Kültür – San’at Yazıları

Hasan ERDEM

“M.S. 395 – 398 yılları arasında Bizans (Doğu Roma İmparatorluğu) egemenliğindeki Anadolu’ya Hun Türklerinin yaptığı akınlardan sonra Anadolu’ya ikinci Türk akınını İtil, Don ve Kuban ırmaklarının arasında kalan araziye yerleşen ve 515 yılında bağımsız bir devlet kuran Sabar Türkleri gerçekleştirdi. Bağımsızlıklarını kazanana kadar Hunlara tabii olarak yaşayan Sabarlar tarih sahnesinde kaldıkları süre içinde Karadeniz’in kuzeyinde ve Kafkaslarda mühim rol oynadılar.

O çağda Bizans-Sasanî savaşları tüm hızıyla devam ediyordu. Coğrafî konumları dolayısıyla Bizans İmparatorluğu ve Sasanî devletleriyle komşu olan Sabarlar, bu karışıklıktan faydalanmak istediler ve bir süre sonra tehlikeli komşuları Bizans’a karşı Sasanî devletiyle ittifak kurdular, birlikte Bizans’a karşı mücadelelere giriştiler. Bu dönemde Bizanslıları yenilgiye uğratan Sabarlar, hükümdarları Balak komutasında ilerlediler ve Kafkasların güneyindeki Bizans topraklarını istila ettiler. Kafkasların güneyindeki topraklarla yetinmeyip ileri harekâtını sürdüren Sabar akıncıları yüce dağları aştılar, Anadolu’ya girdiler ve Kayseri, Konya, Ankara yörelerini vurduktan sonra pek çok ganimet ele geçirdiler. (516)

Hun ve Sabar Türklerinden sonra Anadolu’ya üçüncü Türk girişini 8. Yüzyıldan itibaren Müslümanlığı kabul etmiş olan ve Abbasiler için savaşan Türkler gerçekleştirdiler.

Bizans egemenliğinde bulunan Suriye ve Elcezire İslâm orduları tarafından fethedildikten sonra Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da fethedildi. Ama kaybettiği toprakları geri almak isteyen Bizans ile İslâm orduları arasındaki savaşlar Tarsus, Malatya, Erzurum hattında devam etti.

Üç bölgede savaşan İslâm ordularının komutanları uçları kontrollerinde tutabilmek için Türkistan, Harizm ve Horosan’dan gönüllü gelen çok sayıda Müslüman Türkü bu bölgelere yerleştirdiler. Daha sonra İran ve Sogd ve diğer milletlerin gönüllülerinin de gelmesiyle bu askeri bölgelerde bir anda ticaret arttı, geniş çapta ziraat yapılmaya başlandı. Böylece bölgedeki şehirler zenginleşti ve halkın refah düzeyi çoğaldı, ardından bu şehirlerde pek çok medreseler kuruldu.

Halife Mütevekkil (847 – 861 ) döneminde halifelik ordusunun çoğunluğunu Türk savaşçılar oluşturuyordu. Neticede Suriye, Elcezire ve Doğu Anadolu askeri bölgelerinin yönetimi de Türk komutanlara verildi.

Bu komutanların belli başlılarının adları şöyledir.

Vasîfet Türkî

Karinoğlu Fazl

Ferecet Türkî

Amaçur et Türkî

Bilgeçur

Halef

Toganoğlu Ahmet

Yazman

Kayıoğlu Ahmet

Burduoğlu Rüstem

Munis

Busr Afşinî

Ebu Sabit et Türkî

Ferganalı Halef

Genellikle Suriye ucunun merkezi olan Tarsus’ta oturan bu Türk komutanlar yılda iki defa Bizans topraklarında akınlara girişiyorlardı. Biri yazın, diğeri kışın yapılan bu gazalar sonucunda Sivas, Niksar, Şarkikarahisar, Amasya, Çankırı, Ankara, Eskişehir ve hatta Bergama’ya kadar uzanan bölgelerde bulunan Bizans şehir ve kaleleri Türk İslam savaşçıları tarafından büyük tahribata uğratıldılar.

Uçlardaki Türk asıllı İslâm savaşçılarıyla başa çıkamayan Bizanslılar, onlara aynı şekilde karşılık vermek için benzer bir askeri teşkilat kurdular ve İslâm topraklarına yağma ve tahrip akınlarına giriştiler. Bu mücadeleler uzun yıllar boyunca sürüp gitti.

  1. asırda artık İslâm kavimleri hayatiyetini kaybettiği ve siyasi, dini ve içtimai mücadeleler İslâm dünyasını büyük bir buhrana sürüklediği için Bizanslılar bu durumdan faydalanmak istediler ve derhal müdafaadan taarruza geçtiler. Bizans saldırıları gitgide çoğalmaya başlamış, İslâm bölgelerini istila ve hatta Halifelik merkezlerini bile tehdit eder olmuştu. Türk mücahitlerinin oluşturduğu uç bölgelerdeki İslâm kuvvetleri 10. Yüzyılın ikinci yarısında buralardan çekilmek zorunda kaldılar.

Böylece Müslüman Türk gazilerinin küffar Bizans’a karşı Anadolu’da sürdürdükleri gazalar sona ermiş oldu. Sonuç olarak üç yüz yıl boyunca Anadolu’da ki Bizans topraklarına yapılan bu gaza hareketleri, bölgedeki şehir ve kalelerin geniş çapta harap olmasına sebep olmuş ve Anadolu’da ki Bizans savunmasına ağır darbeler indirilmişti.

İşte o yıllarda Karahanlı ve Gazneli devletlerinin baskısı altındaki Selçuklu Türkleri yaşamlarını cehenneme çeviren güç şartlardan kurtulabilmek için kendilerine bir yurt arama ve edinme zorunluluğu duymaya başlamışlardı.

Fakat bu yurt neresi olabilirdi? Selçuklular, uzun yıllar Bizans’a karşı gaza yapmış olan Türk savaşçıların anlattıklarından Anadolu’nun bereketli topraklarını hiç görmeden çok iyi bilir olmuştu.

Selçuklu ileri gelenleri, vaktiyle soydaşlarının mücadelelerde bulundukları Anadolu’ya ileride yurt edinme amacıyla, bir keşif seferi yapılmasını kararlaştırdılar. Bu keşif seferinin komutanlığına Tuğrul Bey’in kardeşi Çağrı Bey’i seçtiler. Komşu devletlerin baskılarından bunalan Tuğrul Bey ailesi ile birlikte ulaşılması güç uzak çöllere çekilirken Çağrı Bey ise ölümle yüzleşmeye hazır üç bin Türk atlısı ile Maveraünnehr’den Anadolu’ya doğru yola çıktı.

Gazneli devletinin yönetiminde bulunan Horasan’a ulaşan Çağrı Bey’in kuvvetlerine daha önceleri buralara yerleşmiş olan Türkmen (Oğuzlar) savaşçılarının bir kısmı da gönüllü katıldılar. Bunu haber alan Horasan valisi Arslan Cazip askerlerinin önüne düşüp peşlerine takıldı ama Çağrı Bey ve atlıları yıldırım hızıyla bölgeden çıktılar ve Zağnos dağlarının doğu bölgesine girip Arslan Cazip’in takibinden kurtulmayı başardılar.

Dağ tepelerinin yeşil yamaçlarını aşan, çamların kümelendiği vadilerden geçen Çağrı Bey ve savaşçıları Azerbeycan yoluyla Doğu Anadolu topraklarına girdiler. Burada uzun süre kalmayan Çağrı Bey komutasındaki Türk atlıları Bizans egemenliğinde bulunan Doğu Anadolu sınırlarını aştılar ve Van Gölü havzasına indiler.

Anadolu’ya giren Türk atlılarını ilk defa Bizans kuvvetleriyle çarpışırken gören Ermeni kaynaklarının belirttiğine göre “Mızrak, ok ve yaydan oluşan silahları çekili, beli kemerli, uzun ve örülü saçlı, rüzgâr gibi uçan Türk atlıları” karşısında Bizans komutanı Senekerim’in gönderdiği kuvvetler üzerlerine yağmur gibi atılan oklara dayanamayıp kesin bir yenilgiye uğradılar. Bu amansız vuruşmanın ardından Van Gölü havzasının büyük bir kesimi Türk kuvvetlerinin kontrolü altına girdi. Çağrı Bey ve atlıları kuzeye yöneldiler ve Nahçıvan’a girdiler. Bizans komutanı Liparit, Çağrı Bey’in atlılarıyla savaşmayı göze alamayıp bölgeden çekilince bu kesim de kolayca Çağrı Bey’in denetimine girmiş oldu.

Yürüyüşünü sürdüren Çağrı Bey ve atlıları Dovin şehrinin güneyindeki Nik topraklarında Beçni kalesinin Bizanslı komutanı Vaslak Pahlavuni’nin kuvvetleriyle karşılaştılar. Burada Türk atlılarını durdurmak isteyen Bizans kuvvetleri büyük bir yenilgiye uğradı, komutanları kaçmak isterken Türk savaşçıları tarafından yakalanıp öldürüldü.

Keşif harekâtını başarıyla tamamlayan Çağrı Bey, ele geçirdiği bölgeleri komutasındaki altı bin atlı ile elinde tutamayacağını çok iyi bildiği için geldiği yoldan Maveraünnehr’e geri döndü ve kardeşi Tuğrul Bey ile buluştu.

Çağrı Bey, devlet kurmak için mücadele etmeye devam eden kardeşi Tuğrul Bey’e yaptığı keşif seferiyle ilgili detaylı bilgi verdi ve “Biz, buradaki güçlü devletlerle mücadele edemeyiz, ancak Horasan, Azerbeycan ve Doğu Anadolu’ya gidip oralarda hükümran olabiliriz. Çünkü ben bu keşif harekâtı sırasında oralarda bize karşı koyabilecek hiçbir kuvvete rastlamadım” dedi.

Not 1: Makedon Hanedanı ( 867 – 1056 ) Bizans tahtını ele geçirince uçlarda yapılan mücadeleler de şiddetini arttırdı. Bu dönemde İslâm mücahitleri saldırılarına bir son verip savunmaya geçmek zorunda kaldılar.

Not 2: 11. yüzyılda Selçuklu Türklerinin Anadolu’nun bir Türk yurdu haline getirilmesini sağlayan fetih hareketlerine girişmelerinden çok önceleri, İslâm ordusunda savaşan Türk komutanları ve Türk mücahitleri, aynı topraklarda, aynı düşmana karşı zorlu mücadeleler vermişlerdi. Böylece uçlarda görev yapan Türk gaziler, yıllar yıllar önce Selçuklu Türklerinin fetihlerine öncülük etmiş, yollarını temizlemiş ve işlerini kolaylaştırmışlardı.

Not 3: Çağrı Bey’in bu harekâtını haber alan ve bu sıralarda Hindistan’da fetihler yapmakta olan Gazne Sultanı Mahmud, Çağrı Bey’in topraklarından geçişine engel olamayan Horasan valisi Arslan Cazip’e son derece kızarak onu şiddetle azarlamıştır.

Not 4: Olaylar Çağrı Bey’in düşündüğü biçimde gelişmiş, Horasan’da Selçuklu devleti kurulmuş, fetihler batıya doğru yapılmış ve Anadolu’nun bir Türk yurdu haline getirilmesi gibi mutlu bir tarihi sonuç elde edilmiştir.

Kaynaklar

TÜRKİYE TARİHİ: Prof. Dr. Yaşar Yücel – Prof. Dr. Ali Sevim

SELÇUKLULAR TARİHİ ARAŞTIRMALARI: Prof. Dr. Osman Turan

 

 

 

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

20687187