanılmış, ama başkomutan olarak yönettiği otuzdan fazla savaşı kazanan Gazi Hünkâr, Murad Hüdavendigâr’da yaşamının en mutlu anında şehit düşmüş yerine oğlu Yıldırım Bayezid geçmiş Sırp Despotu Lazar’ın ise savaş alanında boynu vurulmuştu.

Güçlü kolların savurduğu pırlanta gibi parıldayan kılıçların gücüyle Kosova savaşını kazanan Türkler için Batı Avrupa’nın kapıları tamamen açılmıştı. Bu savaş gelecek yıllarda Osmanlı devleti ve Türk milleti için canla başla çalışacak olan bazı komutanların da öne çıkmasına sebep olmuştu.  Bu komutanlardan biri olan Malkoç Bey’in Mustafa ve Mehmet adında iki oğlu vardı. Rumeli’nin fethinde babasının yanında görev yapan Mehmet Bey 1385 yılında vefat etmiş ve babası da onun için Gebze’de bir türbe yaptırmıştı. 

Kosova savaşından sonra Osmanlıların Balkanlardaki fetihleri devam ediyor, Türk akıncıları Bosna ve Arnavutluk üzerine akın üstüne akın yapıyorlardı. Türklerin fethettikleri topraklara yerleşerek ilerlemeleri Bojana nehri ve Drac limanına doğru yayılmaları Venediklileri kaygılandırıyordu, ama asıl endişelenen ve düşünmekten uykuları kaçan Macar kralı Sgismund idi.

Macar kralı Sgismund, önlerine çıkan en güçlü orduları bile ezip geçen ve sınırlarına kadar dayanan Türklerle tek başına başa çıkamayacağını çok iyi biliyordu. Sgismund. Avrupa’daki devletlere son bir çağrı yaptı ve kendi yönetiminde Türklere karşı dövüşmekten onur duyan Hıristiyanlardan bir ordu kurmak istediğini bildirdi. Yirmi bin Fransız, altı bin Alman, bin İngiliz, on üç bin Polonyalı, on bin Ulah, İtalyan, İspanyol, Belçika, İsviçre, Bohemya ve Rodos şövalyeleri gönüllü olarak Macar kralının çağrısına koştular ve Haçlı ordusuna katıldılar.

Yüz otuz bin savaşçıdan oluşan ordusunu iki koldan yürüyüşe geçiren ve Tuna’yı aşarak Osmanlı hududunu çiğneyip geçen Sgismund, 1396 yılı Eylül ayında Osmanlıların ileri kalelerinden biri olan Niğbolu’yu kuşattı. Niğbolu kale komutanı Doğan Bey kalesini kalabalık Haçlı ordusuna teslim etmedi ve gerekli tedbirleri alarak hemen savunmaya geçti. Haçlıların hududu geçtiğini haber alan Yıldırım Bayezid kuvvetlerini Edirne’de topladı ve yetmiş bin savaşçısı ile düşman üzerine yürüdü. İki ordu, Haçlılara inatla direnen Niğbolu kalesi yakınlarında karşılaştılar.

Osmanlı ordusunun savaş düzeni ağzı açık kerpeten şeklinde idi. Her zaman olduğu gibi yaya askeri olan Yeniçerileri merkeze koyup onların etrafına kapıkulu süvarilerini yerleştirmişler sağ ve sol kanatlara ise tımarlı sipahileri koymuşlar gerilerinde de ihtiyat kuvvetlerini bırakmışlardı. Sol kanat tımarlı sipahilerinin komutanlığı Kosova savaşında büyük hizmet gören Malkoç Bey’e verilmişti. Neticede kendilerini yenilmez sanan ve Türkleri yendikten sonra Suriye ve Kudüs’e kadar ilerlemeyi düşünen kibirli Haçlı ordusu Türk ordusunun karşısında tutunamayıp bozguna uğramış, ün ve onur için savaşan Avrupa’nın en ünlü şövalyeleri ya öldürülmüş ya da İslâmiyet’i yaymak için korkunç bir cesaret ve inançla savaşan Türklere esir düşmüştü.

Yıldırım Bayezid muhteşem bir zafer kazanmış, Macar kralı ise maiyeti ile birlikte savaş alanından kaçmış, Tuna nehrinde bekletilen bir balıkçı kayığına binmiş ve nehrin ortasında kendisini bekleyen Venedik kadırgalarından birine geçip canını zor kurtarmıştı.

Niğbolu savaşında büyük kahramanlıklar gösteren ve Yıldırım Bayezid’in takdirlerini kazanan Malkoçoğlu sülalesinin soyatası Malkoç Bey öldüğü güne kadar uçlarda akıncı beyi olarak şerefle görev yapmaya devam etmiştir. Hayattaki biricik oğlu Malkoçoğlu Mustafa Bey ise Sivas kale komutanlığına atanmıştır. Malkoç Bey’in ölüm tarihi bilinmemektedir ama türbesi bu gün Bulgaristan sınırları içinde kalan Burya köyündedir. 1950 Yılına kadar Burya köyünün eski adı MALKOÇOVA idi.

DEVAM EDECEK

KAYNAKLAR

BÜYÜK OSMANLI TARİHİ: Ord. Prof. İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI

BÜYÜK OSMANLI TARİHİ: Baron Joseph Von Hammer Purgstall

OSMANLI TARİHİ: Alphonse de Lamartıne

 

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

20708192