18 Eylül 2021

1.

Bir köseğiden türettiler azat edilmiş ağaçları Anadolu’da

Can suyunu verdiler ak alınlarından düşen terle

Kervan üç gün sonra geldi altın ordunun arkasından

Şenlensin diye ören yerleri kopuzlar ezgilendi

Tanrı’nın gurbet diyarı olan bu toprakları baştan ayağa

Vatan tutmak için köhne beldelere yürüdüler

Önce gökçek oğullar nakış vurdu dağların doruğuna

Ve göçünü kutsadı uzun ırmakların pınarı

Esen yel ve kımıldayan yeşil yaprak

Zaferin coşkusuna ığrandılar kişneyince atlar

Kalemler fethin tarihini düştü ceylan derisine

Sözün yazgısı elindeydi ozanların çalıp söyledikçe

Muştuların elçisiydi kelam yayladan ovalara

Yeşerdikçe her bedenin ruhunda can bulurdu

Gökyüzüne uçmak vakti gelirdi üçlerden yedilere

Kırkların başındaydı Zülfikar’ı tutan el  

2.

Rüzgârı dinle

Yeni adlar getirir sana bir uçurumun yamacından

Verilen yeminlerin üstünü örter kazılmış mezar toprağıyla

Son tufandan çaldığı silik ızdırapları kekeç bir sızıyla biriktirir 

Ve estikçe doldurur ayak izlerinin açtığı oyukları

Göğü seyret

Sen bir hümanın teleğinden öpünce ışıklar yanar

Yollara koyulursun bulutlanmış bir bineğin sırtında

Bin yıldız aydınlatır içindeki karanlığı

Ve gözünden düşer suskunluğunda saklandığın sığınak

3.

Dağa bak

Bedeninden ayrılır yılık bir gölge sen kendine dönersin

Ve dağa baktıkça büyütürsün göğsündeki hevesi

Ferhatça seversen bilirsin dağın sevdasının bilgini aştığını

Anlamaya çalış karıncaların tedirginliğini dağlara çıkıp

Bozkıra dön

Bir yılkı bozar bozkırın solgun sessizliğini dörtnala koşup 

Yağız bir akşamüstü kıyamıyla gerneşir bunaltısından

Su bulandıktan sonra durulur ateş küle döner yandıkça

Bilge bir öğretmendir bozkır bilmediğini öğretir sana

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden