Kültür – San’at Yazıları

Hasan ERDEM

İyonya adaları ile Otranto’nun Gedik Ahmet Paşa tarafından fethi Avrupa’yı dehşete düşürmüş ve İtalya’yı birbirine katmıştı. Avrupalılar, özellikle Güney İtalya’nın kısa bir süre sonra Türkler tarafından fethedileceğinden şüphe etmiyordu. O günlerde İtalyanlar Türk sultanını “Roma İmparatoru” olarak selamlamaya hazırlanıyordu.

Asya’nın ve Avrupa’nın en kuvvetli imparatoru Fatih Sultan Mehmed Han 25 Nisan 1481 günü Boğaz’ı geçerek Üsküdar’a çıktı ve Maltepe ile Gebze arasına otağ-ı hümâyûnunu kurdurdu. Seferin nereye olduğunu kendisinden başka kimse bilmiyordu. Osmanlı ordularının toplanması beklenirken Fatih hastalandı ve sonra yola araba ile devam etti. Ordu, Gebze’ye yakın Sultan Çayırı denilen ordugâha vardığında Fatih’in hastalığı arttı ve 3 Mayıs 1481 günü daha elli bir yaşında iken orada öldü.

Babinger’e göre Fatih, Üsküdar’a geçtiği gün hususi hekimi Yakup Paşa tarafından zehirlenmeye başlanmıştı. Venedikli bir Yahudi olan Yakup Paşa (Maestro Lacopo) Venediklilerin kendisine vaat ettiği büyük ödülün büyüsüne kapılmış ve bir cihan padişahını zehirlemişti.

İki imparatorluk, iki yüz kale kenti fetheden Osmanlı Türklerine on dört krallık ve prenslik bırakan, okullar, kütüphaneler, camiler, sayısız hastaneler, yollar, su kanalları, hamamlar yaptırmış olan Fatih’in ölümünden on altı gün sonra “La Grande Aguila e Morta! = Büyük Kartal öldü” cümlesini taşıyan bir mektubu, Venedik’in İstanbul büyük elçiliğinin bir kuryesi 19 Mayıs’ta Venedik’e getirdi. Bunun üzerine bütün İtalya’da toplar atılıp şenlikler yapılmaya başlandı. Sevinçten cübbesinin etekleri zil çalan Papa bütün Avrupa kiliselerinde üç gün, üç gece çanların çalınmasını ve “şükür ayini” yapılmasını emretti.

Avrupa ve Roma’da sevinç naraları atılırken padişahın beklenmedik ölümünden Türk halkının haberi yoktu. Çünkü sultanın ölümünü yeni sultan ilan edilene kadar gizli tutmak isteyen Sadrazam Karamanî Mehmet Paşa’nın buyruğu ile Fatih’in ölümü gizlendi, yalnızca birden hastalandığı ve İstanbul’a dönüp hamamlarda şifalı su tedavisine devam etmesi gerektiği duyuruldu.

Sadrazam Mehmet Paşa, Osmanlı tahtının hukuki sahibi olan Şehzade Bayezit yerine ikinci Şehzade Cem’i tahta çıkarmak için çaba sarfediyordu. Yine de Amasya’da bulunan Şehzade Bayezit’e babasının ölümünü bildirmek ve İstanbul’a gelmesini duyurmak için mabeyinci Keklik Mustafa’yı Amasya’ya gönderdi. İstanbul’dan olağan bir gidişle Amasya dokuz günlük bir mesafede idi. Sadrazam, Bayezit’e giden Keklik Mustafa’ya yolda oyalanarak Cem Sultan’a zaman kazandırmasını tembihlemişti. Diğer taraftan ise Sadrazam’ın güvenilir bir adamı Cem Sultan’ı haberdar etmek üzere dörtnala Konya’ya doğru yola çıkarılmıştı.

Sadrazamın planına göre Karaman valisi Cem Sultan İstanbul’a ağabeyinden önce gelecek, paşalara, askerlere ve halka görünecek ve ağabeyi İstanbul’a gelmeden tahta oturacaktı. Bununla da yetinmeyen Sadrazam, İstanbul’da kalan ve Bayezit yandaşı olan yeniçerilere de emir vererek derhal Boğaz’ı geçmelerini ve Sultan Çayırı’nda toplanmalarını istedi. Sadrazamın Cem Sultan’ı tahta çıkarmak için tasarladığı oyunu sanki tanrısal bir güç kesti. Manisa’ya Cem Sultan’a gönderilen haberci yolda Anadolu Kazaskeri Sinan Paşa’ya rastladı. Bayezit’in koyu bir yandaşı olan Sinan Paşa ulaktaki mektubu zorla açtırdı ve mektubu okuyunca oynanan oyunu anladı. Bayezit’in damadı olan Paşa, mektuba el koydu, haberciyi oracıkta idam ettirdi.

Babaları öldüğü zaman Şehzade Bayezit otuz dört yaşında, kardeşi Cem Sultan ise yirmi üç yaşında idi. Her iki şehzade de iyi tahsil görmüş ve iyi yetişmişti. Kardeşinden on bir yaş büyük olmasından dolayı Bayezit, bilgide daha üstün olmakla beraber karakter ve incelik itibariyle Cem daha sevimli olup aynı zamanda cesur ve dinamik idi.

İstanbul garnizonundan ayrılan yeniçeriler Sultan Çayırı’na doğru giderken Üsküdar’a doğru ilerlemekte olan hadımlarla ve muhafızlarla korunan kapalı bir karavan gördüler. Söylendiğine göre bu, sarayına dönen padişahtı. Ordu ve halk hiçbir şeyden kuşkulanmamıştı. Ancak İstanbul’dan ayrılan yeniçeriler zaten memnun olmadıkları buyruk üzerine Padişah’ın tahtırevanını görünce başkaldırdılar, Üsküdar’a giden tahtırevanın kendilerine gösterilmesini istediler. Açılan perdeler Fatih’in ölüsünü gözler önüne serdi. Padişahın bir cinayete kurban gittiğini sanan yeniçeriler ordugâha haber göndererek arkadaşlarını öç almaya çağırdılar.

Birleşen yeniçeriler isyan bayrağı açtılar ve geri dönüp İstanbul’a doğru hızla ilerlemeye başladılar. Yeniçeri gruplarının sancaklarıyla birlikte Boğaz’da, sarayın karşı kıyısında birikmeye başladığı haberi Sadrazam’a ulaşmıştı. Divan’daki görüşmelerini sürdüren Sadrazam bunu pek önemsemeyerek büyük bir hata yaptı.

Yeniçeriler kıyıdaki kayıklara zor kullanarak el koydular ve Avrupa yakasına çıktılar, kendilerini durdurmak isteyen subayları yerlere devirdiler. Sadrazamın sarayına ulaşan yeniçeriler Sadrazam Mehmet Paşa’yı yakaladılar ve başını kestiler, koparılan kafayı bir mızrağa geçirdiler. Sarayın dışındaki isyankâr askerlerin sayısı, gemilerden limana inip yoldaşlarına kavuşmak için tepeyi koşarak tırmanan yeniçerilerin gelmesiyle her dakika biraz daha büyüdü.

Sadrazamın kesik başını göstererek sokaklarda dolaşan yeniçeriler “Bayezit, yaşasın Bayezıt!” diye bağırmaya başladılar. Ardından sokaklarda şiddet hareketleri başladı. Kapılar kırıldı, dükkanlar işgal edilip yağmalandı, karşı koyanlar dövüldü. Kontrolü kaybettiklerini gören subaylar, yeniçerileri kışlalarına döndürmek için emirler vermeye başladılar ama sözlerini geçiremediler.

Edepsizliği iyiden iyiye ele alan yeniçeriler, zenginlerin, Hıristiyanların ve Yahudilerin evlerini yağmaladılar. Av peşindeki kurt sürüleri gibi hareket eden yeniçeriler şehrin her tarafına yayılarak Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi diye ayırmadan herkesi nerede rastladılarsa şiddete boğdular ve insanların her şeylerini zorla ellerinden aldılar. Galata ve Pera mahallelerinde Venediklilerin, Floransalıların ve Cenovalıların ambarları ve konakları yağmalandıktan sonra kundaklandı. Fatih’in ölümünün ortaya çıkardığı büyük kargaşa giderek büyüdü ve birkaç gün süreyle İstanbul, hükümdarsız ve sadrazamsız kanlı bir ara dönem geçirdi.

İsyanın ve cinayetlerin gürültüleri arasında İstanbul’a gelen paşalar, vezirler ve komutanlar Saray’da toplandılar. İmparatorluğu kargaşadan kurtarmak için askerler tarafından sayılan, doğruluğu ve sertliği ile tanınan İshak Paşa’ya kesin yetki verdiler. Hemen harekete geçen İshak Paşa kendisine bağlı bir avuç yeniçeriyi topladı ve başkaldıranları bazen yasalarla, bazen celladın kılıcı ile yola getirmeyi başardı. İshak Paşa, Fatih’in torunlarından Bayezit’in oğlu Korkut’u ve Cem’in oğlu Oğuz Han’ı yanına alarak yeniçerilerin önüne çıktı. Babası İstanbul’a gelene kadar Korkut’u padişah olarak tanıyacağını söyledi ve ardından Korkut’un önünde yere kapandı. Bunu gören yeniçeriler de Korkut’un önünde yere kapandılar.

Geç de olsa babasının ölümünden haberdar olan Şehzade Bayezit aynı akşam dört bin atlısı ile Amasya’dan hareket etti. Türkmen atlarının hızı sayesinde on ikinci gün Üsküdar’a ulaşmayı başardı. Vezirler, komutanlar, ağalar, yeniçeriler ve halk kayıklara binerek yeni padişahı karşılamaya gittiler. Kulakları sağır eden sevinç gösterileri arasında rıhtıma yanaşan kadırgadan inen ve karaya ayak basan Bayezit atına bindi.

Bayezit, Avrupa yakasına çıkar çıkmaz Saray’ın kapılarının önünde on iki bin yeniçeri, tüm silahlarıyla savaş düzeninde dizilmişti. Maiyeti ile birlikte sarayın önüne ulaşan Bayezit, bu şaşırtıcı gösteriyi düzenleyen yeniçerileri çatık kaşlarla inceledi. Kısa bir sessizlikten sonra yeniçeri ağası yaya olarak geldi ve sultanın önünde saygıyla eğildi. Aynı anda yeniçeriler hep bir ağızdan babasının vezirinin başını kestikleri için ve şehrin yağmalanmasından dolayı affedilmelerini istediler. Bayezit’in verdiği sözden cesaret alan yeniçeriler bu sefer de Padişah’ın cülusu için kendilerine bağışta bulunmasını dilediler.

Çevresi asilerle dolu olan Bayezit, ya boyun eğecek ya da isyan tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktı. Yeni sultan yeniçerilerin isteğini yerine getireceğine söz verdi. Böylece bundan sonra devlete büyük kayıplar verdirecek olan bir göreneği de başlatmış oldu. İstediklerini elde eden yeniçeri safları açıldı ve yeniçeriler yere kapandılar. Bayezit şanlı atalarının tahtı ile arasında duran yeniçerilerin aralarından geçip saraya girdi.

Sultan Bayezit, ertesi gün beyaz sarık yerine kara sarık taktı ve babasının cenaze törenine katıldı. Cenaze namazı Fatih camiinde kılındı. Şeyh Muslihiddin Mustafa Vefâ Efendi, Yeniçağ’ı açan ve dünyayı titreten muhteşem hükümdarın namazını: “er kişi niyetine!” diyerek kıldırdı. Sultan Bayezit bizzat babasının tabutunu omuzladı. Fatih kendi adını taşıyan caminin yanındaki türbeye defnedildi. Bütün İstanbul kan ağlıyordu.

Not 1: Fatih’in ölümünü yakından bilen tarihçi Aşık Paşaoğlu padişahın ciğerinin doğranarak kan kustuğunu yazmaktadır. Babinger’e göre Yakup Paşa, hükümdarın ölümünden az sonra Türk askerleri tarafından parça parça edilmiş, Venediklilerin vaat ettiği zenginliklere kavuşamamıştır. Fatih erken sayılacak bir yaşta ölmeseydi şüphesiz İtalya’yı alacaktı.

Not 2: 1446’da Edirne’de Buçuktepe eylemiyle II.Mehmed’i Manisa’ya gönderip babası II.Murat’ı 2.kez tahta oturtan ayaklanma yeniçerilerin ilk ayaklanmasıydı. Yeniçerilerin ikinci ayaklanması da Fatih’in ölümünden sonra olmuştur. Yeniçerilerin son ayaklanma girişimleri ise 1826’daydı ve bu da Ocaklarının söndürülmesi, kendilerinin de imhasıyla sonuçlandı.

Not 3: İstanbul’daki Vefâ semti Şey Muslihiddin Mustafa Vefâ Efendi’nin adını taşır.

Not 4: Fatih’in saltanatı 30 sene, 2 ay, 14 gün sürmüş ve her yılı, her ayı değerlendirilmiş, Türklük için faydalı olmuştur.

KAYNAKLAR

OSMANLI TARİHİ: Alphonse De LAMARTINE

BÜYÜK OSMANLI TARİHİ: Ord. Prof. İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI

TÜRKİYE TARİHİ: Yılmaz ÖZTUNA

CEM SULTAN: Roderick Conway MORRİS

.

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

20708596