< < Türk Felsefesinin İmkanı Üzerine - Doç.Dr.Levent Bayraktar ile Sohbet
Söyleşiler
Pazar, 22 Ocak 2017 20:38

Türk Felsefesinin İmkanı Üzerine - Doç.Dr.Levent Bayraktar ile Sohbet

Değerli hocamız, Türkiye’nin önemli felsefecilerinden birisi olarak temayüz eden sayın Doç.Dr. Levent BAYRAKTAR ile “İmkandan gerçeğe Türk felsefesi”ni konuştuk. Felsefe, dünya görüşü, felsefe ideoloji konularını onun yorumlarından kaydettik. Çok yararlı bir söyleşi oldu, ufkumuz açıldı. Onların gayretiyle şimdilerde bir Türk felsefe geleneğini oluşuyor. Umarız ki o gayretler yeniden bir Türk medeniyeti tasavvuruna da zemin oluşturur. Konuya ilgi duyanlar ve bütün Türk milliyetçileri bu söyleşiyi dikkatle okumalı, yorum ve önerileri tartışmalı.
LeBa5

Değerli Hocam, uygun görürseniz felsefe tanımı ile başlayalım.
Felsefe nedir ve felsefe ile varlığa, bilgiye, kültüre ve değerlere bakmaktan ne anlamalıyız?


Felsefe özel bir bilgi ve insanlık başarısıdır. Bu yüzden oluşup gelişebilmesi için bilinçli bir dikkat ve çabaya ihtiyaç vardır. Felsefi bilgi ise diğer bilgi türlerinden ayrılır ve bilgi üzerine bilgi olmak gibi bir özgünlüğü vardır. Bu yönüyle felsefe; diğer insanlık başarılarından ayrı kendine özgü bir hususiyet taşır. Zira o, bütün diğer bilgi ve etkinliklerin değerini ve anlamını araştırır. Dolayısıyla öteki bilgi türleri veya bilim dalları yöneldikleri konuyu ne oldukları bakımından araştırırken; felsefe, üst bir bakış ve değerlendirme ile insan açısından (o konunun bilgisinin yanı sıra) değeri ve anlamını da sorgular.

Böylece felsefe, en temelde, insanoğlunun anlam arayışına bir cevap girişimi olarak betimlenebilir. Zira insanoğlu sadece nasıl sorusunun cevabını merak etmez. Niçin sorusu da en az nasıl kadar onu ilgilendirir. Yeryüzünde ölümlü bir hayata niçin doğuyor olduğumuz, nasıl dünyaya geldiğimizden daha çetin ve çetrefil bir meseledir. Keza yeryüzünde savaş ve şiddetin varlığını araştırmak yanında, bunların nasıl ortadan kaldırılabileceğini ve insanca bir düzenin nasıl kurulabileceğini tasarlamak ve tahakkuk ettirmek de “felsefe ile” meselelere bütüncül olarak bakabilmeyi gerektirmektedir.

Görülüyor ki “felsefe ile” tema ve sorunlara yaklaşmak; insanoğluna ufuk kazandırmakta ve alternatif bir dünya kurmak hususunda umuda dönüşmektedir. Olması gerekeni paranteze alarak sadece olan ile yetinmek, daha insanî ve erdemli olanı düşünmek ve tasarlamaktan insanı alıkoymaktadır. Oysa felsefe ile bakmak; daima bir umut ve çıkış yolunun var olduğunu göstermekte ve onu bulup kurtulmak için şevk ve cesaret vermektedir.

Bu yanıyla felsefeyi ütopik bulanlar, reel-politik karşısında çocuksu bir iyimserlikten öte bir etkisinin olmadığını ve olamayacağını düşünenler vardır veya olabilir. Fakat unutulmaması gereken en temel husus “insan gerçeği”dir. Zira insan, herhangi bir nesne değildir. İnsan, zamanda şimdiye mekânda da buraya hapsolmuş veya hapsedilebilecek bir varlık da değildir. İnsan, zamanı üç boyutlu olarak yani geçmiş, şimdi ve gelecek bağlantısını kurarak bir bütün şeklinde idrak edip yaşayabilen biricik varlıktır. Bu yönüyle insan, şuurlu bir varoluş sergiler. Hafıza ile sürekliliğini tesis eder ve bir kimlik ve kişilik sahibi olur. Ayrıca kendi kendisini seçen ve gerçekleştiren yegâne varlık olarak da bir bilinç geliştirir. Bu varlık bir varoluşa sahiptir.

Varoluş; insanın seçimlerinde özgür olması ve sonuçlarını sorumluluk ile üstlenmesi ile gerçekleşir. Böylece insanoğlu varlık düzeni içerisinde varoluşunu gerçekleştirme imkânına sahip özel bir varlık olarak ortaya çıkar.

Varoluş imkânı özne olmakla tahakkuk ettirilebilir. Özne olmak da, varoluşun sorumluluğunu üstlenebilmek pahasına kazanılabilir. Böylece varoluş bilinci ve gayreti insanoğlunu herhangi bir fert olmaktan çıkararak onu bir şahıs (kişi/özne) haline getirir.

“Felsefe ile”, insanı ve onun eliyle ortaya konulmuş olan kültürü anlamaya çalışmak, beraberinde, onu bir değer varlığı olarak görmeyi de getirmektedir. Bugün dünyanın felsefeden beklediği temel katkı; değerlerin fark edilmesi ve insanca bir düzenin kurulabilmesi için bilinç yaratmasıdır.

İdeolojiler, önyargılar ve bağnaz zihniyetler yerine felsefe ile konuların/sorunların ve kavramların ele alınması, zihinsel bir farkındalık ve kavrayışa vesile olacaktır. Felsefenin zor ve anlaşılmaz meseleleri konu edindiği yolundaki peşin hükmün artık terk edilmesinin zamanı gelmiştir. O yüzden felsefecilerimiz toplumun ve insanlığın karşısına çıkarak “felsefe ile” çağımızı, olayları, sorunları ve kavramları yeni baştan değerlendirmek durumundadırlar. Bunu söylemek, her şeyin “felsefe ile” yerli yerine oturtulabileceği iddiasından ziyade “felsefe ile” değerlendirme ve anlama gayreti içerisine girebildiğimizde, toplumumuzun ve bütün bir insanlığın daha iyi ve güzele doğru bir arayışa yönelebileceği tespiti ve ümidini dile getirmektir.

Kısacası “felsefe ile” düşünmek ve düşünerek, bir değer adına, bir değer kaygısıyla eylemek, insanoğlunu bir kimlik numarası olarak görmek yerine, onu bir kişilik ve özne olarak görmeyi sağlayacaktır. Dolayısıyla “felsefe ile” insana bakmak; onu bir “değer öznesi” ve “ahlak kişisi” olarak görmeyi beraberinde getirecektir. Zira ancak “felsefe ile”, insanın ontik ve otantik varlığı temellendirilerek, varoluşu anlamlandırılabilir.

LeBa4


Felsefe yaparken genel olarak bütün arayışların temelinde “varlık fikri / varlık anlayışı” olduğu kabul edilir. Özgün “varlık anlayışı” na dayanarak insanlığa yön veren dünya görüşlerinin bir felsefeden yola çıktığını söyleyebilir miyiz? Bir diğer ifadeyle bir felsefi anlayışın bir “dünya görüşü” oluşturabilme imkânı olur mu?

Öncelikle felsefe ve dünya görüşü arasındaki farkı tebarüz ettirerek işe başlamamız gerekir. Zira felsefe, özgür bir bilinç ve rasyonel bir inşa yoluyla sistematik bütünlüğü olan ve daima eleştiriye açık bir düşünsel etkinliktir. Dünya görüşü ya da ideolojiler ise zaman zaman çeşitli felsefelerden beslenseler de aslında sonunda sabit ve değişmez bir doktrine dönüşebilirler. Bu bakımdan felsefe ne kadar açık ve evrensel bir entelektüel etkinlik ise ideolojiler de o nispette kapalı ve eleştiri kabul etmez fikir sistemleridir. Felsefenin dünya görüşü oluşturabilmesi meselesine gelince, felsefenin bir kültürdeki en hayati fonksiyonu canlı ve dinamik bir düşünce hayatı yaratabilmektir. Felsefe, içinden çıktığı kültürün bilinci olmaya yönelmiş bir etkinliktir. Fakat bu dünya görüşü veya bir ideoloji olduğu anlamına gelmemelidir. Dünya görüşü, kitlelerin hayatı algılama ve yorumlama biçimi olabilir. Bu algı ve yorumlamanın milli bir perspektif taşıması o kültür ve medeniyetin varlığını koruması açısından gerekli de olabilir fakat bu husus çok hassas bir denge üzerinde durmaktadır. Kültürler canlı ve dinamik geleneklerle, değerlerle, icatlarla ve keşiflerle yaşarlar. Bunun için de eleştirel düşünceye dayalı özgür bir hayata ihtiyaç duyarlar. Dünya görüşleri ise aramaktan çok, bulmuş olmanın rahatlığı içindedirler ve eskimeye mahkumdurlar. O yüzden felsefenin dünya görüşü olması veya felsefeden bir dünya görüşü çıkartmak yerine; kültürün içinden onun bilinci olabilecek canlı bir felsefe hayatı yaratmaya çalışmak, diğer bir değişle, felsefileşmiş bir medeniyet olmanın yollarını bulmak ve inşa etmeye yönelmek gerekmektedir. Gelenekli bir düşünce hayatı ideolojik bir müfredat ve formasyonla değil felsefi muhakeme ve kritik üzerine bina edilebilir.

Türk tarihi ve coğrafyasında, eski zamanlardan bugüne devamlılık halindeki Türk düşüncesi ve Türk kültürünü, bizim için yerel amaçla ama dünyaya da evrensel mesajlar verebilecek güçte felsefenin diliyle anlatmak mümkün müdür?  Bu noktada bir “Türk Felsefesi” öne sürmek mümkün olabilir mi? 

“Türk Felsefesi” Türkçe ortaya konulmuş “hikmet”in tarihi ile başlar. Hikmet, sözlü ve yazılı olmak üzere iki şekilde ifade edilmiş olabilir. Bu yüzden edebiyat tarihimiz ile düşünce tarihimiz yardımlaşmak ve dayanışmak durumundadır. Edebiyat tarihimiz için söz konusu olan sözlü ve yazılı edebiyat safhaları düşünce tarihi için de geçerlidir. Ayrıca İslamiyet’ten önceki ve sonraki edebiyat ayrımı da düşünce alanında da caridir. Böylece bu sınıflandırmadan ilham alarak “Türk Düşünce Tarihi”ni de sözlü ve yazılı dönem, ardından da İslamiyet’in etkisinde gelişen düşünce ve medeniyet hayatı şeklinde tasnif edebiliriz. Düşünce Tarihi sürekli gelişen, dinamik bir mahiyettedir. Düşüncenin gelişimi daima iç sebepler ve dinamikler ile açıklanamaz. Kültürler arasındaki iletişim ve etkileşim de en çok bu alanda kendisini gösterir. Çünkü rasyonel bir insanlık başarısı olan bilim ve felsefe tercümeler yoluyla bir kültürden diğerine aktarılmak suretiyle gelişir ve zenginleşir. Bu yüzden İslam kültürü çerçevesinde gelişen Türk Düşüncesi; Mısır, Mezopotamya, Hint, Çin, Grek, Süryani vb kültürlerin birikimlerini Arapça üzerinden tevarüs etmiştir. Bu etkilerin Biruni, Farabi, ibn Sina, Uluğ Beg, Yusuf Has Hacib, Sadreddin Konevi, Mevlana gibi âlim ve mütefekkirlerimizde çeşitli yansımaları mevcuttur. Bunlar ve daha burada sayamadığımız diğer mütefekkirlerimiz, kendilerinden önceki insanlık birikimlerini tevarüs etmek suretiyle hem kendi kültürümüze kazandırmışlar hem de onlara kendi katkılarını ilave ederek geliştirmişlerdir. Eğer ortaçağ Türk-İslam medeniyeti bu denli parlak bir bilinçle insanlığın ortak mirasına sahip çıkıp, onu tevarüs edip, üzerine orijinal katkısını ekleyip, koruyup geliştirmemiş olsaydı şüphesiz kültür ve uygarlık tarihi çok fakir ve talihsiz bir durumda olacaktı. Çünkü ortaçağ Batı dünyası otorite zihniyeti denilen bir anlayışa saplanarak, tabiattan uzaklaşmış ve bağımsız, yaratıcı düşünme pratiklerini büyük ölçüde yitirmiş durumdaydı. Bu esnada Batı dünyasının İslam medeniyeti ile karşılaşması, unutulmuş olan bilim ve felsefe gelenekleri ile yeniden irtibat kurmalarını ve Arapça üzerinden Latince ve daha sonra da milli dillere tercüme etmeleri sürecini hızlandırmıştır. İşte Batı dünyası için asıl Rönesans’ı hazırlayan hareket bu 12.yy’daki çeviri faaliyetleri (yani adına “12.yy Rönesansı” denilen bu hareket) olmuştur. Batı dünyasının uyanışı ve tabiata dönüşü; coğrafi keşifler, sömürgecilik, sermaye birikimi, sanayi devrimi vb süreçleri hızlandırmıştır. Bilgi ve güç bakımından Batı’nın üstünlüğü elde etmesi, seküler, profan dünya görüşünün hâkimiyetini de beraberinde getirmiştir. Türk Düşüncesi bakımından bu süreçleri değerlendirmek gerekirse; Tanzimat ve Meşrutiyet dönemleri yeniden Batı’yı anlamak, anlamlandırmak ihtiyacı ve çabası içinde geçmiştir. Askeri ve teknik sahada girişilen yüzeysel ıslahatlar Batı’yı temelleriyle kavramaktan uzak olduğu için beklenen sonuçları doğurmamış ve sürekli nerede yanlış yaptık sorusunu gündemde tutmuştur. Cumhuriyetle birlikte, milli mücadeleden başarı ile çıkmış olmanın morali ve enerjisiyle tekrar, top yekun bir medeniyet hamlesi gerçekleştirmek istenmiş fakat eğitilmiş, vasıflı insan gücü ve her çeşit sermayenin savaşlarda kaybedilmiş olmasından hem bu nesilleri yeniden yetiştirmek hem de kurumlar ihdas ederek kalkınmak umulandan daha meşakkatli olmuştur. Bugün için Çağdaş Türk Düşüncesi, bir yandan kendi tarihi ile buluşmakta, yüzleşmekte bir yandan da bugünün dünyasında cari olan düşünce hareketleri ve problemleriyle etkileşime geçmenin yollarını aramaktadır.


Türk Felsefesi’ nin temel prensipleri ve teklif ettiği değerleri neler olabilir ya da olmalıdır?

Türk Felsefesi, Türk-İslam medeniyet dairesi içinde ve onun kurucu unsurları ile irtibatlı olarak tasavvur edilmelidir. Türk felsefesinin ve hümanizmasının evrensel kuşatıcılığı ve bütün bir cihanı kucaklayan değerler sistematiği vardır. Edeb ve adalet en temel iki erdemdir. Nizam-ı âlem ülküsünün dahi temeli edebdir. “Edeb iledir nizam-ı âlem, edeb iledir kemal-i âdem.” Bunu felsefi terimlerle söylemek gerekirse, kozmos, logos, nomos ve etos’un yani evren, evrende cari olan akıl, topluma yansıyan düzen ve insanı ayakta tutan değerler bir ve bütün olarak tasavvur edilmektedir. Böylece Türk-İslam dünyasının felsefe ve bilim anlayışı, insan, toplum ve evren arasında kurulan birlik ve bütünlük esasına dayanır. Bilim ve felsefe en temelde hakikatin aranması faaliyetidir. Bu bakımdan gayeleri itibariyle birleşirler. İnsan hakikat ile akıl ve vahiy üzerinden temasa geçer ve buluşur. İslam ilim tasnifinde, akli ilimler ve nakli ilimler olmak üzere iki grup meydana gelmiştir. İslamiyet’in gelişi ile Müslümanlar arasında iki faaliyet paralel olarak gelişmiştir: Bir yandan Kur’an-ı Kerim’in okunması, anlaşılması ve yorumlanması, bir yandan da önceki medeniyetlerin ortaya koymuş oldukları rasyonel insanlık başarılarının tevarüs edilmesi. Bu süreç; insanlık adına gurur ve mutluluk duyulacak, bütün zamanlar için örnek teşkil edecek kutlu bir dönemdir. Zira bu dönemde akıl ve vahiy arasında bir karşıtlık veya çelişki olamayacağından hareketle önceki bilgiler derlenmiş, deyim yerindeyse insanlık tarihi ve birikimi temize çekilmiştir. Bu durum tarih içerisinde çok ender dönemlerde başarılabilmiş ve medeniyet adına büyük bir hamle gerçekleştirilebilmiştir. Böylece bir yandan eski uygarlıkların başta bilim ve felsefe adına olmak üzere ortaya koymuş oldukları eserler Arapçaya kazandırılarak bu dil, zengin bir tefekkür dili haline gelmiş ve hemen ardından da orijinal âlim ve mütefekkirlerini yetiştirmiştir. Bunların eserlerine kuşbakışı bir gözle bakılacak olursa, akli olanla nakli olanın birlikte ve bir bütün teşkil edecek şekilde nasıl başarılı bir örnek oluşturdukları görülecektir. Hatta ilim ve tefekkürün de ibadet sayıldığı, teşvik ve himaye gördüğü de kolaylıkla tespit edilecektir. Bu tutum, bütün zamanlar için başarılı bir model olarak kendisine yönelecekler için ilhamlar vermeye devam etmektedir. Böylece Türk-İslam Medeniyeti’nin felsefe ve ilim anlayışı birleştirici ve bütünleştirici bir idea ekseninde oluşmuştur ve oluşturulmak durumundadır denilebilir. Zira bu idea; akıl ve nakil (vahiy) arasında bir çelişki veya karşıtlık görmediği gibi dünya ve öte dünyayı da birbirinden ayrı telakki etmez. Ayrıca din ile hayat arasında da bu birliği tesis etmeye çalışır. Böylece “dinli bir hayat, hayatlı bir din” tasavvur ederek “madde ve mana birliği”ni de gözetir. Doğal olarak bu din, ilim ve tefekkür tarzı sömürgeciliğe, zulme ve tahakküme kapalıdır. Türk-İslam Hümanizması’nın arka planında bu telakkiler yatmaktadır.

“Türk düşüncesini felsefenin diliyle anlatmak”  için ya da daha müşahhas bir ifadeyle “Türk Felsefesi’ni  hayata geçirmek” için hakim kılınacak bir metodoloji olabilir mi? Bu metodolojiden bir “ideoloji” oluşturulabilir mi?

Önceki sorulara verdiğimiz cevaplarda değinmeye çalıştığımız üzere; bugün medeniyet alanında bir buhran yaşadığımızı ve bilim, felsefe, sanat, ahlak ve hukuk alanları başta olmak üzere değerler alanına dönüp, yeni ve halis bir bilinçle inşa olmak zorunda olduğumuzu kavramaya mecburuz. Zira değerler, üzerinde spekülasyonlar yapılacak bir demagoji alanı değil yaşanarak, içselleştirilerek, bütünleşilerek varoluş gerçekleştirilecek yani insan olunacak alanı ifade eder. Türk felsefesini hayata geçirmek, yüce ve evrensel değerleri yaşamak ve esere dönüştürmekle mümkün olabilir. Bunun metodolojisi; liyakat ve hakkaniyeti tesis etmektir. Böylelikle, her alanda reşit ve yetkin insan yetiştirmek suretiyle, reşit bir toplum ve reşit bir devlet idealine kavuşulabilir. 

LeBa3


Doç. Dr. Levent Bayraktar’ın Özgeçmişi

Doç. Dr. Levent Bayraktar, 24.07.1972’de Ankara’da doğdu. İlk Orta ve Lise tahsilini bu şehirde tamamladı. 1989’da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümüne girdi ve 1993 yılında mezun oldu. 1994’de Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe (Felsefe Tarihi) Anabilim Dalı’nda Yüksek Lisans’a başladı. Ocak 1995’te mezun olduğu bölümde Araştırma Görevlisi olarak işe başladı. “Bergsonculuğun Türkiye’ye Girişi ve İlk Temsilcileri” konulu tezi ile 1997’de Yüksek Lisansını tamamladı. Aynı yıl aynı Enstitü ve aynı Anabilim Dalı’nda Doktora Programına kaydoldu ve ders döneminin ardından kayıt dondurarak, 265. kısa dönem celbinde (Kasım 1998-Temmuz 1999) vatani görevini yerine getirdi. 22.09.2003’te “Bergson’da Ruh-Beden İlişkisi” konulu tezini savunarak Doktorasını tamamladı. Ocak 1995 - Ekim 2004 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Felsefe Bölümünde Araştırma Görevlisi olarak çalıştı. Burada “İlkçağ Felsefesi Tarihi”, “Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi”, “Türk Dünyası Fikir Akımları” ve “Türkiye’de Çağdaş Felsefe Tarihi” adlı dersleri verdi. 13.10.2004 tarihinde Kırıkkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü, Genel Sosyoloji ve Metodoloji Anabilim Dalı’na Yardımcı Doçent olarak atandı. 2004-2005 Öğretim Yılının 2.döneminde Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde, “Türkiye’de Çağdaş Felsefe Tarihi” dersini vermek üzere Kırıkkale Üniversitesi’nden davetli Öğretim Üyesi olarak görevlendirildi.                         

1998’de Erzurum’da yapılan “Felsefe Kongresi”ne “Mustafa Şekip Tunç’un İnsan Anlayışı”; 2000’de Ankara’da gerçekleştirilen “Felsefe Kongresi”ne “Mustafa Şekip Tunç Düşüncesinde Model İnsanı Yaratacak Olan Eğitim Anlayışı”; 2004’de Kırıkkale’de düzenlenen “1.Ulusal Sosyal Bilimler Sempozyumu”na “Gayesi Olmayan Yolculuğun Anlamı: İnsan Ya Da Bergson’da Hayat Hamlesinin Yaratıcı Coşkusu”; 2005’te Manisa’da yapılan “Uluslararası Mevlana, Mesnevi ve Mevlevihaneler Sempozyumu”na “Mevlana’da Ruh-Beden İlişkisi Problemi”; Kasım 2005’te Hacettepe Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölümü önderliğinde düzenlenmiş olan “Türk Düşünce Geleneğinde Mehmet İzzet” konulu Panele “Mehmet İzzet’in Ardından”; Eylül 2006’da Manisa’da düzenlenen  “Mevlana, Mesnevi, Mevlevihaneler Sempozyumu”na “Mevlana ve Bergson’da Ruh Kavramı”; Ekim 2006’da  Ahi Evran Üniversitesi Ahilik Kültürünü Araştırma Merkezi ve Kırşehir Valiliği’nin ortaklaşa düzenledikleri II. Ahi Evran-ı Velî ve Ahilik Araştırmaları Sempozyumu’na “Ahilik ve Ahlak”; Kasım 2006’da Kırıkkale Üniversitesi Felsefe Bölümü önderliğinde yapılan “Felsefe Paneli”ne “Cumhuriyet Dönemi Türk Düşüncesine Toplu Bir Bakış”  başlıklı bildirileri ile katıldı.

Kırıkkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Lisans düzeyinde “Felsefeye Giriş”, “Felsefe Tarihi”, “Sosyoloji Semineri”, “Sosyoloji Tarihi”, “Çağdaş Felsefe”, “Klasik Mantık”, ve “Toplum Felsefesi”; Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde ise “Fert ve Toplum”, “Türkiye’de Felsefe”, “Türkiye’de Sosyoloji”, “Sosyoloji Semineri”, “Edebiyat ve Estetik İlişkisi” ile “Edebiyat ve Felsefe İlişkileri” derslerini verdi. Ayrıca bir dönem, sivil toplum kuruluşlarının açmış olduğu yazarlık okullarında da Felsefe ve Edebiyat konularına dair dersler vermiştir. Lisans ve Yüksek Lisans Tezleri yönetmiştir. AKM tarafından hazırlanan “Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü” projesinin felsefe bölümü yazarları arasında görevlendirilmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı Tarafından, “Talim Terbiye Kurulu’nun Tarihçesi”ni hazırlamak üzere oluşturulan bir komisyonda, Talim Terbiye Kurulu’nda görev yapmış olan Felsefeci üyeleri (Mehmet Emin Erişirgil ve Avni Başman) yazmak üzere görevlendirilmiştir. “Türkiye’de Sosyoloji İsimler ve Eserler” adlı ortak kitap projesinde “İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu ve Mehmet Emin Erişirgil” bölümlerini kaleme almıştır (Ankara 2008). Merkezi Ankara’da bulunan “Türk Felsefe Derneği”nin “Yönetim ve Denetleme Kurulu” üyeliklerinde bulundu. Yabancı dili İngilizce’dir.

LeBa1


Doç.Dr. Levent Bayraktar’ın yayınlarından örnekler:

1-Kitap

1- Bergson’da Ruh-Beden İlişkisi, Dergah Yayınları, İstanbul, 2010

2- Felsefe ile, Aktif Düşünce Yayınları, Ankara, 2014, 2016

3- Türk Düşüncesinden Portreler, Aktif Düşünce Yayınları, Ankara, 2014, 2016

4- Medeniyet ve Felsefe, Aktif Düşünce Yayınları, Ankara, 2016

5- Felsefe ve Tasavvuf, Aktif Düşünce Yayınları, Ankara, 2016

6- Bergson, Aktif Düşünce Yayınları, Ankara, 2016

7- Cumhuriyet Döneminde Türkiye'de Felsefe, Aktif Düşünce Yayınları, Ankara, 2016

8- Bergson'dan Mustafa Şekip'e "Gülme", (Zeynep Tek ile) Aktif Düşünce Yayınları, Ankara, 2015

2- Kitapta Bölümler

1- “İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu”, Türkiye’de Sosyoloji İsimler-Eserler, (ed. M. Çağatay Özdemir), Phoenix Yay. Ankara 2008, s. 405-438

2- “Mehmet Emin Erişirgil”, Türkiye’de Sosyoloji İsimler-Eserler, (ed. M. Çağatay Özdemir), Phoenix Yay. Ankara 2008, s. 527-554

3-  “Cumhuriyet Dönemi Türk Düşüncesine Toplu Bir Bakış”, Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü Atatürk Dönemi (1920-1938), Atatürk Kültür Merkezi, Ankara, 2009, s. 529-537

4- “İdealizm”, Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü Atatürk Dönemi (1920-1938), Atatürk Kültür Merkezi, Ankara, 2009, s. 539-545

5-“Türkiye’de Bergsonculuk”, Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü Atatürk Dönemi (1920-1938), Atatürk Kültür Merkezi, Ankara, 2009, s. 547-550

6-“Pragmatizm”, Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü Atatürk Dönemi (1920-1938), Atatürk Kültür Merkezi, Ankara, 2009, s. 551-562

7-“Yeni Pedagoji Hareketleri”, Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü Atatürk Dönemi (1920-1938), Atatürk Kültür Merkezi, Ankara, 2009, s. 563-568

8-“Anadoluculuk”, Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü Atatürk Dönemi (1920-1938), Atatürk Kültür Merkezi, Ankara, 2009, s. 569-576

9-“Felsefe Tarihçiliği”, Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü Atatürk Dönemi (1920-1938), Atatürk Kültür Merkezi, Ankara, 2009, s. 619-622

10-“Mantık ve Metodoloji Çalışmaları”, Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü Atatürk Dönemi (1920-1938), Atatürk Kültür Merkezi, Ankara, 2009, s. 637-640

11-“Estetik Çalışmaları”, Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü Atatürk Dönemi (1920-1938), Atatürk Kültür Merkezi, Ankara, 2009, s. 647-650

12- “Henri Bergson”, Büyük Düşünürler, Etik Yayınları, C. 3, İstanbul, 2010, s. 513-559

 3- Makaleler

 a) Uluslararası Alan İndeksleri Tarafından Taranan Uluslararası Hakemli   Dergilerde Yayımlananlar

1-“Mehmet İzzet Düşüncesinde İnsaniyete Açılan Pencere: Milliyet”, Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, 2007/I (ICAAP, SOSIG, JISC, ULAKBİM tarafından dizinlenen Uluslararası hakemli dergi)

 b) Uluslararası Hakemli Dergilerde Yayımlananlar

1-“Bergson’da Ruhun ve Kişiliğin Temeli: Hafıza”, Lapsus, Galatasaray Üniversitesi, Felsefe ve Sosyoloji Bölümleri Dergisi, s. 95-107, Bahar 2007 / II (Uluslararası hakemli dergi)

c) Uluslararası Alan İndeksleri Tarafından Taranan Ulusal Hakemli Dergilerde      Yayımlanlar

1- “Bergsonculuğun Türkiye’ye Girişi ve İlk Temsilcileri”, Felsefe Dünyası, S. 28, s. 62-72, 1998-2 (Philosopher’s index ve Tübitak/Ulakbim tarafından dizinlenen ulusal hakemli dergi.)

2- “Albert Camus ve Yunus Emre’de Absurd Kavramı”, Felsefe Dünyası, S. 31, s. 81-102, 2000-1 (Philosopher’s index ve Tübitak/Ulakbim tarafından dizinlenen ulusal hakemli dergi.)

3- “Mustafa Şekip Tunç Düşüncesinde Model İnsanı Yaratacak Olan Eğitim Anlayışı”, Felsefe Dünyası, S. 35, s. 160-166, 2002/1 (2000 Felsefe Kongresi-Ankara’da Bildiri olarak sunulmuştur.) (Philosopher’s index ve Tübitak/Ulakbim tarafından dizinlenen ulusal hakemli dergi.)

4- “Mustafa Şekip Tunç’un İnsan Anlayışı”, Felsefe Dünyası, S. 36, s. 130-136, 2002/2 (1998 Felsefe Kongresi-Erzurum’da Bildiri olarak sunulmuştur.) (Philosopher’s index ve Tübitak/Ulakbim tarafından dizinlenen ulusal hakemli dergi.)

5- “Mustafa Şekip Tunç Düşüncesinde Bilimsel ve Felsefi Bilginin Doğası ve Eleştirisi Üzerine”, S. 48, s. 56-60, 2008/2 (Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Birinci Bilim ve Eleştiri Kongresi’nde Bildiri olarak sunulmuştur.) (Philosopher’s index ve Tübitak/Ulakbim tarafından dizinlenen ulusal hakemli dergi.) 

6-“Bir Düşünce Ekolü Olarak Anadoluculuk”, Felsefe Dünyası, S. 49, s. 69-80, 2009/1 (Philosopher’s index ve Tübitak/Ulakbim tarafından dizinlenen ulusal hakemli dergi.) 

7- “Darülfünun’da Bir Felsefe Hocası: Mehmet Emin Erişirgil”, Felsefe Dünyası, S. 50, s. 64-80, 2009/2 (Philosopher’s index ve Tübitak/Ulakbim tarafından dizinlenen ulusal hakemli dergi.) 

d) Ulusal Hakemli Dergilerde Yayımlananlar

1- “Prof. Abdullah Necati Akder”, Felsefe Arkivi, S.30, İstanbul 1997, s.19-28 (Derleme)

2- “Cumhuriyet Dönemi Türk Düşüncesinde Belli Başlı Felsefi Akımlar”, Yeni Türkiye, Türkoloji ve Türk Tarihi Araştırmaları Özel Sayısı IV, S. 46, s. 314-333, Temmuz-Ağustos 2002 

3- “Mustafa Şekip Tunç’ta Terakki Fikri”, Düşünen Siyaset, S.19, s. 227-231, 2004  

4- “Hayat Mecmuası ve Düşünce Hayatımıza Kısa Bir Bakış”, Türk Yurdu, C. 25, S. 213, s. 119-121, Mayıs 2005

5- “Bir Geçiş Dönemi Aydını: Mustafa Şekip Tunç”, Türk Yurdu, C. 28, S. 251, s. 134-135, Temmuz 2008

6- “Hüseyin Avni Başman”, Türk Yurdu, C. 29, s. 261, s. 79-83, Mayıs 2009

7- “Bir Düşünür ve Ahlakçı: Nurettin Topçu”, Türk Yurdu, C. 30, S. 280, s. 52-54, Aralık 2010

8- “Türkiye’de Felsefe ve Sosyal Bilimlerde Çığır Açan Bir İsim: Mustafa Şekip Tunç”, Türk Yurdu, C.31, S. 281, s. 184-193, Ocak 2011

9-“Türk Yurdu’nda Medeniyet Tasavvuru”, Türk Yurdu, C.31, S.282, s. 118-134, Şubat 2011

10- “Kitle İletişim Araçalarında Sergilenen Entelektüel Algısının Açmazları Üzerine”, Türk Yurdu, C. 31, S. 283, s. 134-136, Mart 2011

 

 

 

Söyleşiler

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

16540642