Hangi Medeniyet, Hangi Medine?

Müslümanların bu tavrı Cabiri’nin vurguladığı gibi tarih anlayışlarında da açığa çıkar. Onlar için tarih bir yandan değişen, gelişen bir şeydir (şehirleşir), öte yandan tarihin altın çağı olan Asr-ı Saadet dondurulmuştur, değişmez. Müslümanlar medenileşirken şehirleşmeyi değil, Asr-ı Saadete öykünmeyi hayal ederler. Sanırım, “iki arada, bir derede” kalmış olmak böyle bir şeydir. Müslümanların bundan kurtulmaları da zordur.

*****

Prof.Dr. Hasan BACANLI

Batı dillerindeki civilisation kelimesine karşılık olarak Türkçede uygarlık ve medeniyet kelimeleri verilir: Civilisation kelimesi Türkçede kullanılan sivil kelimesi ile aynı kökten gelir. Her ikisinin de kökeni Latince civis / civilis kelimesine kadar götürülür ve şehir (city ve site) kelimesi ile akrabadır. Kelimeler 1550’lerden sonra “barbar olmayan, medeni” anlamında kullanılmaya başlanmıştır. Civil kelimesi 1610’lardan itibaren (“askeri” kelimesinin zıddı olarak) “dünyevi bir şekilde düzenlenmiş” ve “yurttaşlıkla ilgili” bir anlam kazanmıştır. Kısaca kelimenin kökeninde şehir ve yurttaşlık anlamları yatmaktadır. Zıtlıklar da barbarlık ve bürokratik / askeri düzenleme ile kurulmuştur. Medeniyet ve uygarlık kelimeleri civilisation için tercih edilirken, civil kelimesi medeni veya uygar olarak değil, sivil şeklinde Türkçeleştirilerek kullanılmaktadır. Sivil “resmi olmayan” anlamına gelir ve askeri vurgusu resmiyete (bürokrasiye) ve genel olarak devlete genellenmiştir.

Civilisation kelimesine dönecek olursak, kelimenin Türkçe kökenli karşılığı uygarlıktır. Bu kelime Dil Devriminden sonra Uygur kelimesine göre oluşturulmuştur. Uygur kelimesinin kökeni konusunda ise bir sonuca varılamamıştır. Bazı kaynaklar uy- köküne dayandırmakta ise de (o zaman udgur kelimesinden gelmesi gerekir), bazıları oğuz kelimesinin bir varyantı (oğuz – uygur), bazıları ise uy (akraba) kelimesinden geldiğini (ama bu durumda -gur eki açıklanamamaktadır) belirtmektedirler. Yapılan yorumların, genel eğilim olarak, kelimenin “bir araya gelip düzenlemeler yapmak” şeklindeki anlamına atıfta bulundukları söylenebilir.

Ayrıca uygur adı ile ilgili iki toplum kastedilebilir. Biri bildiğimiz Uygurlar iken, diğeri daha eski dönemlerde yaşamış ve Uygur İmparatorluğu kurmuş bir topluluktur. Atatürk’ün bu ikinci Uygurlara dayanarak uygar kelimesini tercih ettiği, bu topluluğun da kayıp Mu kıtasından yayılan bir grup olduğu rivayetleri vardır. Ama bu rivayetler konuya (Mu kıtasına) ilgi duyanların dışında kabul görmemiştir. Bu değilse bile, tarihte bilinen Uygurların gelişmiş bir toplum oldukları ve Budizm yoluyla Sanskrit metinleri çevirerek “uygarlaştıkları” düşünülebilir. Günümüzde uygarlık daha dışsal bir ilkeler bütünü gibi bir izlenim oluşturmaktadır. Sanki medeniyet daha gündelik hayatımıza giren bir kavramdır.

Medeniyet kelimesi köken olarak Arapçadır. Kelimenin kavramsal tarihi Farabi’ye kadar götürülebilir. Farabi köy, mahalle, sokak gibi toplulukların insana has erdemleri gerçekleştirme açısından uygun ortamlar oluşturamayacaklarını, iş birliği ve iş bölümünü sağlayan toplulukların (bu topluluklar da “şehir” oluşturur) erdemli olabileceklerini öne sürer. Farabi şehri oluşturan kişilerin değerler sisteminden söz eder, bu düşünce de bizi şehirdekilerin sahip oldukları ahlak ilkeleri ve değerler sistemi olarak medeniyet anlayışına getirir. Felsefeci ve ahlakçıların (örn. İbn Sina ve İbn Miskeveyh) Farabi’nin düşüncesine katıldıkları söylenebilir.

Medeniyet İbn Haldun’da önem kazanır. İbn Haldun hadare kelimesini bugünkü medeniyet kavramı yerine kullanır ve bedevi hayatın karşısına koyar. Medenileşme anlamındaki temeddünün değerler açısından olumlu gelişmelerle her zaman bağlantılı olmayabileceğini düşünür. Buradan İbn Haldun’un medenileşmeyi gelişme olarak değerlendirdiği ama bunu her zaman şehirleşme ile ilişkilendirmediği sonucu çıkarılabilir.

Medeniyet kelimesinin kökenini araştırdığımızda medine kelimesi ile karşılaşırız. Medine kelimesi Türkçeye “şehir” olarak çevrilir. Etimolojik açıdan ise kelimenin iki kökü verilir: mdn ve dyn. Mdn kökü “şehirleşmek” anlamı taşırken dyn kökü “hesap” ve hatta “din” anlamlarına gelir. Etimoloji sözlüklerinin bu iki kök açısından kafaları karışık ise de, arabulucu bir yorum yapmak mümkün görünmektedir. Kelimenin kökü dyn’dir. Bu kök “hesap” anlamına geldiği gibi “yönetmek” anlamına da gelmektedir. Din kelimesi de buradan gelir. Fatiha suresindeki “maliki yevmiddin” ayetinin “din gününün sahibi” veya “hesap gününün sahibi” olarak çevrilmesinin nedeni budur. İnsanların davranışlarının planlanması, hesaplanması, değerlendirilmesini sağlayan kurallar bütünü olarak din anlayışı bu köke uygundur. Bu kökten türetildiğinde medine din kelimesinin mef’ulüdür (nesne halidir), “din’lenmiş” anlamına gelir. Medeni surelerin daha çok davranış kural ve ilkeleri ortaya koyması da bunu destekler. Ayrıca hatırlanacak olursa Medine şehrinin İslamiyet’ten önceki adı Yesrib’tir. Yesrib kelimesi srb kökünden gelir, o da “zarar vermek, karıştırmak” gibi anlamlara gelir. Bu olumsuz anlam ve çağrışımları yüzünden, Hicretten ve İslamiyet’ten sonra (Hz. Peygamber’in Tabe ismini önermiş olmasına rağmen) Medine denmiştir. Bu da medine kelimesinin “din’lenmiş” şeklindeki anlamını destekler.

Medine şehri Müslümanlar için şehirleşmenin de başlangıcıdır. Şehirleşme anlamındaki mdn kökü muhtemelen bu şekilde şehirleşmeye atfen türetilmiş ve kullanılmıştır. Bu iki kök konusuna şöyle bir ekleme yapılabilir: Medine kelimesine iki çoğul verilmektedir: müdun ve medain. Öyle görünüyor ki, medain dyn kökünden gelen anlamına, müdun ise mdn kökünden gelen anlamına karşılık gelmektedir. Müdun kelimesi kitab’tan kütüb çoğulu ile aynı yapıda iken medain kelimesi lk kökünden gelen melek kelimesinin melaik şeklindeki çoğulu ile aynı yapıdadır.

Bu düşünceyi destekleyen bir kanıt da Akadçadan gelir. Akadça madanu kelimesi “ilahi yargıç” anlamına gelir ve dianum kelimesiyle akrabadır. Dolayısıyla medine kelimesinin dyn kökü Akadçada da vardır. Akadça madanu kelimesinde “şehirleşme” anlamı görülmemektedir, bu da o zamanlar henüz şehirleşmenin (bildiğimiz anlamda; yaygın bir şekilde) yer almamasından ileri gelebilir. Asur dilinde de madanu şeklinde bir tanrıdan söz edilir; bu da muhtemelen “yargılayan” anlamına atıfta bulunur.

Özetle medine kelimesi özünde hesap ve din ile ilgili olarak “dine kavuşmuş ve hesaplanmış” anlamı taşır. Ancak bu anlam bu işlemlerin şehirde gerçekleşmesi nedeniyle zamanla “şehirleşme” anlamına yol açmıştır. Kısaca Müslümanlar Medine şehrinde medenileşmişlerdir; ama bu daha çok din’lenme anlamında medenileşmedir.

Müslümanların medeniyete bakışlarındaki ikircik de buradan doğar. Medine kelimesinin iki kökü olduğu gibi Müslümanların medeniyete bakışı da iki taraflıdır. Bir yandan şehirleşme ve onun getirmiş olduğu iş birliği ve iş bölümü gibi ilkelerin yanı sıra teknolojik ürünler Müslümanlarda saygı uyandırır. Bu durum medine (şehir) kelimesinin bir çağrışımsal uzantısıdır. Ancak İslam’ın medinesi mdn kökünden gelmez, dyn kökünden gelir. Bu nedenle “şehirleşme” anlamına gelmez, “din’lenme” anlamına gelir. İslam yapı olarak en azından günümüzdeki anlamda şehir dini değildir. Bu konu özel olarak incelenmesi gereken bir husus olmakla birlikte, kısaca şu örnekler verilebilir: Öncelikle İslam tarihinde şehirleşen ve bu yüzden cezalandırıldığı düşünülen kavimler vardır. Müslümanlar “binanın ve zinanın çoğalması”nın kıyamet alameti olduğu”nu düşünürler. Ashab Hz. Peygamber’in komşuyu mirasçı kılacağından korktuğunu söyler. Yani komşuluk çok önemlidir ve komşu genel ölçüye göre evinizin etrafındaki 40 evden oluşur. Günümüzde ise böyle bir ölçüyü kullanma imkân ve ihtimaliniz yoktur. Ev ev üstüne olamayacağı ile ilgili bir hadis olduğu söylenir; yani kısaca, apartman İslami değildir. Hatta Ebu Zer şehrin İslam’a uygun olmadığı gerekçesiyle bir köye taşınmıştır.

Bu yüzden Batı civilisation kelimesini şehirleşme anlamıyla barbarlığın karşısına yerleştirirken, Müslümanlar şehirleşmeyi kabul edilebilir görmedikleri için, medeniyeti din’lenmiş anlamıyla almaya çalışır ve onaylamadıkları şehirleşmeyi din’in ve dindarlığın karşısına yerleştirirler. Batı barbarlığa karşı civilisationu gönül rahatlığı ile benimserken, Müslümanlar dini tercih etmek durumunda kalırlar. Bu da medeniyet (aslında civilisation) karşıtlığı demek olur. Aslında bu düşüncenin altında Batının şehirleşmesinin (medeniyetinin) İslam’a uygun olmadığı düşüncesi vardır. Böylelikle Müslümanlar bir yandan medeniyete hayran (hem din’leşme demektir, hem de medeniyetin nimetleri güzeldir) bir yandan da düşman (şehirleşme ve bozulma demektir) olurlar. Sanki medeniyete dyn kökünden gelirse taraftarız, ama Batının civilisationu din’leşme değildir, dyn kökünden gelmez,  mdn kökünden gelir, der gibidirler. Bu düşüncelere günümüzde şehirde yaşamak durumunda kalmanın, daha doğrusu şehrin nimetlerinden yararlanmanın etkisi de eklenince, ikircik daha da büyür.

Müslümanların medeniyete karşı hem yaklaşma, hem kaçınma tavrı içinde olmalarının kökü budur. Her ne kadar medenileşmek isteseler de, aslında istedikleri Batının civilisationu değil, Medine şehrinin medeniyetidir. Medine şehrinin medeniyetinin kökeni de dyn’dir. İbn Haldun’un farkına vardığı ve kaçındığı (temeddün her zaman olumlu olmayabilir) husus da budur: Şehir her zaman dini düşünceye uygun olmayabilir, demek istemiş ve şehre karşı belirsiz bir tavır takınmıştır.

Müslümanların bu tavrı Cabiri’nin vurguladığı gibi tarih anlayışlarında da açığa çıkar. Onlar için tarih bir yandan değişen, gelişen bir şeydir (şehirleşir), öte yandan tarihin altın çağı olan Asr-ı Saadet dondurulmuştur, değişmez. Müslümanlar medenileşirken şehirleşmeyi değil, Asr-ı Saadete öykünmeyi hayal ederler. Sanırım, “iki arada, bir derede” kalmış olmak böyle bir şeydir. Müslümanların bundan kurtulmaları da zordur.

Bir gelecek hayal ve vaat ediliyorsa, bu ikircikten kurtulunması ve barbarlığın ve resmiyetin karşılığı olarak medenileşmenin tesis edilmesi gerekir. Barbarlığın karşıtı olarak şehirli, resmiyetin karşılığı olarak da topluma yayılmış (resmen empoze edilmeyen) bir yaşam düşüncesi tesis etmenin bir yolu bulunmalıdır. Yoksa cep telefonu kullanıp, ona dini programlar yükleyerek şehir din’lendirilmiş olmaz.

Bir web sitesinin tavrı bunları açığa çıkarır:

Medeniyyet… beldeleri îmâr etmek, binâlar, fabrikalar yaparak, memleketleri kalkındırmak ve fenni ve her çeşit gelirleri milletlerin hürriyetleri, râhat ve huzûr içinde yaşamaları için kullanmak demektir… İlimde, fende çok ileri olan milletlere, fen vâsıtalarını ne yolda kullandıklarını incelemeden medenî demek büyük gaflettir… Medenî insan ve medeniyyet sâhibi toplum olmak için İslâmiyet; îmân, ibâdet, iş, ahlâk ve cemiyet hayâtında uyulması gereken her şeyi bildirmiştir.

https://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Dini-Terimler-Sozlugu/Detay/MEDENIY

———————————————

Kaynak:

https://www.fikircografyasi.com/makale/hangi-medeniyet-hangi-medine

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen