Kültür – San’at Yazıları

Hasan ERDEM

Batı Hristiyanlığının ruhani efendisi ve hâkimi Papa Urbanus 1095 yılı başında batı kilisesi temsilcilerine bir çağrıda bulundu ve Mart ayı içinde Piacenza’da toplanmalarını istedi. Papa’nın çağrısına uyarak Konsile katılanların arasında Bizans İmparatoru Aleksios’un elçileri de vardı.

Asker sıkıntısı çeken ve paralı asker bulmak için Avrupa’ya giden Bizans İmparatorunun elçileri söz sırası kendilerine gelince doğu Hristiyanlarının çektiklerini uzun uzun anlattılar. Elçiler, kilise temsilcilerine Anadolu’da süren Türkmen istilası durdurulamaz ise yakın bir gelecekte Hristiyan hacılar için Anadolu yolu ile Kudüs’e seyahatin imkânsız olacağını da belirttiler, Papa’dan kendilerine yardım edilmesini rica ettiler.

Bizans elçileri konuşurken Papa Urbanus’un gözleri önünde kutsal bir savaş canlanmaya başlamıştı. Konsil dağıldıktan sonra Urbanus doğu sorunu üzerinde bir hayli kafa yordu ve kendince bir plan geliştirdi.  Kimselerle paylaşmadığı geniş kapsamlı planını uygulamak isteyen Papa 1095 yılı yazında Fransa’ya gitti, Fransa ve komşu ülkelerin piskoposlarına mektuplar yazarak, onlardan Kasım ayında Clermont’da kendisiyle buluşmalarını istedi.

Üç yüzü aşkın kilise mensubunun katıldığı Clermont konsili 18 – 28 Kasım 1095 yılında toplandı. Birçok kararların alındığı toplantıda Papa 27 Kasım Salı günü halka açık bir toplantı yapacağını ve çok önemli bir duyuru yapacağını bildirdi. O gün papanın tahtı şehrin doğu kapısı önündeki bir meydanda, tahtadan yapılmış bir kürsünün üzerine konuldu.  Urbanus tahtından ayağa kalktı ve etrafını saran kalabalığa ateşli ve heyecanlı bir konuşma yaptı.

Urbanus, Doğu Hristiyanlarının, Anadolu’yu fetheden ve ülkelerinin kalbine doğru fetih hareketlerini sürdüren Selçuklu Türklerine karşı kendisinden yardım rica ettiğini söyledi.  Doğudaki din kardeşlerine yardım etmelerinin zorunluluğunu uzun uzun anlatan Urbanus ardından sözü Kudüs’ün kendine özgü kutsallığına getirdi ve oraya giden hacıların zorlu yolculukları sırasında çektiklerini de tasvir ederek karanlık bir tablo çizmeyi ihmal etmedi. Ateşli konuşmasıyla dinleyicileri etkisi altına alan Urbanus bir çağrıda bulundu ve Batı Hristiyan âlemini doğudaki kardeşlerini Müslüman Türklerin baskısından kurtarmak için yola çıkmaya davet etti.

Heyecanlı konuşması “Desus le volt!” (Tanrı böyle istiyor!) haykırışlarıyla kesilen papa ateşli nutkunu sürdürdü ve batıdaki zenginler ile fakirlerin birbirlerini öldürmeyi bırakıp hemen yola dökülmesini istedi. Bu kutsal savaş sırasında Tanrı onlara rehber olacak ve savaşta hayatını kaybedenlerin günahları affolunacaktı. Kimse tereddüt etmemeli, herkes yaz başlangıcında hareket etmek üzere hazırlanmalıydı. Kutsal savaşta ölen insanları Tanrı’nın dostları sıfatıyla cennette sevinç dolu sonsuz bir hayat beklemekteydi.

Papa konuşmasını tamamlayınca, Le Puy piskoposu makamından fırlayıp papanın ayakları dibine çöktü ve bu kutsal sefere katılmak için ondan izin istedi. Piskoposun ardından meydanda toplanmış olan yüzlerce kişi papalık tahtına doğru koştular, diz çöktüler ve hep bir ağızdan bu sefere katılmak istediklerini söylediler. Meydanı dolduran kalabalığın şevk ve heyecanı papanın beklediğinden de büyüktü. Ayağa kalkan Urbanus, halkı takdis etti ve dinleyicilerine evlerine dönmelerini emretti.

Halk meydandan ayrıldıktan sonra Urbanus piskoposlarla bir toplantı yaptı. Bu toplantıda alınan kararlara göre kutsal savaşa katılan herkesin günahları affedilecek, sefere katılacak olanların bütün mülkleri, onların yokluğunda mahalli piskoposların sorumluluğunda, kilisenin himayesinde olacaktı. Savaşa katılanların kıyafetlerine kırmızı bezden yapılmış bir haç işareti takılacak, haçı kabul edenler piskoposların önünde and içecek, yola çıkıldıktan sonra geri dönenler ise aforoz edilecekti.

İhtiyar ve sakatlar bu sefere katılamayacak, sağlam olan gönüllüler de bağlı oldukları papaza sormadan sefere çıkamayacaktı. İnançsızlardan kurtarılacak şehirlerde, köylerde, önceden doğu kiliselerinin elinde bulunan mallar, mülkler onlara geri verilecekti.

Sefer kilisenin emrinde olacağı için seferin başında bir kilise adamının bulunması gerekiyordu. Konsil ittifakla bu işe Le Puy piskoposunun tayinine, Meryem’in göğe uçuş günü olan 15 Ağustos tarihinde yola çıkılmasına ve Avrupa’nın değişik ülkelerinden yürüyüşe geçen orduların Konstantinoplolis’de bir araya gelmesine karar verdi.

Clermont’dan ayrılan Urbanus İtalya’ya döndüğünde planının başarıya ulaşacağından emindi. Çağrısına şevk ve heyecan ile uyulmakta, İtalya ve Fransa’nın dışında İskoçya, Danimarka ve İspanya’dan da birçok kimse haçlı yemini etmek için koşarak gelmekteydi.

Haçlı seferi için halka çağrıda bulunan gezgin vaizlerin en etkilisi Pierre L’Hermite idi. Vaaz seyahatine Berry dükalığından başlatan keşiş Pierre, Köln’e vardığında maiyetinde on beş bin kişiden fazla insan vardı. Pierre L’ Hermite’nin vaazları başarılı oldu ve Köln’de kendisine katılanların sayısı daha da arttı.

Dini heyecan içindeki yoksul kitleleri ikna eden ama bunu yetersiz bulduğu için muktedirlerin de desteğini almak isteyen Keşiş Pierre Köln’de oturan asillerden bir kaçını Haçlı seferine ikna etmeye uğraşırken Fransızlar yola çıkmak için sabırsızlanmaya başlamışlardı. Köln’de daha fazla beklemek istemeyen macera düşkünü Gautier, paskalyadan sonra vatandaşlarından birkaç bin kişi ile birlikte şehri terk ederek Macaristan istikametinden yola koyuldu.

Gautier’in ardından Keşiş Pierre eşeğine bindi ve kendisine katılan yirmi bin kişi ile birlikte 20 Nisan da yola çıktı, Ödenburg yakınından Macaristan topraklarına girdi.

Türklere karşı savaşacak ücretli asker bulmakta bile zorluk çeken Bizans İmparatorluk sarayı, bütün batı dünyasının harekete geçtiğini ve yanlarına ailelerini de alarak yollara döküldüğünü, ilk Fransız ordusunun da Macaristan’ı geçerek devlet arazisine girdiğini ve Belgrad’a ulaştığını öğrenmişti. Bu muazzam ordu sayesinde kaybettikleri toprakları geri alabileceklerini düşünen Bizanslı yöneticilerin sevinçten etekleri zil çalıyordu ama daha sonra sınırda peş peşe sorunlar belirmeye başladı.

Sava nehrini geçerek Belgrad’a ulaşan Gautier, Belgrad garnizon komutanından yanında bulunanlar için yiyecek, içecek talebinde bulundu. Ancak mahsul henüz toplanmamıştı ve garnizonda da yeterli gıda maddesi yoktu. Talepleri reddedilen Gautier ve adamları civarı yağmalamaya başladılar. Açlıktan çılgına dönmüş olan Haçlıların bir kısmı da Semlin’de bir Pazar yerini basmaya kalkışınca Macarlar bunları yakaladılar ve ellerinden silahlarını, üzerlerinden elbiselerini aldılar, çapula soyunan hacıları çırıl çıplak, yayan yapıldak Belgrad’a yolladılar.

Belgrad ve civarındaki bağları bahçeleri yiyip bitiren, koyun ve sığırları çalan, dükkanları, evleri soyup soğana çeviren Haçlıların sürdürdüğü yağma ve talanın önünü alamayan garnizon komutanı son çare olarak silaha sarıldı ve askerlerini toparlayıp çekirge sürüleri gibi hareket eden başıbozuk Haçlılara saldırdı. Bizans askerleri ile dişlerine kadar silahlı Haçlıların arasındaki bu kanlı boğuşmanın sonunda Gautier’in adamlarının birçoğu kılıçtan geçirildi. Bizanslıların kılıçlarından kaçıp bir kiliseye sığınan Haçlılar ise kilise ile birlikte diri diri yakıldılar. 

İmparator Aleksios Haçlıların memleketini tahrip etmelerinin önüne geçmek ve ahalinin soyulup soğana çevrilmesini önlemek için gerekli tedbirleri almaya başladı. Kısa süre içinde Haçlıların yolları üzerindeki merkezlerde yiyecek maddeleri depolandı ve her Haçlı birliğine Bizans arazisine girer girmez Konstantinopolis’e kadar refakat edecek muhafız kuvvetleri hazırlandı.

Gautier ve ordusu Belgrad valisi Niketas ile Bizans askerlerinin refakatinde yolculuklarına barış içinde devam ettiler ve ayın ortalarında Konstantinopolis’e vardılar. Gautier’den, keşiş Pierre’nin çok daha büyük bir kitle ile arkalarından geldiğini öğrenen Niketas onu karşılamak için Belgrad’a geri döndü ve hemen Semlin’in Macar valisi ile temasa geçti.

Macar kralı Koloman topraklarına giren keşiş Pierre’nin elçilerini huzuruna kabul etti ve her türlü yağma girişiminin şiddetle cezalandırılacağını söyleyerek Haçlıları uyardı. Günde yaklaşık kırk kilometre yol alarak hızlı yürüyüşünü sürdüren Haçlı ordusu 20 Haziranda Semlin’e ulaştı. Aslen Oğuz Türklerinden olan şehrin valisi, Haçlı ordusunun büyüklüğünü görünce korkuya kapıldı, meslekdaşı Niketas’a ulaklarını gönderip endişelerini bildirdi.

Semlin’in Türk valisinin korktuğu şey bir ayakkabı alış verişi sırasında başına geldi. Alış veriş sırasında kavga çıktı ve bu olay bir anda büyüyerek savaşa dönüştü. Keşiş Pierre’nin karşı çıkmasına rağmen Godefroi Burel’in komutasındaki haçlı askerleri şehre saldırdılar, iç kaleyi ele geçirdiler, dört bin Macar vatandaşını öldürüp büyük bir erzak deposunu da yağmaladılar.

Ortalık durulunca Macarlara yaşattıkları dehşetin büyüklüğünü fark eden Haçlılar, kral Koloman’ın intikam almasından korktukları için civardaki evlerde ellerine geçen tahta ve odunları topladılar, biran evvel Sava nehrinin karşı yakasına geçmek için kendilerine sallar inşa etmeye başladılar.

Haçlıların sebep olduğu olayları endişe ile takip eden Belgrad valisi Niketas, Haçlıların Sava nehrinden Bizans topraklarına geçmeye başladıklarını öğrenince bunların topluca aynı noktadan geçmelerini sağlamak istedi. Niketas’ın buyruğundaki birliklerin neredeyse tamamı Peçenek Türklerinden oluşuyordu. Az sayıdaki askerini bu işle görevlendiren Niketas, askerlerinin böyle kalabalık bir kitle ile başa çıkamayacağını iyi bildiği için emirlerini verdikten sonra bölgedeki en büyük Bizans karargâhının bulunduğu Niş’e kaçtı. Valilerinin savuşup gittiğini öğrenen Belgrad ahalisi de çoluk çocuklarını ve yükte hafif pahada ağır eşyalarını yanlarına alarak şehirlerini terk ederek dağlara kaçtılar. Böylece Peçenek Türkleri ile Haçlılar karşı karşıya kalmıştı.

Pierre L’ Hermite’nin ordusu Sava nehrini aşarken Peçeneklere saldırdı, esir ettiği askerleri öldürdü ve ardından Belgrad’a girdi. Savunmasız şehri yağmaladıktan sonra binaları ateşe verip yakan Haçlılar, ormanlar arasında yürüyüşlerini sürdürdüler ve bir hafta sonra Niş’e ulaştılar. Keşiş Pierre elçisini Niketas’a yollayıp adamları için erzak isteyince vali de ondan erzak karşılığı rehineler istedi ve burada oyalanmayıp mümkün olduğunca çabuk yollarına devam etmelerini talep etti. Bunun üzerine Haçlılar Godefroi Burel ile Gautier de Breteuil’i rehine olarak Niketas’a gönderdiler ve karşılığında da erzaklarını aldılar.

Ertesi gün Haçlılar Sofya yolu üzerinden yola koyulduklarında vali Niketas, Haçlıların arasında bulunan birkaç Almanın bir gece önce halktan biriyle kavga ettiklerini ve nehir kenarında bulunan değirmenleri yaktıklarını öğrendi. Öfkeye kapılan ve suçluları cezalandırmak isteyen Niketas birliklerini Haçlıların arkasından gönderdi. Bizans askerleri uzunluğu bir buçuk kilometreyi bulan Haçlıların ardçılarına saldırıp bunları bir kısmını esir aldılar. Kafilenin başında yol alan keşiş Pierre olan bitenleri öğrenince geri döndü. Keşiş Pierre esirleri kurtarmak için Bizanslılarla pazarlık yaparken geri dönen Haçlılar şehrin surlarına saldırdılar.

Kutsal yolculuklarını Bizans’a karşı bir imha savaşına çeviren Haçlılara şiddetle karşı koyan garnizondaki askerler saldırganları geri püskürttüler. Surların önünden çekilen Haçlılar toparlanıp yeniden saldırmak için hazırlık yaparken çatışmaları durdurmak isteyen Pierre, vali Niketas ile temas sağlamaya çalışıyordu. Haçlıların tekrar saldırmaya karar verdiklerini öğrenen Niketas bütün askerlerini Haçlıların üzerine sevketti. Bizanslılar Haçlıları müthiş bir hezimete uğrattılar. Surların önünden çil yavruları gibi dağılanları yetişip yakalayan Bizanslılar bunları kılıçtan geçirdiler, kadın ve çocukları esir aldılar. O büyük kargaşa sırasında keşiş Pierre’nin hazinesinin bulunduğu sandık da ortadan kayboldu.

Belgrad önlerinde Bizans kılıçlarından kaçıp bir tepenin sırtına çıkan beş yüz kişinin arasında Pierre L’Hermite, Renaud de Breis ve Gautier de Breteuil de vardı. Bunlar sadece kendilerinin kurtulduğunu sanıyorlardı ama ertesi sabah Bizanslılardan kaçmayı başaran yedi bin kişi daha onlara katıldı. Sofya’ya doğru yürüyüşünü sürdüren Haçlılar ahalisinin terk ettiği Bela Palanka şehrinin tarlalarında kalmış mahsulü topladılar, aç karınlarını doyurdular. Burada birçok kaçak daha bunlara katıldı. Haçı kabul etmiş kutsal savaşçıları ile Kudüs yolunu Müslümanlardan temizleme hayalleri kuran keşiş Pierre daha Konstantinopolis’e varamadan bu ne idüğü belirsiz ordusunun dörtte birini kaybetmişti.

Haçlılar 12 Temmuz da Sofya’ya ulaştılar. Haçlıların yolculukları sırasında işledikleri suçları affetmek zorunda kalan İmparator Aleksios, onlara elçiler ve refakat birlikleri gönderdi. Yaşananlardan gerekli dersleri çıkaran Haçlılar da hiçbir olaya karışmadan barış içinde, kona göçe yollarına devam ettiler ve 1 Ağustos 1096 yılında Konstantinopolis’e vardılar.

Devam edecek

KAYNAKLAR

Haçlı Seferleri Tarihi: Steven Runcıman

Bizans Devleti Tarihi: Geork Ostrogorsky

Türklerin Tarihi: Jean Paul Roux

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

20707992