30 Temmuz 2021

“Bozkır; uçsuz bucaksız, insan ise küçüktür. İnsan, güçlü ve hünerli olmalıydı burada…’’

                                                                                                                                            Cengiz Aytmatov

  • Bozkır çıplak bir yalnızlığın adıdır…

 

Boz toprakta rızkını arayan insanın hüzünlü bir haykırışıdır bozlak.

Bozlak, dayanılmaz hasretlerin,

                        akıl almaz kahramanlıkların,

                                   kılıç zoruyla sağlanan iskânların,

                                               sürüp giden aşiret kavgalarının,

                                                              Kerem yanığı sevdaların,

                                                                       göç eden Türkmenlerin türküsüdür.

Umudunu yitirmeyen yoksulların ortak bir yakarış dilidir bozlak.

                        Bozlakta isyan yoktur,

                                   ıztırap iniltilerinin ince bir sızısı vardır, 

hüznü gözlerden yaş olup damlayan.

                        Anadolu semâsının altında bir akşam vakti, kerpiç duvara

                                   yaslanıp Tanrı’ya meramını açmak

                                               içini dökmektir bozlak.

                        Bozlak, boz toprağın sesidir,

                                   yel tozunu kaldırdığında,

                                               önüne alıp götürdüğünde gevenleri.

Acısı yüreğe düşen bir bıçak yarasıdır bozlak,

                                   Ağlaması göze düşen,

                                               üzüntüsü yüze düşen,

                                                           uğunması dize düşen…

Bozlak, Avşar ellerinin ağır ağır gitmesi, kalkıp göç etmesidir.

Feryadını dinleyenlerin feth olunması ve feryadıdır.

İçindeki derdin anlaşılmasıdır bozlak.

Bozlak, Lokman Hekim’in tedavi için verdiği ilacın yaraları azdırmasıdır.

Yaylada yazıda bir göç çığlığıdır bozlak,

                                   mayası naralarla yoğrulmuş.

Alnı akıtmalı tayların kişnemesi,

                                   karagöz kuzuların melemesi,

                                               bozca potukların bozulaması ile

                                                           çiğdem kokulu dağ rüzgârlarının

uğultularının Türkmen’ce söylenmesidir bozlak.

Senin ellerine çisil çisil iner yağmur,

            sarar bir anne merhametiyle nasır aralarını.

                        Sen Anadolu toprağı gibi cömertsin

                                   vefalısın,

                                               yaralısın.

Bu yüzden türkülerin bozlaktır, ilhamını asırlık bekleyişlerden alan,

            tabiatın sesidir, boran uğultusudur,

                        sel gürleyişidir.

Sarı buğdayın boyun büküşüdür hasretlere…

Düşmana karşı koyuştur;

Yaradan’ın bağışlamasına sığınmaktır;

                        bozlak, Oğuz’un duygu yumağıdır, söylendiğinde ağlatan, 

duyulduğunda sızlatan…

Kıraç bozkır toprağının ürününü hasat ederken

            koparılan feryattır bozlak.

  • Kerem yanığıdır bozkırın sevdaları…

Aşkını söyleyemeyecek kadar utangaç,

inkâra yönelmeyecek kadar edepli,

acısını yüreğine gömecek kadar erdemli

                                   olan kavruk insanların iniltisidir bozlak.

Boz toprağın üstünde Tanrı’ya yakarıştır.

Ay ile halleşmek,

karayel ile dertleşmektir.

Ahları göğü sarsan bir çığlıktır.

Bozlak, ümitlerine ayaz değen insanın sızısını içine

            ılgıt ılgıt akıtmasıdır. 

Kerpiç evlerin hicranı, 

gurbetlerin ağıdıdır.

Dayanılmaz hasretlerin, zamansız gidişlerin

hüzünlü sesidir.

Eylem ve kederle yoğrulmuş gözyaşıdır bozlak.

Göçüdür, zorla göçürülmüşlerin.       

Felekle hesaplaşmaktır bozlak ve her seferinde yenilmektir.           

Oğullara öğüttür, asırların birikiminden cömertçe dağıtılan.

Uzak yola gönderilmiş yiğitlerin ardından

                                   anaların iç çekişidir, gözyaşlarıyla.

Yüzü küskün olsa da kalbi barışık olanların ezgisidir bozlak.

  • Uzun yollara düşer bozkırın oğulları…

 

Eski çağlardan kalma bir acının yüzü

Kerpiç duvara yaslanmış oturur öylece

Irmak ırmak derin çizgileriyle ağlar yalnızlık

Uzun yola gönderilmiş oğulların kederi gözlerde büyür

Haber getirmez göçmen kuşlar çiçek açınca ağaçlar

Yakup’un çilesini artırır ancak Yusuf’un hasreti

Haneler gurbet ocağına döndü kapılar kapandı bir bir

Uğursuz baykuşlar tünedi viran oldu yuvalar

Hüzünler dolaştı sokaklarında boynu bükük ağıtlarla

Ufuklar yasta umutlar tükeniyor günle beraber

Yüreğe düşüyor yüksekten ve derinden göğün buğusu

Yorgun bakıyor hayata ikindi güneşi dertler içinde

Bir gönül sızısıdır hatırası yitik aşiretin

Yaylalarda izi kalmamış oğulların, ses yok seda yok

Bu fetrete bakıp maveradan yasını tutuyor mezar taşları

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden