1 Ekim 2022

“Destan, daima değişen, hayatî bir şeydir.” (Köroğlu Destanı, Adam Yayınları, İstanbul 1984, s. 17). Pertev Naili Boratav’ın bu tespiti onun Köroğlu Destanı kitabında geçiyor ve Köroğlu’nun hayatının destanî yönünü açıklıyor. Biz de çalışmamızın bu kısmında onun hayatının bu yönüne yönelmeye çalışacağız. Çünkü destan kahramanı olan Köroğlu anlaşılmadan aynı adı taşıyan diğer şahsiyetlerin çözümlenmesi oldukça güçtür.

Fuzuli Bayat’ın da ifade ettiği gibi “Köroğlu, sözün gerçek anlamında geçit kahramanıdır” ve “bu geçişi; alpten alp erene, şamandan âşığa, mitten tarihe anlamak mümkündür. Bu geçit, tarihi, sosyal, kültürel ihtiyaçtan doğmuştur.” (Fuzuli Bayat, Köroğlu Şamandan Âşıka, Altan Erene, Akçağ Yayınları, Ankara 2011, s. 155).

Köroğlu’nu, zamanlar boyunca derinleşen bir konu perspektifinden en iyi değerlendiren cümleler bunlardır diyebilirim. O, belli bir bölgenin veya yerin değil, Türk destan geleneğinin ve Türklerin ortak bir değeri ve kahramanıdır. Mitten tarihe geçerken Köroğlu da zamana ve mekâna uygun olarak yeni formlar elde etmiştir. Karşılaştığımız birçok Köroğlu’nun varlığının temelinde bu durum ve onun mitolojik bir kahraman olması yatmaktadır. Bu göz önünde bulundurularak biz de burada günümüz Köroğlu algısının çok önemli referanslarından biri, hatta ilki olduğunu düşündüğümüz mitolojik kahraman Köroğlu’nu belli başlı bazı kaynaklar ve destan metinlerinden hareketle ele almak niyetindeyiz.

Köroğlu Destanı’nda ucu bucağı görünmeyen destan katmanlarıyla karşılaşmak mümkündür. Buradaki Köroğlu kimdir, ne zaman yaşamıştır, onun Oğuz epik geleneği içerisindeki mevkii nedir, Türkmenistan’da derlenen Dede Korkut Hikâyeleri’nde karşılaştığımız Köroğlu’nun hikâye kahramanı Köroğlu ile nasıl bir ilgisi vardır?

Günümüzde ısrarla tek tip bir Köroğlu anlayışından meseleye bakıldığı için bu sorulara net cevaplar vermek pek de mümkün görünmüyor. Bir de Köroğlu ısrarla tarihsel bir kişilik olarak ele alınıyor. Bu durumda mitolojik kahraman olan Köroğlu’nun anlamak güçleşmektedir. Öte yandan ona ısrarla ideolojik bir elbise giydirildiğini de görmekteyiz.

Mitolojik Köroğlu, bunların her birinden ayrıdır. O, Türk Dünyası’nın ortak değeridir. Hatta Türklerle beraber yaşayan diğer milletlerin kültürlerine sinen Köroğlu’nun da bununla bir ilgisi olduğu düşünülebilir. O hâlde karşımızda destandan halk hikâyeciliğine geçen bir kahramandan söz ediyoruz, demektir. “Demek ki, mitolojik Köroğlu, destanda sadece kalıntı şeklinde değil, ayrıca epik tahkiyeye tâbi edilmiş biçimde yaşatılmıştır.” (Fuzuli Bayat, Köroğlu Şamandan Âşıka, Altan Erene, Akçağ Yayınları, Ankara 2011, s. 109).

Köroğlu’yla ilgili son zamanlarda önemli çalışmalar yapılmış ve bazı yeni metinler tespit edilmiştir. Bunlar onun destanî hayatına ışık tutabilmektedir. Bunlarda dikkat çeken bazı malumat vardır. Bu çalışmalardan belki en önemlisi Dede Korkut’la Köroğlu’nun görüştüğüne dair anlatılardır. Bu bilgiler Prof. Dr. Necati Demir’in Dede Korkut Destanı’nın Türkmenistan Boyları kitabında yer almaktadır.

Köroğlu’nun ve arkadaşlarının zikredildiği kısım “Korkut’un Kabri Kazılgı” (Korkut’un Kabri Kazıldı) başlığını taşımaktadır. Necati Demir’in verdiği bilgilere göre bu bölüm Türkmenistan’da Daşhavuz Öğretmenlik Enstitüsü’nde öğretmen olarak vazife yapmış Ata Rahmanov tarafından, Daşhavuz ilinin Kalinin ilçesinin bir obasında yaşayan Gurban Kılıç Çakanoğlu’ndan derlenmiş ve 1989 yılında yine Türkmenistan’da yayınlanan Yaşlık Jurnali’nde yayınlanmıştır.

Bu kısım Necati Demir’in kitabının en kapsamlı bölümünü oluşturmaktadır. Bu kısımda Korkut Ata, Oğuzlar arasında uzun uzun çeşitli toylara katılmaktadır. Bu toylar bazen çocuğu olmayan hanın çocuğu olması, başka boyda bir erkek çocuğun kâkül bırakması, Oğuzlar arasındaki antlaşmaları halletmek, avdan tövbe etmek, düşmana üstün gelmek, evlilik, küslerin barıştırılması, Dış Oğuz’a göç eden Oğuzların geri döndürülmesi vb. sebeplerle icra edilmektedir. Dedem Korkut (metinlerde genelde Korkut Ata şeklinde geçer) bir toydayken Oğuz boylarından biri onun yakın bir yerde toyda olduğunu öğrenir ve bir bahane ile onu toya davet ederler. Bunun için bazen üç, bazen dört atlı gönderilir.

Korkut Ata toy davetlerinin hemen hepsini kabul eder ve daveti alır almaz yol hazırlıklarına başlar. Gelenlerle beraber yola koyulur. Yalnız burada Korkut Ata dinlenmek üzere kendisine tahsis edilen çadırına her çekildiğinde “Korkut’un kabri kazıldı!” şeklinde gâipten bir ses duymaktadır. Kitapta yer verilen Korkut’un Kabri Kazıldı II’de bu sesi Korkut Ata’nın katıldığı toylarda kendisi kopuz çalıp destan, hikâye anlatırken dinleyenlerin içinden birisi söylemektedir.

Korkut Ata’nın, her seferinde bu sesi duymaktan ötürü canı sıkılır. Yine de bu sesler kesilmez. Fakat giderek bu sese alışır. Bazen hiç dikkate bile almaz. Ancak bir gün Sırderya Nehri kenarında gezerken bu sesi birden yine duyar. Canı sıkılır. Kendisini nehre atmak ister. Ancak bu ses yine ona seslenir. “Korkut namertlik etme. Ölümden kurtuluş yoktur. Sen mutlak öleceksin. Ölüm vaktin yaklaştı. Yine kırk ay, kırk gün, kırk gece geçtikten sonra emaneti vereceksin. O vakte kadar il ve ulus ile hoşlaş, vedalaş, helalleş!” (Necati Demir, Dede Korkut Destanı’nın Türkmenistan Boyları, Ötüken Yay., İstanbul 2020, s. 161-210)  diye bir ses kulağına gelir. Korkut Ata bunun üzerine denilen süre kadar yaşar. Bu sürenin sonunda İç Oğuz ve Dış Oğuz’da kim varsa çağrılır. Helallik, hoşluk alınır. Korkut Ata, o sırada vefat eder. Naaşı Oğuz ilinde Türkistan’a götürülür. Orada defnedilir.

Köroğlu Çardağlı Çandıbil denen bir yerde yaşamaktadır. Burası Köroğlu’nun Türkmenistan rivayetinde onun ve arkadaşlarının yaşadığı yerdir. Köroğlu halkını buradan yönetmektedir. Kendisi buranın sultanı Cıgalı Beg’in torunu Adıbeg’in oğludur. Çandıbil, Türkiye’de Çamlıbel olmuştur. Ayrıca Çandıbil, Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat yakınlarında bulunmaktadır. Köroğlu burayı kendisine merkez yapmıştır (Necati Demir, a. g. e., s. 175).

Korkut Ata toy toy gezerken Köroğlu bir rüya görür. Köroğlu ve arkadaşları bir meclis kurmuş oturmaktadır. Ayvaz çalmakta ve bir şeyler anlatmaktadır. O sırada Köroğlu da bir köşede dinlenmektedir. Köroğlu birden yerinden sıçrar. Kendinden geçmiş bir hâlde öylece oturmaktadır. Ayvaz saz çalmayı ve hikâye anlatmayı bırakır. Köse Zennar, Köroğlu’nun hâlinden bir gariplik olduğunu anlar. Durumu sorarlar. Köroğlu gördüğü düşü anlatır. “Benim gözüme üç yangın göründü, bu yangınlar gittikçe bizim yurdumuza yakınlaştı. Herkes kaçmaya başladı. Ben de ne edeceğimi bilmeden sıçrayıp uyandım.” der.

Köroğlu’nun arkadaşları bu rüyayı kendilerine göre yorarlar. Neticede herkes bir şeyler söyler. Köroğlu’nun Deli Perren adlı bir yiğidi vardır. O “Bu rüyayı sadece Kokrut Ata bilir.” der. Köroğlu üç yiğidi Korkut Ata’yı bulmak üzere görevlendirir. Onlar da atlanıp yola çıkar. Bunlardan biri de Köse Zennar’dır. Bu yiğitler Vekil Han’ın, oğlu Konur Bey’in esaretten kurtuluşu şerefine düzenlediği bir toyda Korkut Ata’yı bulurlar. Köse Zennar durumu anlatır. Korkut Ata yol hazırlığına başlar. Köroğlu’nun gönderdiği yiğitler ve Korkut Ata uzun yolları geçtikten sonra Çardağlı Çandıbil’e varırlar. Köroğlu ve halkı Korkut Ata’yı bir menzil öteden karşılamaya çıkarlar. Köroğlu ve Korkut Ata Karrıkale denen yere gelirler. Burası Köroğlu’nun mekânlarından birisidir. Burası bugün Türkmenistan’ın güneybatısında yer alır ve Mahtumgulu bölgesinin idari merkezidir (Necati Demir, a. g. e., s. 179).

Köroğlu, Korkut Ata’yı çok güzel ağırlar. Herkes en güzel kıyafetlerini giyer. Korkut Ata’nın gelişi bir toy sevinci içinde kutlanır. Köroğlu’nun meclisinde muhabbet halkası kurulur. Sohbetler edilir, misafirler gelir. Yeme-içme ve muhabbet faslından sonra Korkut Ata dinlenmek üzere çadırına çekilir. Daha sonra Köroğlu “Korkut Ata’yı daha nasıl güzel ağırlayabiliriz?” diye halkının ulularını çağırır, müşavere eder. Bunun için yine Köroğlu’nun mekânlarından biri olan Tazekale seçilir. Burada insanlar birikmeye başlar. Burada büyük bir ziyafet başlar. Açlar doyurulur, çıplaklar giydirilir. Korkut Ata elinde kopuzuyla destan söyler. Bu sırada Köroğlu gördüğü düşü Korkut Ata’ya anlatır. Korkut Ata şöyle der: “Ey oğlum Köroğlu! O senin üç yangının, gelmekte olan açlık yıllarıdır. Siz bu açlıktan ilinizi ve ulusunuzu iyi koruyun!”

Köroğlu, Korkut Ata’ya ilini açlıktan nasıl koruması gerektiğini sorar. Destanın burasında Korkut Ata manzum olarak bunun tedbirlerini söyler. Ticaret yapmayı, mahsul biriktirmeyi, bunları iyi saklamayı, israf etmemeyi tavsiye eder. Bundan sonra Köroğlu, halkının ulularına üç günün sonunda mahsul yığmakla ilgili bir görüşme yapacağını duyurur. Köroğlu yiğitleriyle beraber görüşmenin nihayetinde Korkut Ata’dan çadırından çıkmak üzere müsaade ister. Korkut Ata bir başına kalır. Yine o sesi duyar: “Korkut’un kabri kazıldı!”

O sırada içeriye misafirler girer. Bunlar Göklen Han’ın elçileridir. Göklen Han’ın halkı birbirine düşmüş ve barışı sağlamak üzere Korkut Ata davet edilmektedir. Bu sırada Köroğlu durumu öğrenmiş ve Korkut Ata’nın yanına gelmiştir. Korkut Ata, Köroğlu’na eğer gitmezse il halkının birbirine düşeceğini, savaş olacağını söyler. Köroğlu onun gitmesine razı olur. Uğurlamak için dışarı çıkar. Köroğlu, Korkut Ata’yla vedalaşır. Korkut Ata gelen elçilerle birlikte yola koyulur.

Dede Korkut Destanı’nın Türkmenistan Boyları’nda Köroğlu bir de Bayındır Han’ın üzerine yürüyen Togta Han münasebetiyle de söz konusu edilmektedir. Togta Han, İç ve Dış Oğuzlar’ın hükümdarı Bayındır Han’ı yenmek ve onu ortadan kaldırmak istemektedir. Bunun için yüz bin kişilik bir ordu hazırlamıştır. Bayındır Han bunu bir casusu yoluyla haber alır ve Togta Han’ın gece yürüyerek gündüz dinlenerek üzerine geldiğini öğrenir.

Bunun üzerine Bayındır Han bütün Oğuz boylarına iki yüz bin kişilik bir ordu hazırlanması emrini verir. Tez zamanda iki yüz bin kişilik bir ordu hazırlanır. Savaş hazırlıkları biter. Bu arada Korkut Ata savaş için toplanan bu Oğuz yiğitlerine nasihatte bulunur.

Bayındır Han ordusunu hazırladıktan sonra komutayı ele alıp yürüyüşe geçer. Bir dağın eteğinde durur. Askerlerini dörde ayırır. Ordunun bir kısmı Togta Han’ın askerlerini sağ ve arka taraftan kuşatacaktır. Bu askerlere Salur Kazan yolbaşlık edecekti. İkinci kısım ise düşmanın geldiği yolun batı tarafına yönelecektir. Bu kısma da Köroğlu yolbaşlık edecektir. Ordunun üçüncü kısmına Teke Beyi Zaman Bey yolbaşlık edecektir ve düşmanın geldiği yolun doğu tarafına yönelecektir. Dördüncü kısma ise Bayındır Han yolbaşlık edecektir ve o Togta Han’ın tam karşısına çıkacaktır.

Bu savaşta Togta Han ve ordusu büyük bir yenilgiye uğrar. Togta Han kaçmaya çalışırken Köroğlu onu esir alır. Ellerini bağlar ve Bayındır Han’ın huzuruna getirir.

Burada dikkatimizi çeken husus Köroğlu’nun Salur Kazan, Korkut Ata ve Bayındır Han gibi Dede Kokut Destanı’nda çok önemli yerleri olan şahsiyetlerle birlikte anılması, Bayındır Han’ın ordusunu komuta etmesi ve savaşta düşmanın hükümdarını esir alıp Bayındır Han’a getirmesidir. Bu durum Bayındır Han’ın Köroğlu’na itimadının hiç de boşa gitmediğini, onun güçlü bir destanî şahsiyete sahip olduğunu, Oğuz destan geleneği içinde yüzlerce yıldan beri niçin yaşadığını göstermektedir.

Bunun işaret ettiği bir diğer durum ise Türk destanlarının bir bütün olduğunun ve bunların Oğuznâme geleneği içinde ele alınması gerektiğinin yeniden ortaya çıkmasıdır. Burada Türk destan geleneğinin en önemli şahsiyetleri bir aradadır. Üstelik Köroğlu ve Dede Korkut Destanı’ndaki şahsiyetler arasında artık bir bütünlük söz konusudur. Zamanın ve mekânın belirsizleşmesi veya aradaki farkın kapatılması onları bu güçlü anlatı geleneği içerisinde bir araya getirmiştir. Bu durum Köroğlu araştırmalarıyla ilgili yeni bir bilgidir ve Türk destan geleneği içerisinde başka sürprizlerin de olabileceğine işaret etmektedir.

Köroğlu’nun Dede Korkut Hikâyeleri’yle kurduğu yakınlık bu anlatıların işleyişinde de görülür. Köroğlu anlatılarında onun esir düşmesi ve padişahın kızının ona yardım etmesi, anlatıcıların Dede Korkut’ta zaman zaman tekrar edilen “At ayağı külüng, ozan dili çevik olur” sözünü söylemeleri, Köroğlu ve koçaklarının uyku sırasında yakalanıp elleri ve kollarının bağlanması ve bunun Dede Korkut’taki Oğuz uykusuna çok benzemesi bu hikâyeler arasında kurabildiğimiz yakınlıklardan sadece birkaçıdır. Köroğlu hikâyelerinin destandan halk hikâyeciliğine geçiş aşamasında aslında Dede Korku Hikâyeleri’nin yaşadığına benzer bir süreç yaşaması ve hem Köroğlu’nun hem de Dede Korkut’un büyük bir Oğuznâme geleneğinden kopup gelişen destanlar ve hikâyeler olduğu artık daha net bir şekilde anlaşılmaktadır.

Buna göre Köroğlu anlatılarının Dede Korkut’la kurduğu yakınlıklar bundan daha fazladır ve bu mevzu derinlemesine ele alınmaya muhtaçtır.

O hâlde Köroğlu, büyük Türk destanı Oğuznâme içerisinde değerlendirilmesi gereken bir şahsiyet olmaktadır. Onun destânî hayatı bize bunu söylemektedir. Köroğlu’nun daha sonraki zamanlarda yaşayan başka şahsiyetleri de içine alacak şekilde bir nehir gibi çoğalarak ve zenginleşerek günümüze doğru geldiğini söyleyebiliriz.

Köroğlu anlatılarında bunun bariz izleri vardır. “Köroğlu’nun Oğlu Hüseyin Bey Kolu”nda Hüseyin küçük bir çocukken dışarıda oynar. Arkadaşlarından birisi ona “Senin baban yok!” der. Bu söz Hüseyin Bey’e çok dokunur. Gider annesi Telli Nigar’ı sıkıştırır ve babasının kim olduğunu sorar. Benzer durumun Dede Korkut Hikâyeleri’nde babası zindanda olan kahramanlar için de söz konusu olduğu ve bu hikâyelerin ortak bir destan geçmişinden geldiğini söylemek herhalde yanlış olmaz.

Yine “Köroğlu’nun Oğlu Hüseyin Bey Kolu”nda Hüseyin Bey, resmini görerek âşık olduğu Tiflis hükümdarının kızı Zeycan’ı almaya gittiği bir sırada çitlerin ardına yapılmış bir sarayın önünde Ceyhun Arap adlı biriyle bir savaşa tutuşur ve onu yener. Ceyhun Arap, kendisini kim yenerse kızı Güllübal’ı onunla evlendirecektir. Köroğlu’nun oğlu Hüseyin Bey, Ceyhun Arap’ı yener ve Köroğlu’nun “Bir yiğit ki sana boyun eğerse / Kılıcı dayayıp kesici olma” nasihatini uyup onu öldürmez. Ceyhun Arap da kızı Güllübal’ı Hüseyin Bey’e verir. İki genç evlenirler. Fakat gerdek gecesi Hüseyin Bey, yatağa bir kılıç koyar ve Güllübal’a “Ben, bir başka kıza âşığım, pir elinden dolu içmişim!” der (Ümit Kaftancıoğlu, Köroğlu Kol Destanları, Kültür Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1979, s. 135).

Bu durum bizim destan geleneğimi içerisinde yer alan metinlerde de karşımıza çıkan bir husustur. Benzer durum Dede Korkut Hikâyeleri’nde de karşımıza çıkar. Yine Zeycan’a kavuşan Hüseyin Bey onun dizlerinde uyurken, Ali Bezirgân adında Cihan Şah’ın bir adamı cellâtlarla ve askerlerle çıkagelir. Zeycan, Hüseyin Bey’i uyandırmaya kıyamaz ve bir türkü söyler. Aslında bu motifler Dede Korkut Hikâyeleri’nde de zaman zaman karşımıza çıkmaktadır.

Sonuçta Köroğlu Destanı’nın Türkler arasında yaygınlık göstermesinin temelinde onun Türklüğün ortak destanı olması yatar. Bugün Türkmenler ve Azerbaycan Türkleri arasında da Köroğlu Destanı oldukça yaygındır. İran’da yaşayan Türkler arasında da Köroğlu çok iyi bilinir, asırlardan beri onun hikâyeleri anlatılır durur.

Köroğlu anlatılarının en uzunu Azerbaycan’da tespit edilmiştir. Bu hususta Faruk Sümer’in şu tespitlerini okuyalım: “Kör-Oğlu destanı daha XVII. yüzyılda İran Türkleri arasında da yayıldı ve onlar tarafından da alâka ile karşılandı. O derecede ki onların da millî destanı haline geldi.” (Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri-Boy Teşkilatı-Destanları, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 5. Baskı, İstanbul 1999, s. 363).

Fakat burada bizim hocamıza katılmadığımız taraf, Köroğlu’nun 16. Yüzyıl’da ortaya çıktığı ve bunun bir destan mahiyetinde Türkler arasında yayıldığı konusudur. Bizce İran, Türkmenistan, Azerbaycan Türkleri arasında yaygınlaşan Köroğlu, destan kahramanı olan ve Dede Korkut Hikâyeleri içerisinde de kendine bir yer bulabilen Köroğlu’dur. Elbette bu destanlarda Anadolu ve İran coğrafyalarında yaşanan birtakım olaylar da söz konusu edilmiş olabilir. Fakat bu kısımda ele aldığımız Dede Korkut ve Köroğlu bahsi de bize bunların ortak destanî anlatılardan olduğunu düşündürmektedir.

YASİN ŞEN

Yazar Hakkında:

Yasin ŞEN

Yazarın diğer makalelerinden: