Kültür – San’at Yazıları

Sivas’ta askerleriyle birlikte diri diri toprağa gömülen Malkoçoğlu Mustafa Bey’in oğlu Hamza Bey Fatih döneminde Niğbolu Sancakbeyi olarak görev yapıyordu. Hamza Bey, oğlu Bâli Bey’in eğitimiyle de yakından ilgileniyordu. İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet Han, babası Murad Han’ın kurduğu Enderûn-i Hümâyûn’u geliştirmiş, yalnızca devşirmelerin okuduğu bir okul olmaktan çıkarmış ve bu okulda sınırları gün geçtikçe büyüyen devletin korunması için gerekli olan mülki ve idari kadroların eğitilip yetiştirilmesini de sağlamıştı. 

Malkoçoğlu Bâli Bey,  babasının isteği ile eğitimini bu okulda tamamlamış ve ardından Sırbistan Sancakbeyliğine atanmıştı. 1478 Yılı Mayıs ayında Venedik devletinin yönetimindeki İşkodra, Akıncı Bey’i Mihaloğlu Ali Bey tarafından kuşatılmıştı. Kale bir türlü düşmüyordu. Fatih Sultan Mehmet Han, Ali Bey’in yardımına akıncı beyleri Mihaloğlu İskender Bey ve Malkoçoğlu Bâli Bey’i de gönderdi. Kuşatma sürerken İşkodra önlerine Rumeli Beylerbeyi Davut Paşa’da geldi.  Davut Paşa, Venedik devletinin kaleyi kurtarmak için gönderdiği yardımcı kuvvetleri durdurması için Malkoçoğlu Bâli Bey’i akıncılarının başında Venedik sınırına doğru yola çıkardı. Malkoçoğlu Bâli Bey ve savaşçıları Venedik sınırına vardılar, sınırı aştılar ve Venedik içlerine akın üstüne akın düzenlediler, İşkodra’ya yardıma gönderilen asker ve mühimmatın kaleye ulaşmasına engel oldular.

İki imparatorluk, iki yüz kale kent fethetmiş; Osmanlı topraklarına on dört krallık ve prenslik katmış, okullar, kütüphaneler, camiler, sayısız hastaneler yaptırmış, azim ve irade sahibi Fatih Sultan Mehmet Han 3 Mayıs 1481 yılında hakkın rahmetine kavuşmuştu. Otuz yıl süren padişahlığı döneminde bizzat yirmi beş sefere katılan, ortaçağı kapatıp, yeniçağı başlatan cihan padişahı F.S. Mehmet Han’ın yerine oğlu Bayezid Han geçmişti.  

Polonyalılar, Venedikliler ve Macarlarla anlaşarak Balkanlardaki toprakları garantiye alan Bayezid Han gözünü Boğdan’a çevirmişti.  “Fatih döneminde Boğdan’a bir sefer yapılmış fakat orduda çıkan bir hastalık yüzünden geri dönülmüş, sefer yarım kalmıştı.” 1484 baharında yola çıkan ordu Boğdan’ın Karadeniz’e kapısı olan Kili (Chilia) kalesini sardı ve dokuz günlük bir kuşatmanın ardından kaleyi ele geçirmeyi başardı. Karadeniz kıyılarında harekâtını sürdüren Osmanlı ordusu on iki günlük bir kuşatmanın ardından güçlü Akkirman kalesini de fethetti. 

En önemli iki kalesini kaybeden Boğdan Prensi Stefan Çel Mare, Osmanlılar karşısında perişan olan ordusunu iki yıl içinde yeniden toparladı ve Boğdan’ın can damarı olan iki kaleyi geri alabilmek için ordusunun başında Osmanlı topraklarına girdi, Kili ve Akkirman kalelerini sıkıştırmaya başladı. Haberi alan Bayezid Han, döneminin en meşhur akıncı komutanı Malkoçoğlu Bâli Bey’e derhal Boğdan’a gitmesini ve Prens Stefan’ın ordusunu durdurmasını emretti. Sadık savaşçılarını cehennemin ortasına kadar götürebilecek bir kudrete sahip olan Malkoçoğlu Bali Bey, padişah fermanını alır almaz yorulmak nedir bilmeyen görkemli atına bindi ve çatal yürekli, çelik bilekli akıncılarını da ardına takıp Silistre’den Boğdan’a doğru yola çıktı. 

Adı bile Avrupa’yı dehşete düşüren ünlü akıncı komutanının Boğdan’a girdiğini casuslarından öğrenen Prens Stefan, Leh ve Macar krallarından yardım istedi. İki kral da isteği geri çevirmediler ve askerlerinin bir kısmını Prens Stefan’ın yardımına gönderdiler.  Prens Stefan ordusundaki asker sayısını arttırmak için uğraşırken zorlu dağ geçitlerini aşarak Boğdan’a ulaşan Malkoçoğlu Bali Bey’de boş durmuyordu. Prut nehrinin üzerine köprü kurduran Malkoçoğlu, karşı yakaya geçti ve kendi akıncıları ile köprübaşında kampını kurdu, akıncılarının büyük bir kısmını gözlerden uzakta pusuya yatırdı, tımarlı sipahi kuvvetlerini ise ileri gönderdi. 

Boğdan gözcüleri, Prut nehri kıyısında kampını kuran Malkoçoğlu Bali Bey’in az bir kuvveti olduğunu görünce geri döndüler ve sözlü olarak raporlarını sundular. Bâli Bey’in asker sayısının az olduğunu öğrenince ümitlenen Boğdan ordusu hazırlanıp yola çıktı ve Malkoçoğlu Bâli Bey’in kuvvetlerine ani bir baskın düzenledi. Aslında bu baskını bekleyen ve stratejisini buna göre belirleyen tecrübeli akıncı komutanı Malkoçoğlu, hiç telaş göstermeden yağız atına bindi ve eğitimli savaş atını şaha kaldırdıktan sonra bir avuç akıncısıyla düşman süvarilerinin karşısına dikildi. Prens Stefan’ın askerleri çok kollu yaratıklar gibi savaşan az sayıdaki akıncıyla bir türlü başa çıkamıyordu. Savaş tüm şiddetiyle sürerken sabırla pusuda bekleyen akıncılar, Boğdanlıların hiç beklemediği bir anda aniden ortaya çıktılar ve yeri göğü inleten savaş naraları atarak saldırıya geçtiler. 

Oklar, kargılar havada uçuşuyor, sağa sola savrulan kılıçlar, baltalar, et, kas ve kemiği acımasızca kesip atıyordu. İki arada kalan ve dünyanın en iyi hafif süvarileri olan akıncılar tarafından kısa sürede paramparça edilen Prens Stefan’ın kuvvetlerinden hayatta kalabilenler savaş alanından kaçmaya başladılar. 

Boğdanlılar baskına gelmişler ama baskın yemişler, sağlam bilekli Türk akıncılarının büyük bir beceriyle kullandıkları kesici ve delici silahların karşısında tutunamamışlar, kanlar içinde üst üste Prut nehri kıyısına serilmişlerdi. Ordusunun kılıç artıklarıyla birlikte savaş alanından kaçarak canını zor kurtaran Prens Stefan’ın maneviyatı bir hayli bozulmuştu. Ne yaparsa yapsın Osmanlılarla başa çıkamayacağını yaşayarak öğrenen Boğdan prensi, bu büyük bozgunun ardından Türklerin hâkimiyetine boyun eğmek zorunda kaldı.  

Kader, Malkoçoğlu Bâli Bey ile Boğdan Prensi Stefan’ı yıllar sonra yine karşılaştıracaktı.

1497 Yılında Leh kralı Jan Albert, Osmanlı devletinin himayesindeki Boğdan’a saldırdı. Prens Stefan hemen Osmanlı devletinden yardım istedi. Osmanlı devleti, Prens Stefan’ın yardımına altı yüz asker gönderdi. Prens Stefan ve Türk askerleri Leh kuvvetlerini Suçiova’da çevirip imha ettiler.

1498 yılı ilkbaharıydı. Osmanlı hükümeti, kendi himayelerindeki bir krallığa saldırdığı için Lehistan devletiyle yıllar önce yapılan barış antlaşmasının bir hükmü kalmadığını ileri sürerek Malkoçoğlu Bâli Bey’i kırk bin kişilik bir kuvvetle Lehistan’a yolladı. Silistre’den yola çıkan Malkoçoğlu Bâli Bey ve akıncıları Dinyester nehrinin üzerine kayıklardan bir köprü kurdular ve bu köprüden geçerek Lehistan’a girdiler. Dinyester suyunu geçen Osmanlı kuvvetlerine Boğdan prensi Stefan rehberlik ediyordu. Malkoçoğlu Bâli Bey, Lehistan topraklarında ordusunu yürüyüşe geçirmeden önce küçük oğlu Tur Ali Bey’i öncü çıkardı. Büyük oğlu Ali Bey’i de ardçı bırakıp, devlet ve millet için ölmeye ve öldürmeye hazırlanan tepeden tırnağa silahlı savaşçılarıyla birlikte düşman topraklarında ilerlemeye başladı. Yıldırım gibi hareket eden Malkoçoğlu ve savaşçıları Karkova, Dreşni, Glagori, Cinanca, Gelebanya ve Leh kralının yazlık sarayının bulunduğu Braklav kalelerini fethetti. Leh kralını cezalandırmakla görevlendirilmiş olan Bâli Bey zapt ettiği bu kaleleri yakıp yıktı. Vadiler, şehirler, göller, nehirler aşan Malkoçoğlu, güçlü Radimin kalesini de kuşattı ama kaleyi düşüremedi. Kalenin önünde kalan Bâli Bey, oğlu Tur Ali Bey ve buyruğuna verdiği savaşçılarını Lehistan’ın içlerine doğru akına gönderdi. Malkoçoğlu Tur Ali Bey ve at binmede, ok atmada, kılıç savurmada son drece usta akıncılar Lehistan topraklarında fırtına gibi estiler ve geçtikleri bölgeleri yerle bir ettiler. 

Mevsim geçmek üzereydi ve görev tamamlanmıştı. Oğullarını ve sağa sola akına gönderdiği savaşçılarını Radimin kalesi önünde toplayan Makoçoğlu, Silistre’ye dönüş için hazırlıklara başladı. 

DEVAM EDECEK

KAYNAKLAR

BÜYÜK OSMANLI TARİHİ: Ord. Prof. İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI BÜYÜK OSMANLI TARİHİ: Baron Joseph Von Hammer Purgstall OSMANLI TARİHİ: Alphonse de Lamartıne

 

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22753760