3 Temmuz 2022

İnsanlık din, dil, ırk ve coğrafya farklılıklarına bakılmaksızın fıtrat gereği birçok konuda ortak yönlere sahiptir. İnsanlığın ortak yönleri onun yaratılışındaki özelliklerinden ileri gelmektedir. Örneğin sevginin, merhametin, üzüntünün, sevincin menşei yoktur. İnsanlığın çağlar boyu bölgeler ve kıtalar arası yaptığı göçler farklı milletlerin birbiri ile karışıp kaynaşmasını ve ortak kültürlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Söz konusu ortak yönler bazen mutfak kültürü, bazen giyim, bazen düğün, kına merasimleri, bazen halk oyunları, bazen de hepsinin bir arada olduğu ortak oluşumlar olarak karşımıza çıkar. Bu tespitten hareketle Karadeniz kemençesinin bölgede yaşayan azınlık halklara ait olduğu tartışması bilimsel olmasa da geleneksel kültürümüzün sınırlarımız dışındaki etkileri bakımından zaman zaman aidiyet tartışmalarına yol açmaktadır. Karadeniz bölgesinde yaşayan Rum, Laz, Gürcü gibi azınlıkların asırlar boyu birlikte yaşadıkları bölgede ortak değerleri kabullenmiş olmaları tabii bir sonuçtur.

Kemençe, Türk halk kültüründe en köklü çalgı aletleri arasında yer almaktadır. Kemençenin kelime kökeni Farsça “kaman كمان; kavis, yay” sözcüğünden alıntıdır. Farsça “kamança كمانچه; ok atmak için kullanılan bir tür kısa ve küçük yay demektir. Farsça “kaman; yay +ça soneki ile küçük, ufacık anlamında; kamança” şeklinde ifade edilmiştir. Bu sözcük Azerbaycan, Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan’da ayniyle “kamanca” olarak kullanılmaktadır. Türkiye’de ise kemençe ve kemane şeklinde kullanılır. Farsça “kaş كش; çeken” sözcüğünden alıntıdır. Osmanlı’da okçular için “yay çeken, okçu” anlamında “kemankeş (doğrusu kamankaş)” deyimi kullanılmıştır. Farsça “kaş كش” sözcüğü Türkçede “keş” olarak kullanılmaktadır. Bu bağlamda “esrarkeş; esrar çeken” anlamına gelmektedir.

Türkiye’de “sigara içmek” şeklindeki yanlış anlamda kullanılan deyimin doğrusu “sigara çekmek” olmalıdır. Türk edebiyatında keman sözcüğüne geniş yer verilmiştir; sevgilinin kaşları yaya (keman), kirpikleri oka benzetilmiştir; bu bağlamda “keman kaşlı” deyimi kaşları yay gibi kavisli olan demektir. Kemençenin icrasında kullanılan edevata “yay” denilmesi de “kaman” sözcüğü ile ilişkilidir. Binaenaleyh hem köken bilim olarak, hem de Türk dünyasında kullanılan benzer yaylı çalgılarımızın musiki kültürümüzde kadim tarihten beri fazlaca yer alması kemençenin Türk musiki kültürünün milli çalgılarından biri olduğunu ispat etmesi için yeterlidir. Orta Asya’dan göç eden çeşitli Türk boyları asırlar boyunca dünyanın pek çok bölgesine yerleşmiş ve zaman içinde kurduğu devletlerle pek çok kavimler üzerinde kalıcı kültür etkisi bırakmıştır. Milletlerin tarihi gelişimi içinde şekillenen kültürler, toplumların sahip olduğu değerlere ve yaşadığı coğrafi bölgelere göre biçimlenmektedir. Şifahi anane yoluyla kuşaktan kuşağa taşınan kültür değerleri; örf, adet, anane, töre, gelenek, alışkanlık, görgü kuralları gibi halk kültürü unsurları toplumsal yapının oluşmasını ve gelişmesini sağlamıştır.

Toplumların birbiriyle olan kültürel etkileşimi, farklı kültürlerin meydana gelmesini sağlamıştır. Günümüzde Kafkaslarda yaşayan Müslüman ve gayrimüslim halkların pek çok ortak kültür benzerlikleri vardır. Örneğin Kafkaslarda yaşayan farklı din ve ırka mensup halklarda halk oyunları ve giyim kültürleri büyük benzerlik arz eder. Geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi günümüzde de bölgeler ve kıtalar arası göçler mütemadiyen devam etmekte ve kültürler arası yeni oluşumlar meydana getirmektedir. ABD ve Avrupa’da yaşayan yaklaşık altı milyon Türk ve milyonlarla başka coğrafyalara mensup Müslüman azınlıklar önümüzdeki yüz yıl içinde yeni bir karma kültür meydana getirecekler ve söz konusu yeni kültür hâkim toplumla azınlıkların kültüründen oluşacaktır. Bunun belirtileri şimdiden başlamış saz, kemençe, kemane, tulum, davul, zurna, ney, balaban, deft gibi Türk kültürünün geleneksel çalgı aletleri ABD ve Avrupa ülkelerinde hem bireysel, hem de akademik alanda öğrenilmektedir.

Geleneksel halk kültürünün yaşatılması halk çalgı aletleri, edebiyat ve eğlence motifli oyunlarla sürdürülmektedir. Geleneksel kültürün iki temel ayağı vardır; din ve milli değerler. Din motifli ayinler inanç bağlamında yerine getirilirken, milli değerler düğün, kına gecesi, seyirlik oyunlar, âşıklık geleneği, kahramanlık destanları, örf adet, töre, gelenek gibi sosyal hayata dair kültürel değerlerin yerine getirilmesinde halk çalığı aletleri ana unsurdur. Binaenaleyh “Karadeniz Müziği” kavramının 1950’den başlatılması son derece yanlış ve bilimsel doğru bir tanımlama değildir. “1950’li yıllarda “Karadeniz Türküsü” olgusunu oluşturmuştur. Bundan sonra müzik piyasasının ürettiği “Karadeniz Müziği” kavramı ve bölge müziğinin önce arabesk, sonra pop, pop-arabesk, rap, hip-hop gibi alt kültür ürünlerinden etkilenimleri, Doğu Karadeniz Bölgesi müziklerini birbiri içine katmış, bölge müziklerinin zamanla zenginliğini kaybetmesine olanak sağlamıştır.” [1] Musiki sabit olarak sürdürülen bir kültür olgusu değildir.

Zamanın şartları içinde mütemadiyen değişen ve yeniden harmanlanan halk kültürüdür. Sadece icra olarak değil, çalgı aletlerindeki değişimle de yeniden adlandırılabilmektedir. Somut bir örnek vermek gerekirse “uzun sap” ve “kısa sap” bağlama olarak adlandırılan sazlar perde sayısına göre farklı çalma tekniği ile icra edilse de esas itibariyle “saz” olarak bilinmektedir. Geçmişte parmak (şelpe) tekniği ile icra edilen 12 perdeli sazımız 20. Yüzyıl başlarından itibaren radyonun yaygınlaşmasına paralel hem icra olarak, hem perde sayısı itibariyle büyük değişime uğramıştır. Günümüzde uzun sap sazlarda 23, kısa sap sazlarda 19 perde mevcuttur. Sazın uğradığı değişim sadece perde sayısının artırılması ile kalmamış boy ölçüleri, icra tekniği ve düzen olarak da yeniliğe uğramıştır; “Neşet Ertaş sazı” olarak isimlendirilen şahsa münhasır 46 perdeli saz türü, değişik ölçülerdeki sazlardan en bilinenidir. Bu şekilde başka sazlarda da yeni ses düzenleri ve telleme yöntemleri ortaya çıkmıştır: Günümüzde kara düzen veya bozuk düzen, misket düzeni, bozlak düzeni, bağlama düzeni gibi farklı isimlerle adlandırılan ses düzeni ve sazların farklı telleme şekilleri geliştirilmiştir: Ters telleme, üç telli, dört telli gibi daha başka telleme çeşitleri de uzun yıllar içinde ortaya çıkmıştır.

Türkiye’de “şelpe” tekniği olarak bilinen mızrapsız icra şekli esas itibariyle kadim Orta Asya müzik kültürümüzden gelen bir yöntemdir. Günümüzde Türk Cumhuriyetlerinde ve Uygur Türklerinde telli çalgıların icrasında şelpe tekniği kullanılırken zaman içinde Türkiye’de telli çalgıların icrasında mızrapla çalmaya geçilmiştir. İnsanlık kültürü açısından bakıldığında ise pek çok ülkelerin geleneksel müzik aletlerinin icra tekniğinde de şelpe ile çalınmaktadır. Örneği dünyada en yaygın bilinen gitar şelpe ile çalınır. Buraya kadar teknik ayrıntılarla ele aldığımız konunun esas nedeni Karadeniz bölgesi müzik kültürünün vazgeçilmez telli çalgısı kemençenin yanı sıra 20. Yüzyıl başlarından itibaren sazla icra edilen Karadeniz türküleri tedricen yaygınlaşmaya başlamıştır. Günümüzde sazın olmadığı hiçbir Karadeniz türküsü neredeyse icra edilmez olmuştur.

Kemençe, varlığını daha çok mahalli çalgı aleti olarak sürdürürken TRT başta olmak üzere diğer ulusal kanallarda ve özel müzik toplukları içinde kemençe yardımcı çalgı aleti olarak yer almaktadır. Bu durumda ilk bakışta olumsuz gibi gözükse de kemençenin geleneksel çalgı aleti olarak otantik yapısını koruması bakımından son derece olumlu bir sonuçtur. Saz çeşitlerinin, çalma ve telleme tekniğinin giderek yaygınlaşması müzik kültürümüzün bütün alanlarına sirayet etmiştir. Sazın icra edilmediği hiçbir müzik türü yoktur. Türk sazı THM, TSM, senfoni, arabesk, arajman, pop, rap, özgün müzik türleri içinde icra edildiği gibi uluslararası alanda Hint, İspanyol, İtalyan, Yunan müziği içinde de yer almaktadır.

Daha çok “bağlama” adı ile anılan saz, akademik alanda da bütün yönleri ile incelenmekte ve lisans, yüksek lisans, doktora düzeyinde bilimsel eğitimi verilmektedir. Akademik alanda hem icracı, hem ses sanatçısı olarak bilinen isimler giderek Türkiye’de yaygınlaşmaktadır. Onların başında Prof. Dr. Can Etili, Prof. Dr. Erol Parlak (Ankara Güzel Sanatlar Üniversitesi rektörü) gelmektedir. Hale Gür, Mehmet Erenler gibi akademik unvanı olmayan THM koro şefliği ve konservatuar hocalığı yapmış pek çok ünlü isim mevcuttur. Günümüzde sazın etkisi sınırlarımızı aşmış, uluslararası alanda kendisini kabul ettirmiştir. Önümüzdeki yüz yıl içinde sazın nüfuz alanı uluslararası boyutta kendisini gösterecektir. Karadeniz türkülerinin icrasında giderek ana saz haline gelen bağlama eşliğinde ara saz olarak icra edilen kemençe, daha çok mahalli sanatçılar tarafından yöresel düğün, kına, eğlence ve yayla şenliklerinde öne çıkmakta ve uluslararası göçlerle sınırlarımız dışında da etkisini göstermektedir…

 

[1] AKAT, Abdullah, “Doğu Karadeniz Bölgesi Müziklerinin Popülerleşme Süreci ve Etkilenimleri” (Araştırma Görevlisi). 38. ICANAS Kongresi Bildiriler Kitabı, Cilt 1. s. 48, Ankara/2009

Yazar Hakkında:

Abdülkadir İNALTEKİN

Bu kategorideki Makalelerden