Kültür – San’at Yazıları

Hasan ERDEM

Suriye ve Filistin’in büyük bir bölümü ile dünyanın en eski şehirlerinden olan Kudüs’ü fetheden ve bu başarıları sebebiyle Melikülmuazzam diye anılan Uvakoğlu Atsız, Alp Arslan’ın eniştesi Erbasan’ın yanında bulunan Türkmen beylerindendir.

Alp Arslan’ın kızkardeşi Gevher Hatun, Yabgulu Türkmenlerinin beyi olan Erbasan ile evli idi. Erbasan, Selçuklu Sultanı ile anlaşmazlığa düşüp isyan etti ve bir süre sonra da ailesi ve bazı yakınları ile birlikte Bizans’a sığındı. Bizans İmparatoru Diogones, Erbasan’ı bir devlet başkanı imiş gibi, çok parlak törenlerle karşılayıp ülkesine kabul etti.

Oğuzların Kınık boyundan olan Atsız Bey ise Kurlu Bey ve Şöklü Bey ile birlikte 1069 yılında Mısır Fatımilerinin egemenliği altındaki Filistin’e geldi. Kurlu Bey yoldaşı Atsız Bey’in desteği ile bölgeyi yıldırım hızıyla çiğneyip, kısa bir süre içinde başkenti Remle olan Büyük Selçuklu Devleti’ne bağımlı bir Türkmen Devleti kurmayı başardı.

Fethedilen Taberiye topraklarına Türkmen kitleleri yerleştirilmeye başlanınca ve Türk akınları hız kesmeden sürdürülünce Suriye ve Filistin’deki Fatımi hâkimiyeti de çökmeye başladı. Akınlarını sürdüren Kurlu Bey, 1071 yılında Dımaşk (Şam) ve civarındaki köyleri fethettikten sonra Fatımi yönetimindeki şehri kuşattı. Dımaşk’tan sonra Akkâ’yı da kuşatıp sıkıştırmaya başlayan Kurlu Bey bu şehirleri savunucularının elinden alamadan öldü. Atsız Bey, kuşatmaları bir süre daha sürdürdü ama şehirleri düşüremeyince kuvvetleriyle birlikte başkent Remle’ye geri döndü.

Kurlu Bey’in beklenmedik ölümünden sonra Filistin Türkmen Beyliği’nin başına Uvakoğlu Atsız Bey geçti. İşine dört elle sarılan Atsız Bey, yeni bir ruh ve bilinçle bölgedeki askeri harekâtını sürdürdü, yenilmez süvarileri ile birlikte Fatımi topraklarında attan ve demirden oluşan bir fırtına kopardı ve kısa sürede bölgedeki Mısır Fatımi egemenliğini sona erdirdi.

Verimsiz Filistin topraklarına yerleşen kalabalık Türkmen kitleleri bir süre sonra ekonomik zorluklar çekmeye başlamıştı. Sorumluluğundaki Türkmenlerin yaşam koşullarını iyileştirmek, ekonomik hayatı geliştirmek, halkını refah ve mutluluğa kavuşturmak isteyen Emir Atsız, siyasi, sosyal ve ekonomik çöküntü içindeki Mısır Fatımi Devleti’ne karşı üstünlüğün kendilerinde olduğunu çok iyi bildiği için devletinin sınırlarını genişletmeye karar verdi. Silahlarını kuşanan Emir Atsız savaşçılarının önüne düşüp Filistin’in merkezi konumundaki Kudüs’ün üzerine yürüdü ve kenti kuşattı. Atsız Bey’in kuşattığı Fatımilerin yönetimindeki Kudüs, Türk asıllı bir vali tarafından yönetiliyordu.

Üç semavi dinin merkezi olan kutsal Kudüs şehrini kılıçlar kınından çıkmadan, oklar, kargılar havada uçuşmadan, kan dökmeden, can yakmadan fethetmek isteyen Emir Atsız, valiye bir mektup yazdı. Mektubunda “Bu kutsal şehre karşı savaşmamı Tanrı doğru bulmaz; ancak şehrin kan dökülmeden teslimi halinde Abbasi Halifeliği ve Selçuklu sultanları adlarına hutbe okutacağım” diye yazan Emir Atsız, mektubunun cevabını beklemeye başladı.

Mektubu alınca ne yapacağını, nasıl hareket edeceğini şaşıran vali, Atsız Bey’in savaşçı ünü ile önünde durulamayan, bileği bükülemeyen Türkmen savaşçılarından çekindiği için şehri teslim etmeye karar verdi, Atsız Bey’e cevabi mektubunu gönderdi. “Ben de sizler gibi Türküm. Şehri size karşı asla savunmayacağım; ancak bana, hayatım, ailem ve servetim hususunda güvence verilirse şehri derhal teslim eder ve sizin hizmetinize girerim” diye yazdı.

Kudüs’ün Türk asıllı Fatımi valisine karşı cömert davranan Atsız Bey, valinin isteklerini kabul ettiği gibi, kenti teslim aldıktan sonra bazı yerlerin yönetimini de kendisine dirlik olarak vereceğini bildirdi. İstediği güvenceleri alan vali şehrin kapılarını Türkmen savaşçılarına açtırdı.

Anlaşmanın ardından ordusunun başında kente giren Atsız Bey, tellallarını sokaklara saldı ve “Halka asla dokunulmayacağını” ilan ettirdi. Bununla da yetinmeyen Atsız Bey, askerlerinin yağma ve talana girişmesine izin vermediği gibi halkı yağmadan korumak için kentin her yerine muhafızlar dikti. Hemen o gün kentin camilerinde Abbasi Halifeliği ve Selçuklu Sultanlığı adlarına hutbe okundu. (1071)

Kudüs halkı, Atsız Bey’in kendilerine karşı gösterdiği bu adil ve iyi davranışlarından çok memnun kalmıştı. Emir Atsız, Büyük Selçuklu Devletine bağımlı olarak geliştirdiği Filistin Türkmen Beyliği’nin başkentini Remle’den Kudüs’e nakletti.

Atsız Bey’e bağlı Emirlerden Şöklü Bey kıyı bölgelerinde fetihlerini sürdürürken kuşattığı Akka’yı fethetti. Akka’nın fethini öğrenen Atsız Bey, Şöklü Bey’e bir ulak göndererek kendisini Akka Valisi olarak atadığını, ele geçirdiği hazinelerin yarısını kendisine göndermesini bildirdi. Fakat Akka’yı fethettikten sonra burada bağımsız bir beylik kurma sevdasına kapılan Şöklü Bey, buyruğu altında bulunduğu Atsız’ın isteklerini reddettiği gibi ona karşı çok sert bir tutum aldı. Geride kalan yıllar içinde, aynı amaç için omuz omuza kanlı savaşlara girmiş olan iki eski silah arkadaşı arasında çatışma kaçınılmaz olmuştu.

Hiç yılgınlık göstermeyen Atsız ile asi Şöklü arasında yapılan savaşta kesin bir sonuç alınamamıştı. Atsız’a karşı başlattığı mücadeleyi sürdürmek isteyen Şöklü, Anadolu’da fetihler yapan Kutalmışoğullarına bir mektup yazdı ve mektubunda “Sen Selçuklulardan ve hükümdar hanedanındansın, sana itaat edip hizmetinde bulunursak bundan iftihar eder ve şeref duyarız. Atsız hükümdar soyundan olmadığı için ona tabi olmaya razı değiliz” diyerek onlardan birini Filistin’e davet etti.

Şöklü’nün girişimlerini yakından izleyen Atsız bütün kuvvetleriyle Şöklü ve müttefiklerinin üzerine yürüdü. 1075 yılında Taberiye’de yapılan savaşı Atsız Bey kazandı, mağrur Şöklü ve oğlu öldürüldü, babası ve küçük oğlu Mısır’a kaçtı. Atsız, savaşın ardından Selçuklu Sultanı Melikşah’a bir ulak gönderip tutsaklar arasında bulunan Kutalmışoğullarını ne yapması gerektiğini sordu.

Kardeşlerinin Atsız’a esir düştüğünü öğrenen Kutalmışoğlu Süleymanşah, Anadolu’daki fetihlerine ara verip Suriye’ye indi ve Humus’a kadar ilerledi, buradan Atsız’a bir ulak gönderip “Tutsak kardeşlerini ve amcaoğlunu derhal serbest bırakıp kendisine göndermesini” bildirdi. Atsız ise “Melikşah’dan gelecek buyruk ve talimatı bekliyorum” diyerek Süleymanşah’ın isteğini yerine getirmedi. Bir süre sonra Melikşah’ın buyruğu eline ulaşan Atsız, soylu tutsaklarını Bağdat askeri valisi Aytekin’e yolladı, o da Kutalmışoğullarını başkent İsfahan’a gönderip Melikşah’a teslim etti.

İç savaştan sonra Emir Atsız ve kardeşi Çavlı Bey bölgedeki fetihlerine devam ettiler ve Trablusşam’ı topraklarına kattılar. O günlerde Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah, veziri Nizamülmülk’ün karşı çıkmasına rağmen Emir Atsız’ı görevden alıp, yerine, kardeşi Tutuş’u atamaya karar verdi.

Sultanın bu kararını öğrenen Atsız, Melikşah’a bir mektup gönderdi ve “Ben, tek başıma fethe çalıştığım bu ülkede, sultanın söz dinler bir vekili ve hizmet edicisiyim. Sürdürmekte olduğum fetihler dolayısıyla sultandan şimdiye kadar herhangi bir yardım istemedim. Fethettiğim memleketlerde, sultan adına hutbe okutuyor, yüklendiğim vergiyi ödüyor, ayrıca elverdiği ölçüde hazineye mal ve para göndermekten geri kalmıyorum. Sultanın, benim yerime Tutuş’u atama kararında olduğunu öğrendim. Şimdiye değin bütün düşmanlara karşı başarılar kazanmışken benim görevden uzaklaştırılmamı gerektiren şey nedir?” diye sorduktan sonra “görevden alınmasının sebepsiz olduğunu” belirtti.

Atsız’ın mektubunu okuyunca onu haklı bulan Melikşah, vezir Nizamülmülk’ün de telkinleriyle Atsız’ı görevinde bıraktı. Melikşah, Atsız’ın kırılan gönlünü onarmak için ona özel bir hil’at, külâh, at, kılıç ve kalkan gönderdi.

Atsız’ın yıllardır kuşatma altında tuttuğu ama bir türlü düşüremediği Dımaşk’ta zayıf da olsa bir Fatımi egemenliği sürmekte idi. Atsız, Mayıs 1075’de bütün kuvvetleriyle şehri kuşatıp sıkıştırmaya başladı ve sonunda Kudüs gibi orayı da kan dökülmeden fethettikten sonra devletinin başkentini Kudüs’ten Dımaşk’a nakletti.

Fetihlerini sürdüren Emir Atsız gözünü Mısır’a dikmişti. Mısır’ın fethi için Atsız’ın askeri hazırlıklara başladığı günlerde Türk Emirlerinden İldenizoğlu, bir miktar asker ve hazinesiyle, Fatımi veziri Bedrülcemali’nin izlemesinden kaçarak Atsız’a katıldı. Mısır seferine çıkan Emir Atsız, İldenizoğlu’nun tavsiyesi ile Rif şehrini kuşatıp fethetmeyi başardı. İlerleyişini sürdüren Atsız 1077 yılı Ocak ayında Kahire yakınlarında göründü. Fatımi veziri Bedrülcemali, Atsız’ın ordugâhına bir baskın düzenledi ama başarılı olamayıp yenilgiye uğradı, askerleri Türkmen kılıçları altında can verdi.

Korku ve endişeye kapılan Kahire halkı, ordusunun yenilgisi halinde İskenderiye’ye kaçmayı düşünen halifenin sarayının önünde toplanıp bir gösteri yaptı ve “Halifeden acele önlemler almasını” istediler. Tepkilerin artması üzerine saraydan bir açıklama yapıldı ve halka “Halifenin asla Kahire’den ayrılmayacağı, eski kitaplarda, doğudan gelen hiçbir kavmin Mısır’ı alamayacağının yazılı olduğu, zaferin kesinlikle kazanılacağı” duyurularak Kahire halkı rahatladıldı.

Açıklamanın ardından vezir Bedrülcamali, Sudanlı askerlerinde katıldığı büyük bir ordu ile Atsız’ın üzerine yöneldi. İki ordu arasında Kahire önlerinde çatışmalar sürerken, daha önce Mısır’a sığınmış olan Şöklü Bey’in babasının girişimleriyle yedi yüz Türkmen savaşçısı Fatımilerin tarafına geçti. Sayıları azalan Atsız’ın kuvvetleri çarpışa çarpışa geri çekilirken düşman kuvvetleri Selçuklu ordugâhını ateşe verdiler. Savaş düzeni bozulan Selçuklu askerleri öldürüldü, ordugâhtaki ağırlıklar düşmanın eline geçti. Emir Atsız ile bazı komutanlar savaş alanından kaçarak canlarını kurtardılar.

Kahire bozgunundan sonra Filistin ve Suriye’nin birçok bölgesinde isyanlar başladı. Atsız bu kalkışmayı kanla bastırdı ve isyancıları ağır bir şekilde cezalandırdı. Kendisinden uzun süredir bir haber alamadığı Atsız’ın Kahire savaşında şehit olduğunu düşünen Melikşah, kardeşi Tutuş’u Suriye ve Filistin devletinin başına atadı. Bunu haber alan Emir Atsız, sultana özel bir mektup gönderdi. Gerçeği öğrenen Melikşah, Suriye’ye yönelmiş olan kardeşine yeni bir buyruk göndererek “Atsız’ın yönetimindeki topraklara girmemesini, Halep yörelerinde faaliyette bulunmasını” bildirdi.

1079 Yılı, Ekim ayında, Nasruddevle’nin kumandasında bir Fatımi ordusu Dımaşk’ı kuşattı. Emir Atsız Arap, Türkmen ve Berberi kuvvetlerin yer aldığı kalabalık Fatımi ordusu karşısında şehri savunmakta zorlandığı için Haleb’i kuşatan Tutuş’a bir ulak gönderdi ve yardımına gelirse Dımaşk’ı ona teslim edeceğini bildirdi. Tutuş, Haleb kuşatmasını kaldırıp askerlerinin önüne düştü ve Dımaşk üzerine yürüdü. Tutuş’un ordusu şehre yaklaşınca Fatımi ordusu şehrin önünden ayrıldı ve Mısır’a çekildi. Tutuş kendisini karşılayan Atsız ile birlikte şehre girdi.

Tutuş’u yardıma çağırdığına pişman olan Atsız, şehri sultanın kardeşine teslim etmemek için bazı girişimlere başlayınca Tutuş, sözünde durmayan Emir Atsız’ı tutuklattı ve yayının kirişiyle boğdurarak öldürttü, Suriye ve Filistin Selçuklu Devleti’nin yönetimini ele geçirdi.

Öldürülen Emir Atsız’ın açılan hazinesinde on bin altın, iki yüz altın işlemeli eyer ve çok değerli taşlar bulundu.

Not 1: Tarihte Bizans’a sığınan ilk Selçuklu şehzadesi Erbasan’dır.

Not 2: Kutalmış’ın bilinen çocukları Mansur, Süleyman, Alpilik ve Devlet’tir.

Not 3: Selçuklu İmparatorluğu’nun büyük, değerli ve tecrübeli emirlerinden olan Atsız Bey, yönetimindeki toprakların halkına daima adil davranmış, ağır vergileri azaltmış, geniş imar faaliyetlerinde bulunmuş ve halkının mutluluğu için çok çaba harcamıştır

KAYNAKLAR

SELÇUKLU TARİHİ ARAŞTIRMALARI: Prof. Dr. Osman TURAN

ÜNLÜ SELÇUKLU KOMUTANLARI: Ali SEVİM

TÜRKİYE TARİHİ: Prof. Dr. Yaşar YÜCEL – Prof. Dr. Ali SEVİM

.

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

20708470