Kültür – San’at Yazıları

Lehistan seferini tamamlayan Bâli Bey, gözcülerini ileri gönderdikten sonra Slistre’ye doğru yola çıktı. Bölgeyi tarayarak Dinyester nehrine ulaşan gözcüler köprünün yıkılmış olduğunu görünce geri döndüler. Bâli Bey maiyetindeki akıncı beylerinden Hasan Bey’i yıkılan köprünün yerine yeni bir köprü kurmakla görevlendirdi. Hasan Bey ve adamları bin bir zorlukla nehrin üzerine yeni bir köprü kurmayı başardılar ve akıncıları karşı kıyıya geçirdiler. 

Dinyester nehrini geçen akıncıları suyun öte yakasında bir sürpriz bekliyordu. Lehistan kralı Jan Albert’in askerleri akıncıların geçmek zorunda kalacağı dar vadide pusuya yatmışlar Bâli Bey ve savaşçılarının dönüş yolunu kapatmışlardı. Bâli Bey’in uyanık öncüleri tuzağı fark ettiler. Dar vadide iki gün iki gece boyunca çok çetin çarpışmalar oldu. Neticede akıncılar bilek gücüyle pusuyu kırdılar ve vadiyi Lehistan askerlerinden temizleyerek yollarına devam ettiler, Akkirman yoluyla Osmanlı topraklarına geri döndüler. 

Boğdan Voyvodası Stefan Çel Mere, bu sefer esnasındaki hizmet ve sadakatinden dolayı samur kürklü hil’at, beylerbeyi rütbesinde olarak iki tuğ iki sancak ve bir de başına giymek üzere yeniçeri orta komutanlarının serpuşu olan kuka denilen tüylü serpuş ile taltif olundu.

Kırım Hanı Mengli Giray’ın, yeniçerilerin ve Rumeli fatihi Türk akıncılarının desteği ile Şehzade Selim 1512 yılı nisan ayında babasını tahtından indirdi ve Osmanlı padişahı oldu. Şehzade Ahmed, kardeşi Selim’in bir oldubitti ile Osmanlı tahtını ele geçirmesini hazmedemedi ve o da Konya da padişahlığını ilan etti. İki başlılığa son vermek isteyen Sultan Selim kardeşinin üzerine efsane akıncı komutanı Malkoçoğlu Bâli Bey’in oğlu Ali Bey’i gönderdi.  Malkoçoğlu Ali Bey’in Konya’ya yürüdüğünü öğrenen Şehzade Ahmed iki oğlunu yardım istemek üzere Şah İsmail’e gönderdi. Malkoçoğlu Ali Bey ve tecrübeli savaşçılarıyla başa çıkamayacağını bilen Şehzade Ahmed,  Konya’yı terk edip Malatya’ya çekildi. Zorlu uğraşlardan sonra Sultan Selim kardeşlerini ortadan kaldırdı ve Osmanlı devletindeki kargaşayı bitirdi. “Ocak 1514” Yavuz Sultan Selim, şehzadeler gailesini iki senede bertaraf ettikten sonra İran seferi için hazırlıklara başladı ve ordunun Bursa Yenişehir ovasında toplanmasını buyurdu.

Yaşamı boyunca devleti ve milleti için durmadan dinlenmeden çalışan Malkoçoğlu Bâli Bey Hakka yürümüş, nöbeti oğulları devralmıştı. Büyük oğlu Ali Bey Sofya sancak beyi, küçük oğlu Tur Ali Bey ise Silistre sancakbeyi olarak hizmete devam ediyorlardı. Malkoçoğulları, Yavuz Sultan Selim’in buyruğunu alınca akıncılarının önüne düştüler ve Yenişehir ovasına ulaştılar. Rumeli kuvvetleri de orduya katıldıktan sonra yürüyüşe geçildi.  Bin türlü açlık ve sıkıntı içinde iki bin beş yüz kilometrelik yolu katedip Çaldıran ovasına ulaşan ordunun askerleri son derece bitkin düşmüştü ama dinlenecek zamanları yoktu.

Şah İsmail askerlerini, Çaldıran Ovası’nın doğu tarafındaki hafif meyilli tepelerin üzerine yerleştirmişti. Bulunduğu yerin her iki yanında da, aşılmaz dağ çıkıntıları olduğundan Osmanlı süvarileri tarafından çevrilme tehlikesi yoktu. 

Şafak sökerken savaş alanına hakim bir çıkıntı üzerine yerleşen Sultan Selim Han elinin bir hareketi ile Osmanlı süvarilerini harekete geçirdi. Osmanlı kuvvetleri, ovaya tepelerden akan bir demir yığını gibi indiler. Atların toynaklarından kalkan toz bulutları dağılmadan kırmızı üniformaları ile Azaplar’da ovaya indiler. Sağında yeşil bayrakların dalgalandığı sipahileri, solunda al bayraklar arasında silahtarları ve arkasında muhafız alayı bulunan Yavuz Sultan Selim Han’da tepeden indi ve er

meydanına girdi. Ordusunu savaş düzenine sokmaya çalışan Sultan Selim bir padişahtan çok bir general gibi hareket ediyor, ovada bir birlikten ötekine at koşturarak gerekli buyrukları veriyordu.

Demir zincirlerle birbirine bağlanmış toplar Osmanlı ordusunun her iki ucuna yerleştirildi ve namluları düşmana doğru çevrildi. Uzun yürüyüşün getirdiği gıda eksikliği ve yorgunluktan bitkin düşmüş yüz yirmi bin Türk savaşçısı sinirleri gerilmiş olarak Yavuz Sultan Selim’in işaretini beklemeye başladılar. İşaret verilince Azaplar, hareket etmeden saldırıyı bekleyen Safevi merkezine doğru bir bütün halinde hızla ilerlediler. Aynı anda Osmanlı topları hep birlikte Safevi süvarilerinin üzerine gürledi. Ova bir anda at ve insan cesetleriyle doldu. 

Top atışları kesilince Şah İsmail on bin seçkin süvarisi ile ileri atıldı. Savaş alanında Şah İsmail’i Silistre sancakbeyi Malkoçoğlu Tur Ali Bey karşıladı ve Rumeli fatihi Türk akıncıları ile Safevi süvarileri arasında korkunç bir çarpışma başladı. Akıncılarının önünde çarpışan Malkoçoğlu Tur Ali Bey, önüne çıkan Safevi süvarilerini birer birer devirerek Şah İsmail’e doğru ilerlemeye başladı. Bu sırada birkaç küçük yara aldı ama durmadı. Şah İsmail’in süvarileri, eğri kılıcı Azrail’in tırpanı gibi çalışan Malkoçoğlu Tur Ali Bey’in önüne kesmeye kalktılar ama korkunç kararlı akıncı komutanını durduramadılar. Tepeden tırnağa kana bulanmış akıncı komutanı, Şah İsmail’e ulaşmayı başarmış ama yorgunluktan da tükenmişti. Şah İsmail, canını almaya hazırlanan yaralı ve yorgun akıncı komutanının üzerine doğru atını sürdü. İki usta silahşör vuruşmaya başladılar. Şah İsmail, kan kaybından dolayı güçten düşen Malkoçoğlu Tur Ali Bey’i kısa bir çarpışmanın ardından Çaldıran ovasında şehit etti.

Küçük kardeşi Tur Ali Bey’in şehit düştüğü haberini alan Malkoçoğlu Ali Bey görkemli atını acımasızca topukladı, pervasızca Safevi kuvvetlerinin arasına daldı ve kimsenin başa çıkamayacağı bir hiddetle saldırıya geçti. Yüzünde merhametten eser olmayan Malkoçoğlu Ali Bey, dönüyor, biçiyor, hiç durmadan aynı şeyi tekrarlıyor, kuru otların üzerine kanlar fışkırıyordu. Çok sevdiği kardeşinin ölümünü duyunca aklı başından giden ve akıncılarından uzaklaşarak Safevi kuvvetlerinin arasında bir başına kalan Malkoçoğlu Ali Bey kanının son damlasına kadar savaşmaya devam etti ve Safevi kılıçlarının altında şehit oldu.

Aynı saatlerde Şah İsmail de bir kurşunla yaralanıp atının ayakları dibine yuvarlandı. Askerlerinden biri Şah İsmail’i yerden kaldırdı ve atının terkisine aldı. Safevi ordusu artık tükenmişti. Bozuldular ve başta, kanlar içindeki Şahları olduğu halde kan kesmiş savaş alanından Tebriz’e doğru kaçmaya başladılar.

Osmanlı ordusu Çaldıran Ovasında büyük bir zafer kazanmış ama yeri doldurulamaz iki akıncı komutanını da kaybetmişti.

KAYNAKLAR

BÜYÜK OSMANLI TARİHİ: Ord. Prof. İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI
BÜYÜK OSMANLI TARİHİ: Baron Joseph Von Hammer Purgstall
OSMANLI TARİHİ: Alphonse de Lamartıne

 

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

20708661