25 Temmuz 2021

Dalida’nın “Sahnede Ölmek” (Mourir Sur Scene) şarkısı  enteresandır.  Şarkının sözlerini ise Türkçeye çevirerek aşağıya koyuyorum. İsterseniz bu adresten dinleyedebilirsiniz:  

Bu şarkı ölümle yapılan bir konuşmadır;

 

Gel, ama yalnız olduğumda değil
Perde bir gün kapandığında,
Ben önde kalmak istiyorum
Gel, ama yalnız olduğumda değil
Ben ki hayatındaki her şeyi seçmiş birisiyim
Ölümümü de seçmek istiyorum
Yağmurlu bir gün ölmek isteyenler vardır
Ve diğer bazıları da güneşli günde
Yatağında yalnız ölmek isteyenler vardır
Uykularında sessiz
Bense sahnede ölmek istiyorum
Projektörlerin önünde
Evet Sahnede ölmek istiyorum
Kalp tüm renklere açık
Hiç acı çekmeksizin
Gel, ama yalnız olduğumda değil
Bir akşam galasında
Benimle dans etmek istiyorsan eğer
Hayatım çok ışıklıydı
Ben gölgelerin içine gidemem
Ben lazer ışıkları altında ölmek istiyorum
Ben, sahnede ölmek istiyorum
İyi orkestra edilmiş bir ölümle
Ben sahnede ölmek istiyorum
Çünkü doğduğum yer burası.

Şarkı enteresandır çünkü modernizmin ideallerini taşımaktadır. “Hayatında” her şeyi kendi seçen insan “ölümü” de seçmek istemektedir. Ölüm de onun isteğine göre olmalıdır. Bu hayli “estetik” bir ölümdür; zarif bir dansla, rengarenk ışıkların altında, “iyi orkestra edilmiş” bir ölüm… Sahnenin perdesi indiğinde perdenin arkasında olması gereken büyük yıldız bu sefer hareketsiz bir şekilde perdenin önünde kalacaktır.

Tabii burada adeta bir güç gösterisi vardır. Muktedirlik gösterisi vardır. Gerçekte modern insanın en korktuğu şeylerden biri olan ölüme karşı, estetiğe de sığınarak adeta meydan okunmaktadır.  Karşımızda güçlü, kudretli, özgür, estetik, kontrolü elinde tutan bir insan vardır. Adeta küçük bir tanrı.

Gerçek hayatta ise Dalida’nın ölümü bu kadar görkemli olmamıştır. 2 Mayıs 1987’de arkasında “Hayat benim için dayanılmaz bir hale geldi. Beni affedin” notu bırakarak ilaçla intihar etmiştir. 

Belki de çok acılar yaşamış, hiç kimsenin kötü bir şahıs olduğunu düşünmediği, 10 ayrı dilde şarkı söyleyip, kültürlerarası barış elçisi gibi yaşayan birisiyle ilgi bu yazının merhametsiz olduğu düşünülebilir. Ancak bu yazının niyeti bu zarif hanımın anısına saygısızlık değil hiç değilse bazı kişilere faydalı olmasını ümit ettiğim bir gerçeği açığa çıkarmaktır.

Sahne veya film yıldızı bayanların sıklıkla oynamaya mecbur edildiği görkemli, kudretli, parıltılı kadın oyunu.

Bir kısmının hayatı bu ağır yalanı ifşa ederek sonlanmıştır; Marilyn Monroe, Dalida gibi. Bir kısmı defalarca teşebbüste bulunsa da ölmeyi becerememiştir; Brigitte Bardot. Bir kısmı bu imajın yalanlığını itiraf etmiştir; Rita Hayworth.

Şarkının sözlerinin içinde bir mısra vardır ki burada bir şeyler biraz açık edilir; bu son mısradır: “çünkü doğduğum yer burası”

Bu şiirsel sözler içinde pek çok gerçeği barındırmaktadır. Hakikaten “sahnede  doğan” kimdir? Dalida kendisi gerçekte  1933 senesinde doğan Iolanda Cristina Gigliotti’nin sahne adıdır. Bir anlamda Dalida sahnede doğmuştur. Ama sahnede değil yatak odasında ölmüştür. Sahnede doğan ve ölenin bir adı vardır; persona.

Personanın tanımı termbank psikoloji sözlüğüne göre şöyledir; Jung'un terminolojisinde, dış dünyaya uyum sağlamak için taktığımız toplumsal açıdan kabul edilebilir benlik 'maskesi.'; toplumun beklentilerine uygun olarak oynadığımız rol. Tıpkı  animanın bilinçdışına dönük yüzümüz olması gibi, persona da dış dünyaya dönük yüzümüzdür. Kişiliğin derin katmanlarıyla değil, bilinçli arzularla ilgilidir. Egonun persona ile özdeşleşmesi kendini başkalarının gözünde nasılsa öyle hisseden kronik bir  uydumcu yaratır. Tıpkı anima ile özdeşim gibi, persona ile özdeşim de tek yönlü bir gelişim demektir ve  bireyleşme için ikisinin de çözülmesi gerekir.

Yani eğer Dalida’yı Iolanda Cristina Gigliotti’nin sahnedeki kimliğiyse ve bu bir “benlik maskesiyse” evet sahnede doğmuştur ve orada ölmesi beklenir.  Iolanda Cristina Gigliotti ise bir odada doğmuş ve yine bir odada ölmüştür.

O halde sahnede ölüme meydan okuyan şarkı da bir başka “gösteri”dir, “gerçek olmayıp başkalarına göstermeyi arzuladığımız şey” diyebilir miyiz? Jung’un persona teorisine göre pekala diyebiliriz. Muazzam bir gösterinin ardından bu gösteriye pek de uymayan şekilde ölen görkemli, kudretli, parıltılı kadınlar.. Monroe’lar.. Dalida’lar…

Belki de Dalida sahnede ölseydi,  Iolanda Cristina Gigliotti intihar etmek durumunda kalmayacaktı. Ama Dalida sahnede ölmedi..Ölmesi gereken zamanda ölemedi. Gereğinden fazla yaşadı. Ölmediği için, gereğinden fazla olduğu için  Iolande hanımın hayatını işgal etti ve ölürken onu da götürdü. Dalida sahnede ölemediği için Iolande hanımla beraber yatak odasında öldüler.

Dalida’nın anısına en ufak bir saygısızlık söz konusuysa af dilerim hatta tövbe ederim. Ama bu yazıyı yazmamın sebebi bugün de kameraların önünde oynanan “muhteşem kadın” gösterisinden dolayı nice saf, hakiki kız evlatlarımızın gerçek yaşamlarını yitirmesidir. Olanca genç kız masumiyetleriyle, yaldızla altını ayırt edemediği yaşlarda bu illüzyona kapılabilmekteler.

Bir gösteri uğruna ya Rab ne gerçekler batıyor..

Mevlana’nın tabiriyle “ehl-i hayal” olmanın bedeli bazen çok ağır olabiliyor…