Kültür – San’at Yazıları

Hasan ERDEM

Konstantinopolis önlerine ulaşan Haçlılar’ın reisini merak eden İmparator, keşiş Pierre’i sarayına davet etti. Aleksios huzuruna çıkan Pierre’e bazı tavsiyelerde bulundu ve sefer sırasında kullanılmak üzere kendisine para yardımı yaptı. Huzurundan ayrılan bu garip keşişin ardından şaşkın gözlerle bakıp kalan tecrübeli İmparator Haçlı seferinden bir şey çıkmayacağını hemen anlamıştı. Görünen o ki bu disiplinsiz topluluk daha Anadolu’ya ulaştığı an Türkler tarafından imha edileceklerdi.

Pierre’nin taraftarlarından önce gelen Gautier ve adamları da Konstantinopolis’te idiler. Aynı günlerde İtalyan hacılardan oluşan çeşitli gruplar da Bizans başkentine ulaştılar ve keşiş Pierre’nin sefer heyetine katıldılar.

Konstantinopolis’de toplanan bu disiplinsiz kalabalık şehrin varoşlarında ve sayfiye yerlerindeki villaları, çiftlikleri soymaya başladılar.  Batıdan gelen Haçlılar hırsızlığı o kadar ilerlettiler ki civarda bulunan kiliselerin damlarındaki kurşunları bile aşırmaktan çekinmediler. Aleksios’un askerleri ne yapıp ettilerse de sayıları yetersiz olduğu için gözlerinin önünde sürüp giden soygun ve talanın önüne geçemediler.

Haçlılar yağma ve tahribata devam edince sabrı taşan İmparator 6 Ağustos da Haçlı ordusunun tamamını gemilere doldurdu ve Boğaziçi’nin karşı yakasına geçirip başkentinden uzaklaştırdı. İzmit’e varan Alman, Fransız ve İtalyan Haçlılar arasında anlaşmazlıklar çıktı. İtalyan ve Almanlar keşiş Pierre’nin idaresini kabul etmediler ve aralarında anlaşıp Rinaldo’yu kendilerine reis seçtiler. İkiye bölünen Haçlılar yürüyüşlerini sürdürdüler ve yıllar önce Bizanslılar tarafından İngiliz asıllı paralı askerler için inşa edilmiş olan Yalova yakınındaki bir kalede karargâhlarını kurdular.

Bizans İmparatoru, Keşiş Pierre’i Haçlı orduları gelmeden Müslümanların üzerine yönelmemesi konusunda uyarmıştı ama her geçen gün Pierre’nin otoritesi zayıflamaktaydı. Yalova’da toplanan Rinaldo idaresindeki İtalyan ve Almanlar dinlenmeye bile gerek duymadan civara yağma akınlarına başladılar. Pierre’nin Fransızları da Godefroi Burel komutasında karargâhın yakınlarındaki arazileri yağmalamaya başladılar. Önceleri yavaş yavaş sonra da azgın bir sel gibi Türk topraklarına girdiler ve hepsi de Hristiyan olan civar köylerin ahalisini soydular.

Cüretlerini arttıran Fransız kuvvetleri Eylül ortalarında İznik’e kadar sokuldular, şehrin varoşlarını yağmaladılar,  hayvan sürülerini çaldılar,  Hristiyan halkı da korkunç işkenceler altında zalimce öldürdüler. Bir rivayete göre Haçlılar küçük çocukları mızraklarının ucuna takıp ateşlerde kızarttılar.

Türk milletine Anadolu’da bir vatan kurmak için kan ve ter döken Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan o günlerde Malatya önlerinde çarpışıyordu.  Müslüman, Hristiyan ayırmadan, çoluk çocuk demeden katliam yapanları durdurmak isteyen İznik kale komutanı bir miktar askerini yağmacı Haçlı barbarların üzerine gönderdi. İyi eğitimli Selçuklu askerleri bu başıbozuk ve disiplinsiz insan yığınlarını boğaz ve vadilerde kıstırıp imha etti. Bunların içinden pek az insan kurtulup Konstantinopolis’e dönebildi. Bizans başkentine kaçıp canını kurtaranların arasında keşiş Pierre L’ Hermite’de vardı.

Fransızların bu akınlardan zengin ganimetler elde ettiği günlerde Almanların da iştahı kabarmıştı. Eylül ayının sonlarına doğru aralarında papazların ve piskoposların da bulunduğu altı bin Alman, Rinaldo’nun önderliğinde yürüyüşe geçtiler. Bunlar da diğerleri gibi ne buldularsa yağmalayarak yollarına devam ettiler, İznik’i de geçtiler ve Kserigordon hisarı önüne geldiler, hisarı kuşatıp kolayca ele geçirdiler.  Haçlılar civara yapacakları akınlar için burasını bir üs olarak kullanmayı düşünüyordu ama hisarı geri almak isteyen Türk ordusu 29 Eylülde surların önünde göründü. Türk askerleri ilk iş olarak surların dışında kalan kuyuları ve tatlı su kaynağını koruyan Haçlıları bertaraf ettikten sonra hisarı kuşattı. Taş duvarların arasında sıkışıp kalan Haçlılar susuzluklarını giderebilmek için atların ve eşeklerin damarlarını keserek kanlarını içtiler. Sekiz gün süren kuşatma boyunca birbirlerinin idrarlarını da içen Haçlılar, susuzluğa dayanamadıkları için papazların itirazlarına rağmen teslim olmaya karar verdiler. Türklerle görüşen Rinaldo dinini inkar eden Haçlıların canlarına dokunulmayacağı garantisini alınca hisarın kapılarını açtırdı.

Rinaldo ve onun gibi dininden dönen Haçlılar, Antakya, Halep ve Horasan içlerine esarete gönderilirken diğerleri ise kılıçtan geçirildiler.

Ekim ayı başlarında Haçlıların karargâhına girmeyi başaran Türk casusları, Almanların İznik’i ele geçirdiklerini ve ganimetleri paylaştığı yalanını yaymaya başladılar. Bu yalan habere inanan Haçlı askerleri yürüyüşe geçmek için reislerini sıkıştırmaya başladılar. Türklerin yollarının üzerine kuracağı tuzaklara düşmek istemeyen Haçlı reislerinin şüpheleri vardı, ama askerlerini zaptedemez olmuşlardı. Haçlıların aralarında tartıştığı günlerde Rinaldo ve adamlarının başına gelenler hakkında doğru bilgiler gelmeye başladı. Olan bitenleri öğrenince paniğe kapılan Haçlılar ne yapacaklarını kararlaştırmak üzere toplandılar.

Haçlılar üzerindeki otoritesi sıfıra inen Pierre, bozgunun ardından Bizans İmparatorundan maddi yardım alma umuduyla Konstantinopolis’e gitmişti. Haçlılar Kserigordon’un intikamını almak için Türklerin üzerine yürümek istiyorlardı ama Gautier onları Pierre dönene kadar beklemeye ikna etti. Ancak günler geçiyor Pierre bir türlü dönmüyordu ve Haçlı karargâhına ulaşan haberlere göre Türkler bütün kuvvetleri ile üzerlerine doğru geliyordu.

Haçlı komutanları tekrar toplandılar. Toplantıda Godefroi Burel, Türklerin karşısına çıkmamanın korkaklık olduğunu haykırınca 21 Ekim sabahı sayıları yirmi bini aşan Haçlı ordusu, ordugâhta bulunan yaşlı, kadın, çocuk ve hastaları arkalarında bırakıp şafak sökmeden önce İznik’e doğru yola çıktı.

Haçlılar, ordugâhlarından beş kilometre uzakta, İznik’e giden yolda bulunan dar ve ormanlık bir vadiye girdiler. Tedbirsizce hareket eden Haçlılar gürültü patırtı ile vadiye girdiklerinde Türk okları havada uçuşmaya başladı. Haçlı süvarilerini hedef alan ve inanılmaz bir şiddetle yağan ok yağmuru Haçlı süvarilerini ve atlarını kanlar içinde yere serdi. Haçlı süvarilerini savaş dışı bırakan Türkler ağaçların arasından çıkıp Haçlı yayaların üzerine atıldılar. Yarılan gövdeler, kopan kelleler, kollar, bacaklar kan kesmiş vadinin zeminine yuvarlandı. Vadide genç yaşlı binlerce ceset üst üste yığılmış, Haçlılar bu topraklarda olmamaları gerektiğini öğrenemeden can vermişlerdi.

Darmadağın olan Haçlı askerleri paniklediler, ümitsiz mücadelelerini bıraktılar ve geriye dönüp kaçmaya başladılar. Tepeden tırnağa kana bulanmış Türklerin takip ettiği panik halindeki Haçlılar ordugâha vardıklarında orada bulunanlar daha yeni uyanmışlardı. Yalınkılıç ordugâhın içine dalan Türk atlıları karşılarına çıkan kimseye acımadılar, topraklarına giren ve ahaliyi katleden Haçlıları kılıçtan geçirdiler.

Haçlıların çok az kısmı orman ağaçlarının arasına daldılar. Korkudan çılgına dönmüş üç bin Haçlı, deniz kıyısında kapısı penceresi bulunmayan terkedilmiş bir saraya kaçıp oraya sığındılar. Kılıç artığı Haçlılar ümitsizliğin verdiği kuvvet ile çevrede buldukları odun parçaları ile sarayın açık bölümlerini kapattılar.

Vadideki savaş öğle saatlerinde bitmiş, etraf cesetlerle dolmuştu. Türk kılıçlarıyla can veren Alman şövalyelerinin arasında Gautier Sans-Avoir, Renoid de Breis, Foulgue d’ Orleans, Hugo von Tubingen, Valter von Teck, Konrad ve Albert von Zimmern gibi namlı isimler vardı. İnat ve ısrarı yüzünden bu katliamın asıl sorumlusu olan Godefroi Burel ve yandaşları olan şövalyeler Türklerin öfkeli kılıçlarından yaralı olarak kurtulmuşlardı.

Gece inip karanlık çökünce Haçlıların arasında bulunan Bizanslı bir kayıkçı eski saraydan ayrıldı ve İmparatoruna savaşın sonucunu bildirmek üzere Konstantinopolis’e doğru yelken açtı. Felaketin haberini alan Aleksios hemen Bizans savaş gemilerini bölgeye gönderip sağ kalanları kurtardı ve başkentine getirdi, onlara şehrin varoşlarında kalmaları için yer tahsis etti ama Haçlı askerlerinin elinden de silahlarını almayı ihmal etmedi.

Böylece Papa Urban’ın başlattığı, keşiş Pierre L’ Hermite’nin kotardığı halkın Haçlı seferi, doğunun zenginliklerini yağmalayıp zenginleşme hayalleri kuran binlerce kişinin Anadolu topraklarında can vermesiyle sona ermiş oldu.

Not 1: İbn Kalanisi’ye göre Haçlılarla yapılan bu ilk mücadelede Selçuklu kuvvetlerinin başında Sultanın kardeşi Davut b. Süleyman bulunuyordu.

Not 2: Anna Kommena Frankların takındığı tavırdan şikayet ederek, yanlış olarak orduda bulunduğunu sandığı Pierre’nin bütün suçu, kendisine itaat etmeyi reddeden adamlarının Tanrı’yı inciten tutumlarına atfettiğini bildirmektedir.

Not 3: İnanç kuvveti ile Kudüs yolunu açmak için yola çıktıklarını söyleyen Haçlılar amaçlarını unutup yolları üzerindeki köyleri, şehirleri soydular, insanları kadın, erkek, genç, ihtiyar, Hristiyan, Müslüman diye ayırmadan katlettiler, kiliseleri bile soyup yakmaktan çekinmediler, Balkanlar ve Anadolu topraklarında döktükleri kanın içinde boğuldular.

Kaynaklar

Haçlı Seferleri Tarihi: Steven Runcıman

Bizans Devleti Tarihi: Geork Ostrogorsky

Türklerin Tarihi: Jean Paul Roux

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22753779